Halikarnas Balıkçısı ve Sürgün Yeri Olan Bodrum’a Kazandırdıkları

“Halikarnas Balıkçısı” adıyla tanınan Türk edebiyatının önemli ismi Cevat Şakir Kabaağaçlı (1890-1973), bilindiği gibi ismi Bodrum ile bütünleşmiş / ismini antik Bodrum’dan alan bir yazar. Onu, 1925’te sürgün olarak geldiği Bodrum’un belleğinde yer edecek katkıları ve bıraktığı izler ile ülkenin ilk “çevreci”lerinden saymak mümkün. Halikarnas Balıkçısı bu katkıları ile gündeme taşınıyor.

Edebiyat tarihinde kentler ile özdeşleşmiş yazarlar vardır: Dostoyevski ile St. Petersburg, Dickens ile Londra ya da Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile Ankara, Orhan Pamuk ile İstanbul’un isminin birlikte anılması gibi takma adı “Halikarnas Balıkçısı” olan Cevat Şakir’in ismi de güney Anadolu’nun önemli bir yerleşkesi olan Bodrum ile birlikte anılmaktadır.

Günümüzde özellikle misafir ettiği magazin dünyası ile gündemde olan Bodrum kenti, sadece sahip olduğu doğal ve tarihî güzellikleriyle değil; asıl olarak kültürel değerleriyle ünlenmiş bir kenttir. Vitrivius’un överek bahsettiği kent, tarihçi Heredot’tan ney ustası Neyzen Tevfik’e kadar birçok önemli insanı yetiştirmiştir. Cevat Şakir, burada doğmuş olmasa bile sürgün olarak geldiği kentle bütünleşmiş ve kentin 1925 ile 1970 yılları arasındaki dönemini oldukça başarılı biçimde aktarmıştır.“Balıkçı’yı Halikarnas’a, Halikarnas’ı Balıkçı’ya sor” sözü, yazarın kente yaptığı katkıları ve kentin kendi üzerindeki etkilerini özetlemekte.

Cevat Şakir Kabaağaçlı sadece bir yazar olarak değil, çok yönlü bir sanatçı olarak hatta tüm yaşam biçimiyle ele alınmalı. Mavi Sürgün adlı otobiyografik eserinin yanında belki de en gerçekçi özgeçmişi, kızının ve oğlunun yazdığı kitaplardan öğrenilebilir.  Yazarın bu zengin yaşam biçiminin temeli, varlıklı, soylu ve ünlü bir aile içinde büyümüş olmasından ve dolayısıyla iyi bir eğitim almış olmasından gelmekte. Ancak Bodrum’da bulunduğu dönemde balıkçılık, bahçıvanlık ve turist rehberliği gibi ilginç işlerle uğraşmış olması da, onun insan ve doğa ile barışık olan alçakgönüllü bir kişilikte olduğunu gösteriyor. Kendisi de Bodrum’da yaşamış olan şair İlhan Berk (1918-2008), yazarın üstün gözlem ve yorum yapma yetisini, sevgiyle yoğrulmuş karakterine dayandırarak onu şu dizeleriyle anlatmakta:

Bir yaşama ustasıydın. / Ey oğlu ırmakların, uğuldayan ormanların! / Dünyayla yaşıt mıydın? Ki / Yeryüzüydü kitabın. Doğa okulundandın. Ey, Yaşamın askeri! / Ölüm nedir ki? / Ki kalsın yanısıra adın. Bir yazı kurduydun.

CEVAT ŞAKİR’İN HALİKARNAS BALIKÇISI OLUŞU

Cevat Şakir, sürgünlüğünün yarısını Bodrum’da, diğer bölümünü İstanbul’ da geçirmiş. Ancak insanları ve doğasıyla kaynaştığı kente 1928 yılında geri dönmüş ve orada yaşamayı tercih etmiştir.  Bodrum’un o günlerdeki sakinliğine rağmen buraya yeniden dönüşü ve hayatının önemli bir bölümünü burada geçirmesi, onun aslında “ıssız deniz kıyılarının ve dağbaşlarının çocuğu” olmasındandır.

