DEDİKODU
NEDİR? NE DEĞİLDİR? NEDEN İHTİYAÇ DUYULUR?
Bizi oldukça az ilgilendiren şeyler hakkında konuşmaktan neden tarifsizce bir zevk alıyoruz?
Dedikodunun bu karşı konulmaz çekimi nereden geliyor?
Birçoğumuzun kullandığı bir iletişim yöntemi dedikodu… İletişim yöntemidir ama sağlıklı bir iletişim değildir.
Kendini olduğu gibi kabul edemeyen kişi, karşısındakini de olduğu gibi kabul edemez. Ama kendi yarasını bastırmak, onu görmezden gelebilmek için kolay yolu seçer ve kendini değil, karşısındakini eleştirir. Cesareti varsa yüzüne söyler, cesareti yoksa da arkasından konuşur.
Medeni ilişki ancak kendi içerisinde esenliğe ulaşmış kişilerce kurulabilir. Ancak o kişiler birbirlerini eleştirmez, yargılamaz ya da arkasından konuşmaz. Bu kişiler birbirlerinin özgürlük alanına girme ihtiyacı hissetmezler çünkü onlar kendi özgürlüklerinin zaten sahibi oldukları için bunu başkasının alanında aramazlar.
Ama diyelim ki taraflardan biri diğerini farkında olmadan rahatsız edici bir davranışta bulunursa da, bunu medenice ve yapıcı bir tutumla karşısındakine ifade ederek onda farkındalık yaratarak çözmeye çalışırlar. Gerçek ilişkiler böyle kurulup sürdürülebilir.
Peki özellikle işyerimizde bu sorun varsa ;
Öncelikle sağlıklı iletişim kanalları geliştirilmelidir.
Çalışma arkadaşlarımızı çok iyi tanımadan mesai saatleri içinde veya dışında onlarla her şey paylaşılmamalıdır.
Dedikodu konusu kendimiz isek ve bundan haberdar olmuşsak ani tepkiler vermemeliyiz. Önce sakin olup dedikoduyu yapan kişiye ya da bunu duyanlara rahatsızlığımızı anlatmalı, hislerimizi net bir şekilde ifade etmeliyiz.
Eğer yöneticiysek çalışanların merak ettikleri konularla ilgili olarak onlarla doğrudan iletişim kaynakları geliştirilmeliyiz.
Ayrıca, merak duygusunu biraz azaltıp, doğrudan “feed-back” alınacak kanallara önem vermek de gerekir. Dedikodunun feed-back olmadığını anlamak, hemen ilgili taraflarla yüzleşmeye gitmek gerekir.
Yüzleşme yapılsın ki, bir daha kimse dedikodu yapmaya niyetlenemesin…
Aile üyelerinden bazı bireyler bir araya geldiklerinde, orada olmayan diğer aile üyesi hakkında konuşabilirler. Bunda sorun yok elbette.
İki ya da üç kişi bir araya gelince, orada olmayan kişi hakkında neleri, nasıl dile getiriyor? Bu nokta çok önemlidir. Çünkü bu konuşma bile kullanılarak dedikodu yapıldı biçimine dönüştürülebilir. Kişiler son zamanlarda kenileri ile ilgili olumlu da olsa laf duymak işine geimeme gibi nedenlerle üçgenleşme oluşturup olumlu olan durumu birden kötüye kullanabilir.
Fikir alma, danışma, nasıl yaklaşacağına yönelik bilgi ve destek için yapılan konuşmalarda sakınca yoktur. Orada olmayan kişiye yönelik kışkırtıcı, suçlayıcı, ayıplayıcı, eleştirel olmayan konuşmalar yapılabilir. Pratikte kişi diğeri ile rekabet ve yüksek egolu olmak gibi yapılanmalarda hiçbir şekilde bu tarz uzlaşmalara gelmeyecektir. Bu nedenle, muhatap dışında yapılacak konuşmalarda, tarafsız kalabilecek, kışkırtıcı olmayan kişilerle konuşmaya, danışmaya dikkat etmek gereklidir. Çünkü önceden bir gruplaşma varsa ve bu farkedilmemiş ise durum daha fazla işin içinden çıkılmayacak biçime dönüşür. Duygusal bağlarla bağlı olunduğumuz ilişkilerde, tarafsız olmak kolay değildir. Aile yakınlarımız ile ilgili meseleleri konuşurken, duygusal tarafgirlik dikkate alınmalıdır. Ayrıca konuşulan kişinin niyeti de kişileri uzlaştırmak ise, işe yarar yoksa dedikodu biçimi daha fazla hareket haline geçer. Olumlu niyet başka bir DEDİKODU kurbanı olur.
Orada olmayan kişi hakkındaki olumsuz yorum ve konuşmalar neye hizmet ediyor? Pek çoğumuz, orada olmayan kişi hakkında yapılan konuşmalara” dertleşme, rahatlama, deşarj olma, derdini paylaşma” olarak yaklaşmaktayız. Oysa durum bu kadar basit değildir.
