

Kendimi ona o kadar yakın hissederdim ki. Elinde büyüdüğüm rahmetli babaannem ile aynı olan doğum tarihi ve hiç elinde büyüme şansı bulamadığım bir dedem olduğundan mütevellit ekran başında onu manevi dedem olarak addederdim çocuk aklımca. Herhalde Cumhuriyetin ilk yıllarında dünyaya gelmiş olsam olmak isteyeceğim insandı Halit Kıvanç. Özgeçmişimizdeki kısmi benzerlikler yüzünden dolayı değil sadece. ”Sen bir balıksın ve eğitim sistemi senden ağaca tırmanmanı istiyor.” sözünü o yılların imkanlarına rağmen en iyi özetleyen insan olduğu için de.
5 yaşında okumayı sökmesi ve 6 yaşında okula başlaması ile başlıyor benzer hayat hikayemiz. 3 yaş büyüğüm olan o zamanlar öğrenme güçlüğü çeken ablam sayesinde babamın diğer omzunda ben de erken öğreniyorum okuma yazmayı. Sıkılarak geçse de anasınıfım, neyse ki yaşıtlarımla kaynaşma şansım oluyor ve oyunlar dolayısıyla eğitim sisteminin kısır döngüsü olmayan anasınıfını çekilebilir buluyorum. Lakin hemşerim sayılan Serikli müdürümüz ilkokula başladığımda dahi ezilirim diye sınıf atlamamı onaylamıyor. Belki de doğrusunu yapıyor. Yıllar boyunca büyüğüm sandıklarımın yaşattıkları zorbalıkları görünce… İlköğretim birincilikle bitiyor. Derken her kadının imtihanı ergenlik. Aman kızım çok dik durma, ortaya çıkma, orana burana bakarlar, laf atarlar… Seni sadece cinsiyetin üzerinden tanımlayarak kısıtlayarak yeteneklerini körelten süreç başlıyor. Tiyatro ve doğaçlama hevesim var, derslerin diyorlar, öncelikli. Geri kalırsın. Üniversitede geç de olsa sahneyle tanışıyorum ilk deneyimimdeki tüm sakarlıklarıma rağmen. Hiçbir şeyin yaşı yok tabi de kabuğunu kırman zaman alıyor. Tam ben alıştım derken aman kızım okulu uzatırsın deniyor ve hoop uzun bir ara daha. O arada diksiyon dersi de almış oluyoruz tabi ama hitabet yeteneğimizden haberimiz yok. İlkokul öğretmenimiz okuma bayramında vermiş o sorumluluğu da, ona kalırsa anasınıfında da müsamerede bale yaptık diye balerin mi olduk yani:) Şaka bir yana erkek annesi olarak oğlum balet olmak isterse destekleyeceğimi şakayla karışık her yerde söylüyorum. Ayaklarını kafasına değdirdiğinde Tan Sağtürk diye Z kuşağıyla esprisini yaptığıma şahit olanlar vardır 🙂
Onun da hukuk fakültesini uzattığını sosyal medyada gezen yazılardan yeni öğrendim. Acaba benim kadar akrabaları ”Baban senin okulu uzatmanı beklemiyordu” demiş midir, e erkek ya okur da, uzatır da 🙂 Stajyer avukatlıkta boşanma davasına girebilmesi, hukuk eğitiminin bugünkünden ne kadar ileride olduğunu gösteriyor. Ben Ankara’da staj için kalamamıştım geçinebilir miyim alacağım ücrete diye, malum o ücreti almamız bile yasak 😀 Memuriyet sınavı sonuçlanmadan hakim yardımcısı olması da mezun sayısının azlığından dolayı iyi görünse de bıyık bırakarak atandığı yörenin şekline bürünmek zorunda kalması eninde sonunda kendimizi istediğimiz şekilde ifade edemeyeceğimiz meslekleri yapacağımızı gösteriyor hukukçu kalarak geçmişten bugüne. Tabi avukatlığı bırakma sebebinin hakimin konuşmasına izin vermek yerine önyargılı bir şekilde soru sorması da bugüne ne kadar benzediğimizi 🙂 Yıllar sonra rehberlik ve psikolojik danışmanlık okurken hocamın benden mezuniyette sunuculuk yapmamı istemesi üzerine çıktığım kürsüde kendimi bir Halit Kıvanç gibi hissetmem ve cumhuriyetin bir kazanımı olarak kadınlara her yerde fırsat verildiğini görmemse bugün özgür yorumlarından ve kadın haklarını savunduğu için ekran görünürlüğünden olan tüm kadınların ne kadar bastırılırlarsa bastırılsınlar bu alanda da bir şekilde kendilerine fırsat verildiğinde başarılı olduklarını göstermiştir.
Ahmet Akyıldız hocam ta ilkokulda ödül aldığım halde hiç üstüne düşmediğim yazarlık yeteneğimi keşfeden öğretmenlerim gibi beni nasıl gördü de bana gazetecilik teklifinde bulundu hiç bilmemekle beraber, Antalya taşrasında bana gazeteci gibi hissettirebildiği için kendisine minnettarım. Dilerim bir gün bende Nevşin Mengü ışığı gören arkadaşlardan başkaları da kendi halinde bir emekli çocuğu olarak fikirlerimin birkaç gün içinde çeşitli siyasi partiler tarafından kullanılarak oy devşirildiğinin farkına varırlar 🙂
Velhasılıkelam Evrensel bakış