Yazar, Bodrum’u çok sevdiğini “başka yerde nur içinde yatılacağına, burada nur içinde yaşanır” sözüyle hem açıkça özetlemiş; hem de birçok eserinde kentin kendisi için olan önemini farklı biçimlerde dile getirmiştir. Kendisine takma isim olarak Bodrum kentinin antik döneme ait adını seçmiş olması ise sevgisinin en önemli göstergesidir. Kendisi “Halikarnas Balıkçısı”nın asıl doğuşunu, 1959’da İzmir’den gelişinde Bodrumlular tarafından büyük bir sevgiyle karşılandığında yaşadığını anlatır:

Neyse çekildim otele, bağdaş kurdum yatağa, dışarıda ay ışığına ve belediyedeki ağaçlara baka baka canım aceba Bursa’da mı deye düşündüm… El ayak kesildi sokaklardan, geyindim, ağaçların altına gittim, rüzgarda fışıldıyorlardı. Dinledim, dinledim; içimde bütün olarak Halikarnas Balıkçısı doğdu.

Yazarın kişiliğinin gelişiminde Bodrum kentinin etkisi çok önemli. Burada, çocukluğunda kaybettiği değerleri bulduğunu ve kendini “savaşan bir general gibi” gördüğünü söyler. Ayrıca Bodrum, Halikarnas Balıkçısı’nın sanatını da etkilemiştir. Yazarın eserlerindeki konu oluşumları, çoğunlukla bu kentin özelliklerinden ortaya çıkmıştır. “En Bodrum olan yapıtlarım en sevdiklerimdir; zaten Bodrum olmayan yok ki” sözleriyle bu önemli etkileşimi kendisi de ifade etmiştir.

Hatta Bodrum yazar için o kadar önemlidir ki, 1947’de buradan ayrılışını hayatının ilk sona yaklaşımı olarak görür. “Kendi olmayan ile birleşmenin mutluluk ile özdeş olduğu” temeline dayanan hayat görüşünü üretime dönüştürerek bir doğasever olarak izlerini Bodrum’da bırakmak üzere veda ekişleri gerçekleştirir.

BALIKÇI’NIN CENNET BAHÇESİ BODRUM

Halikarnas Balıkçısı için başlangıçta bir sürgün kenti olan Bodrum, sonradan net ve iddialı hedeflerini gerçekleştireceği büyük ve verimli bir bahçeye dönüşür. O yıllardaki Bodrum’u güzelleştirme isteğini “Oraları zaten cennetti; ama içimden on kat daha cennet yapmazsam adam değilim” şeklinde dile getirmiştir.

Yazarın o günlerde hayal ederek gerçekleştirdiklerini, bugün Bodrum’un kentsel mekânlarında yaşamaktayız. Ancak asıl olarak Halikarnas Balıkçısı’nın Bodrum’dan ayrı olduğu dönemleri de kapsayan ve günümüze kadar gelen kentsel mekândaki katkılarını vurgulamak gerekir. Birbirleriyle ilişkili olan tüm bu etki ve katkıları, kentsel, mimari, peyzaj açısından ve kentin tanıtımıyla ilgili katkılar olarak gruplamak mümkündür.

Halikarnas Balıkçısı ve Mimarlık

Halikarnas Balıkçısı’nın Bodrum’la kurduğu bu farklı ve sıkı ilişki, belki de onun mimarlığa olan ilgisine dayanmakta. Bu ilgi, hem eserlerinden hem de mimari bir denemesinden açıkça anlaşılabilir. Hatta bu nitelikleriyle mimari kurama katkıda bulunduğu bile söylenebilir.