Ortamda olmayan, konunun doğrudan muhatabı olan kişi ile konuşulmadığında, sorun ne ise çözüm şansı yok edilir. En önemli zararlardan biridir bu. Yakınılan, rahatsız eden her ne ise; çözülemez. Çığ gibi büyümeye devam eder. Konuşmalara tanıklık eden ya da katılan kişilerde de birbirlerine karşı şüphe, tereddüt, güvensizlik ve kendini saklama ya da çekinme gibi duygusal sorunlar yaşanmaya başlanır.
Ortamda olmayan, arkasından konuşulan kişiye yönelik hangi duygu ve düşünceler ortaya çıkmaktadır? “dertleşme” denen konuşmalar söz konusu kişiye karşı olumsuz duygu ve düşüncelerin, olumsuz değer yargılarının ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu süreç, yani ortamda olmayan kişi hakkındaki yorum ve tespitler genellikle, zaman içinde ciddi bir eleştiri, dışlama, yalnızlaştırma ve reddetme gibi tutum ve davranışlara neden olmaktadır. “Dertleşme” konuşmaları esnasında, konuşmaya dahil olan kişiler, ortamda olmayan kişi hakkında olumsuz önyargılar edinmiş, öfke, nefret, kızgınlık gibi duygulanımları da yüklenmiş olurlar. Bu tür yüklenme duyguları oldukça sinsi biçimde işlev görür. Hiç beklemediğimiz bir anda ve yerde aniden ortaya çıkıverirler. Bir anda ortaya çıkmış gibi olan çatışma ve sorunlar aslında “dertleşme” denen davranışların sadece dolaylı sonuçları olabilir.
“Dertleşme, üçgenleşme, ittifaklaşma” denilen bu tür durumlar sonucu, aile içinde ciddi bölünmeler, gruplaşmalar, taraf ya da saflaşmalar ortaya çıkar. Aile içi bütünlük, sağlamlık duyguları zarar görür. Gruplaşmalar, çekirdek aile içinde olabildiği gibi “geniş aile” üyeleri arasında da olmaktadır.
Çekirdek aile içinde, annenin çocuklarla babaya karşı ittifakı olabilir. Ya da erkeğin kendi eşine karşı kızı ya da oğlu ile yaptığı ittifaklar söz konusu olabilir. Basit gibi görünen yakınmalar, sızlanmalar, eş hakkındaki memnuniyetsizlikler genellikle çocukların olumsuz aşırı yüklenmelerine neden olur. Çocuklar bu tür yüklenmeler sonrasında artık taraf olurlar. Annenin ya da babanın tarafını tutan çocuklarla çok sık karşılaşmaktayız. Diğer ebeveyn dışta ve yalnız bırakılmaktadır. Yalnız kalan ebeveyn suçlandıkça gruplaşma daha da netleşmektedir.
Geniş aile ile yaşanan gruplaşmalar; özellikle iki kişi bir araya gelerek diğer aile bireyi hakkında konuşmaktadır. Konuşmalar çok masum gibi görünmekle birlikte yine zaman içinde yıkıcı etkileri ortaya çıkmaktadır. Diğer aile üyesine karşı önyargı, reddetme, eleştiri, güvensizlik yaratmakta, ilişkiyi yavaş yavaş kemirmektedir.
Bu tür dedikodu, gıybet ya da ittifaklar içinde yaşamak kolay değildir. Böyle bir ilişki ortamında, aile üyelerinin birbirlerine güvenmeleri çok zordur. Haksızlığa uğramışlık, anlaşılmamışlık, incinme, uzaklaşma ve yalnızlık gibi acı verici hisler ve duygularla yüz yüze gelmek kaçınılmazdır.
Aile içi güvenilirlik, dayanışma, bağlılık, sadakat, açıklık, dürüstlük gibi değerleri korumak için aile olarak kararlar alınabilir. Ortamda olmayan kişinin rahatsız olabileceği konuşma, yakınma, dertleşme, vb, den kaçınılabilir. Başkalarıyla konuşurken, sözünü ettiğiniz kişi, sanki oradaymış gibi konuşmayı denemek gerekir. Ortamda olmayan kişi hakkında olumlu, takdir, güven, vb, ifadeleri kullanmakta sakınca yoktur. Yapılan konuşma, dertleşme asla ötekini incitecek boyutta yapılmamalıdır. Eğer kışkırtıcı bir ton varsa, aile üyeleri birbirlerini uyarmalıdır.
Arkasından konuşmama, yüzüne ifade etme kuralı daha iyi bir kuraldır. Başlangıçta incitici olsa dahi, kişiye kendini gözlemleme, düzeltme, hatasını fark etme şansı verir. Böylece gereksiz yere üçüncü kişiler devreye sokularak mahremiyet ihlal edilmemiş olur.
Sağlıklı ve güzel iletimlerle sevgiyle kalınması dileğimle.
Psikolog Fatma Üner Dolunay
İnstegram: @psikologdolunay
Mail: psk.fatma@gmail.com
Velhasılıkelam Evrensel bakış