Yazar birçok yazısında, dönemin mimari gelişmelerini aktararak eleştirmektedir. Örneğin “Mimar Sinan ve İsabey Camii” isimli yazısında, mimaride Batı uygarlığının taklit edilmiş olmasını anlatır.  Bodrum’daki sürgünlüğü ile ilgili umutlarını dile getirirken “bodrum” mekânıyla Bodrum kentini karşılaştırarak farklı bir mimari okuma yapar. Gürhan Tümer, onun Bodrum’da “Kenti yapan mimar değil ışıktır, mavi gök ve mavi denizdir” tanımını, ünlü mimar Le Corbusier’nin “Mimarlık, ışık içinde biraraya getirilmiş hacimlerin, bilgili, doğru, görkemli oyunudur” tanımına yakın, ama daha üstün bulmaktadır.

Balıkçı’nın eserlerinde mekân anlatımlarındaki duyarlılığı ve özgün mimari ögeleri aktarımındaki farklılığı ise, yazarın mimarlığa olan ilgisinin bir yansımasıdır. Örneğin Deniz Gurbetçileri’nde toprak ağasının göz diktiği balıkçının kulübesini ya da Fırıncının Kızı’ndaki beyaz badanalı küçük odayı detaylandırarak, mekânsal kalite olgusunun okuyucu tarafından kolaylıkla algılanmasını sağlar.

Bununla birlikte kenti bir bütün olarak gören yazar, eserlerinde Bodrum’a ait özgün kentsel mekân bileşenlerini geçmişten günümüze aktarır. Duruşları, tipleri, yapılış amaç ve biçimleriyle geleneksel evleri, “kendini bambaşka bir dünyada bulduğu” avluları ve Bodrumluların hayat güvenceleri olan bahçeleriyle birlikte tanıtmıştır. Çardaklara yayılacak irilikte yetişen domatesleri, taş duvar üzerine asılan biber dizilerini, kilitsiz ahşap mandallı kapıları, beygirin döndürdüğü su dolabını, kaba tuzu yerde ovmak için kullanılan yuvgu taşını anlatırken, aslında kentin topografyası, jeolojik yapısı, iklimi, flora ve faunası ile ilgili bilgiler aktarır. O günlerdeki hayat koşullarının zorluklarına rağmen dış mekânlardaki yaşam zenginliğine vurgu yapar.

Bodrum’un eski sokaklarını, çınarla gölgelenen meydanlarını, çevresindeki kahve, dükkân, hamam ve hanlarını, kökleriyle musalla taşını kaldıran ağacı, hurma dallarından yapılan çardakları, geceyi öğüten yeldeğirmenlerini, heybetiyle etkilendiği Bodrum Kalesi’ni, canlı Bodrum Pazarı’nı, yalaklı çeşme başlarını, bahçelerdeki havuzları, sanki değişmemişler gibi onun sayesinde yeniden yaşayabiliyoruz.

Yazar, mimarlığa ilgisini Bodrum’da kendi yaptığı eviyle de kanıtlıyor. Hatta geleneksel Bodrum evlerinden etkilenerek aynı yöntem ve biçimlerle uyguladığı yapısı için depreme dayanıklı olduğunu düşündüğü köpürge taşlarını Datça’dan teknesiyle taşımıştır. Bununla da yetinmemiş, tecrübelerini Bodrumlu yapı ustalarına aktarmış, özellikle betonarme yapılar ile ilgili kitaplar getirterek bilgilerini onlarla paylaşmıştır.

Halikarnas Balıkçısı ve Peyzaj

Halikarnas Balıkçısı için Bodrum sadece kendi doğup büyüdüğü bir bahçe değil, bir ata mirası gibi gelecek nesillere aktarması buyrulmuş bir emanetti. Bodrum Belediyesi’nin resmî bahçıvanı olarak çalıştığı dönemde bahçesini farklı türde bitkilerle bezerken ne kendini, ne torunlarını düşündü. Aslında elleriyle dikip düşleriyle büyüttükleri, Bodrum’u yaşayacak herkesin geleceğiydi.

Yazarın birçok eserinin de ilham kaynağı olan bitki sevgisi, çocukluğundan başlayan bitki merakına dayanır.Halikarnas Balıkçısı’nın doğaya olan bu ilgisi, onun tam bir çevre dostu olduğunu gösterir. Bu niteliği ile belki de ülkemizin ilk çevrecisidir.Bodrum’da peyzajla ilgili yaptığı işler sırasında yaşadığı zorluklardan hiçbir zaman yılmamış olması da onun bu özelliğine dayanır.  Yazar, geleceği öngörme yetisine bağlı olan bu sabırlı tutumuyla diktiği tohum ve fidanların, gelişince kentin ilerideki görünümünü nasıl olumlu etkileyeceklerini hayal edebilmiştir.

Halikarnas Balıkçısı, eserlerinde bitkilerin sadece görselliklerini değil, onların geleneksel yaşam içinde nasıl kullanıldıkları ve Bodrumlular için ne kadar önemli olduklarını vurgular. Folklorik derlemelerden oluşan eserlerinin yanında, “akasyalarla süslenen gelin başları, sağlamlığından dolayı sabırlıktan yapılan çardak direkleri, savaş yokluğunda sakallı palmiyelerinden üretilen urganları, hayıt dallarından örülen balıkçı sepetleri” ile Bodrum yöresine ait folklorik değerleri günümüze iletir.

Gerçekten de eserlerinde anlatmış olduğu bu bitkilerin birçoğu, günümüzde Bodrum’un özgün kentsel mekân bileşenleri olarak korunmaktadır. (21) Örneğin dayanıklılığı, meydan okuyuşu ve ölümsüzlüğü ile kendisiyle özdeşleştirdiği ve “hayattan aldığını yine yaşama veren” sabırlıklar yol kenarlarının vazgeçilmezleridir. Yaşamın güzellik simgeleri olarak eserlerinde abartarak anlattığı “çağlayanlar gibi akan şebboylar, bulut halindeki yaseminler ve kahkahalar halinde devrilen begonviller” Bodrum’un asıl simgeleri olarak yaşamaktadır.

Bahçedeki Yeni Türler

Balıkçı, cennet bahçesi Bodrum’da bir yandan “canlılara can vermenin, ölülere can vermekten daha zor” olduğuna inanırken, diğer yandan doğa sevgisini başkalarıyla paylaşacak bir biçime dönüştürür. Yurtiçi ve yurtdışından getirttiği 25’ten fazla cins tohum ve fidanı kentin önemli yerlerine dikerek kent peyzajına katkıda bulunur. Ayrıca 18 cins kadar farklı turunçgil çeşidiyle o dönemde Bodrum yöresinde önemli bir gelir kaynağı olan narenciyenin gelişimine katkıda bulunur. Bunun yanında Kokitos ve Brehea türü tropik ağaçları ile Kıbrıs meşesi ve Akasya türü süs bitkilerini de kente kazandırır.

Balıkçının diktiği bu ağaçlardan birçoğu yıllar sonra Bodrum’un anıtsal ağaçları konumundalar. 1936’da postahane karşısına dikmiş olduğu iki okaliptus ağacı en yaşlı olanları. Büyükada’dan getirtip Belediye Binası önüne ve Kale ile Tepecik Camisi arasına diktiği palmiye ve hurma ağaçları ise onun deyimiyle kenti “zümrüt fıskiyeler gibi” süslemektedir. 1950’lerde yapılan rıhtım çalışmaları sırasında “diktiği ağaçlar telef oldu” diye yazarın Bodrumluya küstüğü söylenir, ancak bu ağaçlar taşınarak deniz kıyısına tekrar dikilmiştir.

Balıkçı’nın Bodrum’un iklimsel koşullarına uygunluğundan dolayı tohumlarını İskenderun’dan getirtip yetiştirdiği bir başka ağaç türü ise Bella sombra. Kaya gölgesi veya güzel gölge ağacı olarak da bilinen bu ağacı yazar, “insanın kendini serin ve hışırtılı büyük bir çadırın içindeymiş gibi hissettiği ve güneşin tabanca sıkarcasına vuran ışınlarından kurtulduğu” kubbeli bir mekân olarak tasvir etmektedir.

Halikarnas Balıkçısı bitkileri dikip yetiştirmekle kalmamış; cennete dönüştürdüğüne inandığı bahçesini korumak için onları hayatı boyunca takip etmiştir. Ayrıca yurtdışından getirttiği kitaplarla Bodrum’un yerli halkına edindiği bilgileri aktarmış, yerli halkı peyzaj ve tarımla ilgili bilinçlendirmeye çalışmıştır. Hatta sonradan kaybolan el yazması bir rehber kitapçık hazırladığı ve bunu Bodrumlularla paylaştığı da bilinmektedir.

HALİKARNAS BALIKÇISI VE TANITIM ELÇİLİĞİ

Halikarnas Balıkçısı’nın buraya kadar anlatılan tüm katkıları, aslında Bodrum’un tanıtımını doğal olarak sağlayan katkılardır. Ancak bunların dışında yazarın asıl olarak iki konuda yaptığı öncü girişimle kentin tanıtımına yaptığı katkı çok önemlidir.

Bunlardan biri, 1946 yılında başlatmış olduğu “mavi yolculuklar”dır. Balıkçı, Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi sanatçı dostlarıyla yaptığı deniz yolculuklarıyla hem Bodrum ve yöresini tanıtmış, hem de bu çevresiyle Bodrumlulara ve kent yaşamına entelektüel bir farklılık getirmiştir. Mavi yolculukların arkasından Bodrum, Ara Güler, Sadun Bora, Fikret Kızılok, İlhan Berk, Cevdet Kudret ve Zeki Müren gibi farklı sanat dallarından birçok insana mekân olmuştur. Hatta günümüzde halen sürmekte olan bu niteliği, kentin gündemde kalmasının bir başka nedenidir.

Halikarnas Balıkçısı’nın diğer önemli öncü rolü ise İzmir’de bulunduğu sürede yaptığı işidir. Aslında Türkiye’de rehberlik mesleğini başlatmış biri olarak sadece Bodrum’un değil, 1960’lı yılların sonunda yaptığı TRT İzmir Radyosu’ndaki konuşmaları ve yazdığı rehber kitapçıklarıyla tüm Anadolu’nun tanıtım elçisi olmuştur.Tabii ki bu iki yönlü bir ilişkidir. Gökovalı’nın dediği gibi “Ne mutlu Balıkçı’ya ki Anadolusu, ne mutlu Anadolu’ya ki Balıkçısı var.”

Balıkçı, hem bu öncü rolü hem de edebi eserlerindeki farklı anlatış biçimleriyle turizm açısından önemli olan tanıtım konusuna yenilikler getirmiştir. Örneğin onun dilinde Bodrum, “içten gelen ve uzaklaştıkça gökte masmavi olan bir türkü”dür. Yazar, 1930’lu yıllarda henüz küçük bir kasaba olan Bodrum’u “İtalya’yı gör de öl derler. Yok a canım, Bodrum’la kıyılarını gör ve yaşa” sözleriyle diğer Avrupa kentleriyle karşılaştırarak yüceltmiştir. “Engin göklerin memleketi” olan kenti, “yüz metreden denize tepe takla inen uçurumları mı isterseniz, irili ufaklı ada kümeleri mi istersiniz, altın renkli plajlar mı istersiniz? Ne istersiniz vardır burada” diye betimlemiştir. Bir yandan Bodrum’u bilinen tatil unsurlarıyla deniz, kum ve güneş üçlüsü içinde anlatmış olması; diğer yandan ise Bodrum’un “dağlarında her biri on sekiz bin portakal veren portakal ağaçları ve dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayan buhur ormanlarıyla” yani farklı özgünlükleriyle  öne çıkartması, günümüzdeki birçok reklam yönteminden daha etkili olmuştur.

Halikarnas Balıkçısı’nın hem kendi yazılarıyla hem de onun hakkında yazılmış olan eserler aracılığıyla yaptığı tanıtım önemlidir. Ancak daha da önemlisi, Bodrum’un bir dönemine ait arşivlemeyi yapmasıyla bir kent belleği oluşturmuş olmasıdır.

Yazar, eserlerinde Bodrum’da yaşadığı dönemin kentsel mekânlarına ait fiziksel özelliklerinin yanında kentteki sosyal yaşantıyı ve yörenin kültürel değerlerini yansıtır. Bodrum’un insanlarını anlamış ve hatta onlarla onlar gibi yaşamış biri olarak Bodrumlular’ın yaşam biçimlerini gerçekçi bir biçimde aktarır. Onun hikayelerinden Bodrumlu denizcinin yaşadığı ölüm acısını ya da süngercinin dönüşünü bekleyen Bodrumlu kadının özlemini içimizde hissedebiliyoruz.

Yazar, keman sesine benzeyen horoz ötüşlerinden, kırlangıçların kanat şakırdatışlarından, kumruların dem çekişinden, eşiklere uzanan nalın seslerinden, darbukayla şenlenen şahboylum türkülü pencerelerden, ayışığında parlayan mandalin ağaçlarından, deniz rüzgârının tuzlu beyazlığından, kayrak taşlarının üzerindeki suyun ferahlığından, avlusunu yıkarkenki kireç kokusundan  bahsederken ses, ışık, renk ve koku gibi mimari mekânların bütünleyicisi olan farklı algıları aktarmaktadır. Belki de eserlerindeki bu güzel sahneleri yazmaktaki amacı, sadece onları yaşatmak ya da Bodrum’un eski halini bize hatırlatmak değil; bu değerlerin gelecekte de korunmasıyla ilgili bizleri uyarmaktır.

MAVİ SÖZLÜ YAZARA (SON) BİR MERHABA

Eğer “Sanat geçici bir anın ebediyet içinde durdurulması, sanatkâr da bunu yapabildiği kadar sanatkâr” ise, “mavi sözlü yazar” Halikarnas Balıkçısı, Bodrum’un bir dönemini sonsuzluk içinde durdurmuş gerçek bir sanatçıdır.

Yazar mekânsal anlatımları ve eleştirileriyle mimarlık kuramına katkıda bulunmuş, kentin sahip olduğu kentsel mekân bileşenlerini ve geleneksel yaşamı aktararak bir arşivleme yapmıştır. Bu özgünlüklerin kentteki farklı algılamalar olduğunu, hem orada yaşayan insanlara hem de başkalarına hatırlatmıştır. Böylelikle günümüzde kimliğini yitirmekte olan Bodrum’un kentsel belleğinin bir kısmını yeniden ortaya çıkarmıştır. Yazarın başlatmış olduğu mavi yolculuklar, rehberlik hizmetleri ve eserleriyle Bodrum’u sahip olduğu tüm kültürel zenginliği içinde aktarmış olması, turizm sektöründe önemli olan tanıtım konusuna farklı bir bakış açısı getirmiş ve turizmin gelişimini sağlamıştır.

Balıkçı’nın hiçbir karşılık beklemeden çok sabırlı ve verici olmasının nedeni, Bodrum’u ve insanlarını gerçekten sevmesidir. Ancak asıl neden, gelecekle ilgili öngörülerinin çokluğudur. Bodrum’da gölgesi kalacak olanın, eserlerinde bir kahraman gibi canlandırarak aktardığı ve dostluk ilişkisi kurduğu bitkiler değil, kendi(si) sanatı olacağını düşlemiştir.

Kentte bıraktığı tüm izleriyle Halikarnas’ın Balıkçısı olmayı hakeden Cevat Şakir Kabaağaçlı sonraki kuşakları düşünmüş; ürettikleriyle ölümsüzlüğe ulaşmıştır. Ancak belki de Bodrum’a yaptığı katkıların özellikle kentin tanınmasına bu kadar fazla etkisi olabileceğini; hatta o günlerde başlayan turizm hareketinin kontrolsüzce hızlanarak çevre kirlilikleriyle birlikte yaşayan günümüzdeki popüler Bodrum’u yaratacağını düşleyememiş olabilir.

“Ötelerin çocuğu Halikarnas Balıkçısı, acaba Bodrum’u çok mu ötelere bıraktı?”

Cevat Şakir, 1973’te İzmir’de hayata veda etmiş, vasiyetine uygun olarak Bodrum’a gömülmüştür.  Yazarın adı, kentin önemli caddelerinden birine verilmiş, Bodrum Kalesi’nin girişine büstü konulmuş ve mezarının olduğu yere müze kurulmuştur. Ayrıca ölüm yıldönümlerinde anma törenleri ve yarışmalar düzenlenmektedir. Onun katkılarını unutmayan “yerlileri” ve bu katkıları çiğnememesi gereken yeni “kentlileri”yle dolu bir Bodrum’un gelecekte varolabilmesi için herkesin “ayakları üstünde sıkı durması” gerekiyor.

Bu önemli kişiliği anlamak için sadece onun eserlerini okumak yeterli olmayacaktır; aynen Bodrum’u anlamak için kenti sadece bir sahne olarak görmenin yeterli olmayacağı gibi. Onu ve onun Bodrum’unu iyi anlamak isteyenler, Balıkçı’nın doğuşunu yaşadığı ağaçların altında oturup dünyaya farklı bir “Merhaba” demeli…

hakkında Nurcan YURTTAŞ

Nurcan YURTTAŞ
İlk iş deneyimim İstanbul'da geçmiştir. Tekstil benim en sevdiğim temiz işlerden biriydi; hiç bir zaman olduğum yerde saymadım her zaman yükselmek için çok çalıştım. Tekstil Modelistlik Bölümünüü Bitirmeme rağmen masa başı işini hiç sevmedim . Tekstil de İmalat müdürlüğü yaptım çok yorucu ve zevkli bir işim vardı taki abim beni Termalle buluşturana kadar kestiğim ,diktiğim bir şeyi satabilme ve tüccarlık ruhum olduğunu keşvettim. 13 yaşımda iş söktörü ile buluşmanın avantajını hayatımda çok faydasını gördüm. girişimci olmayı başarıya giden yolu nasıl tırmanacağımı öğretti . Afyon Özgül Termalde 6 Yıl çalıştım . Oradan öğrendiğim tecrübe bugün Bodrum'da kendi işimi yapmayı sağladı . Haftanın iki günü 13-14 saat yolumuz sürerdi istanbul Afyon ne zorluktan bu güne geldim Bodrum 'da PAMİR EMLAK Patentimi aldım Gayrimenkul Danışmanlığını profesyonelce çalışma prensipleriyle hizmet vermeye başladım. Satılık Konut, Satılık Arsa ,Otel,Kat karşılığı arsa, İmarlı imarsız tarla, PAMİR EMLAK olarak kusursuz bir hizmet verebilmek için Eksiksiz doğru şeffaf bilgiylen hizmet vermek için. Herkesin bir hedefi, bir rotası olmalı öncelikle. Bu rota da dünya markası olan Bodrum’a doğru yönelmeli en doğru kararların dan biri PAMİR im. Bodrum'un her bir köşesi olağanüstü güzel olan ülkemizin en güzel tatil cenneti olan Bodrum'da kendi işimi yapmak nasip oldu. Beni Daha çok tanımak isterseniz beni takip eder misiniz. Bodrumu karış karış gezerken sizlere de her köşesinden görünmeyen bilinmeyen yönlerini görmeye hazır mısınız?..

Ayrıca Kontrol Et

FARKINDALIĞI BİLMEK

  İnsan zamanla sadece görmeyi değil,hissetmeyi de öğreniyor. Söylenenle yapılan arasındaki farkı,bakışların arkasındaki niyeti,sessizliklerin bile …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir