KARŞI ATEŞ
HATİCE FAHRUNNİSA
Ateş ateşle söner mi?
Öfke ateşi ile sönmez mesela. İstediğimiz kadar kızalım, bağırıp çağıralım hatta suçlayalım.
Sönmeyecek…
Aksine bu öfke yeni yangınlara rüzgâr olup daha da harlayacak.
Havayı aşağıda sıkıştırıp ısıtacak ve bu rüzgâr maalesef önündeki her şeyin yanmaya hazır bir yakıta dönüşmesini sağlayacak. Eğer birkaç güne kadar rahmet gelmez ise bu ateş ocağımızı söndürecek.
Allah muhafaza buyursun.
Çünkü içimizde ne varsa dışarıda görüyoruz aynını.
Zillet ateşini görüyoruz.
Zelilliğimiz içler acısı düşman karşısında.
Ve düşmanı da uzakta aramayalım hemen yanı başımızda.
Pişmanlıklarımızın ateşini seyrediyoruz. İyi bakalım. Sorumluluğunu almadığımız her durumun neticesidir bu yangınlar.
Ayrılık ateşini de gördünüz mü? Birbirimizi saygısızca eleştirilere, insafsızca suçlamalara iten o kıvılcımları.
Ayrıyız çünkü aileden, sevgiliden, dost dediklerimizden. Ümmet bilinci olmayan bakışlar bizi bizden ayıran. “Sen ve ben ayrı düşünebiliriz ancak biz kardeşiz. Bizi güzel kılan farklılıklarımız.” diyemediğimiz için görüyoruz bu yangınları.
Zihinlerin çıra gibi tutuşturduğu sinelerin yangını bu âleme yansıyan.
Abdülkâdir Geylânî Hazretleri buyurur:
“Her kap, içinde ne varsa dışarıya onu sızdırır. Senin amellerin; inançlarının delilleri, şâhitleri ve aynalarıdır. Dışın; içinin bir delilidir, şâhididir, aynasıdır… Zâhir, bâtının göstergesidir.”
Hayatta yaşadığımız olumsuz olayların izlerini iç yangını olarak taşıdığımız, kontrol edemediğimiz sürece devam edecek bu yangınlar.
Korkularla ürettiğimiz, endişelerle yellediğimiz yangınlar…
Hz. Ali (kv) “Derdin kendindendir bilmiyorsun, derman yine sendedir görmüyorsun, koskoca âlem içinde yerleştirilmiş, sen kendini hala küçük bir şey mi zannediyorsun…” derken ne kastediyordu bir düşünelim.
“Ne alakası var şimdiye dek olmadı da şimdi mi meydanı buldu?” diyenler olacak elbet.
En yalın anlamıyla bu süreç böyle başlar ve gelişir
Çok alakası var dostlar. Zamansal döngüler bu şekilde açığa çıkmasına sebep olsa da, bir düşmanın elinden çıkmış olsa da sebep her ne olursa olsun bu yangınların bizim sorumluluğumuz olduğu gerçeğini kabul edelim.
Yangınlar dahi en yalın anlamıyla böyle başlar ve gelişir
Yakar, yayılır ve enerji açığa çıkarır.
Kontrol edilmesi güç bir çığ gibi hızla ve yok ederek yürür. Bazense sinsi adımlarla. İçten içe yanarak.
Önüne aldığı her şeyi kendisine benzetir. Yanan aynı zamanda yakan oluverir.
Artık yakacak bir şey kalmayana dek devam eder, gider.
İnsan ateşin varlığı bilindiğinden beri , diğer canlılardan farklı olarak ateşi kontrol etmeyi başardığını zannetti. Ancak görünen o ki yine yanıldı. Evet, toplumsal gelişim sürecinde ateşin önemi büyüktü. Ancak yaşantılarımızı her açıdan olumlu ya da olumsuz etkiledi. Toplumlarda ateşle ilgili inanışların çeşitliliği de bu durumun sonucu. Bu yüzden de ateşe verdiğimiz anlamı yüklediğimiz manâyı değiştirmeliyiz.
Gelin bu ateş ocağımızı söndürmeden biz içimizdeki yangınları söndürelim. Tevbe ile istiğfar ile, kaygılarımızdan sıyrılarak, tam bir iman tam bir teslimiyet ile. Elimizden gelen tüm yardımı yaparak, orada çalışıp seferber olup kardeşlik bilincini artırarak yapalım bunu. Söndürelim yangınlarımızı.
İşte o zaman bizim için aile demek olan, yurt demek olan içinde ateşin yandığı üzerinde aşın piştiği “ocak” şifa olacak.
Çünkü ocak demek şifa demek.
Gelin alazlayalım bu yangını karşı bir yangın başlatıp. Önce kendi yangınlarımızı söndürelim.
Eski Türk kültüründe kullanılan alazlama bir tür şifa ritüelidir.
Yağlı bir paçavrayı tutuşturup hastanın çevresinde “alas alas” diyerek dolaştırırlar. Buna “alaslama” denir. Hastanın bu şekilde iyileşeceğine inanılır. Anadolu Türkçesinde “alazlama” şeklinde söylenen bu söz ateşle temizleme anlamına gelmektedir.
Karşı ateş ise büyük yangınlarda kullanılan söndürmede oldukça etkin bir yöntemdir. Bir kısım ormanda önündeki şeritler açılır, araçlar o bölgeye yığılır ve tedbirler tam alındığında da karşı ateşi yakılır. Büyük enerji küçük enerjiyi kendisine çeker. Çekince de rüzgâr bir nevi hafifler. Ateş ateşe, birbirine kavuştuğu anda da yanıcı kütle kalmadığı için yangın durdurulur.
“Ateşi, ağaçtan çıkaran Allah, ölüye de can verir” dostlar.
Hem belki de nefsin değil ama birliğin olmasını dileyerek yaktığımız ateş nura vesile olur ve hamlığımızı pişkinliğe dönüştürür ne dersiniz?
Ateşe bakalım.
Nasıl yanıp yaktığına…
Nasıl hâlden hâle döndüğünü ve döndürdüğünü görelim.
Vesselam…
Dip not.
Yasin suresi 80. ayette, Allah’ın yeşil bir ağaçtan ateş çıkardığı söylenir.“Şecerü’l-ahzarı nâran”, “yeşil ağaçtan ateş yaptı” sözü Marh ve Afar denilen iki ağaç için kullanılmıştır. Bu ağaçlar, yemyeşillerdir ve suları akar. Marh, çakmak gibi Afar’a sürülür ve nihayetinde ateş çıkar.
Velhasılıkelam Evrensel bakış
Gönlüne sağlık, kalemine kuvvet, nasıl güzel anlatlatmış izah etmişsin. Çok doğru. ALLAH razı olsun canım kardeşim. Önce bir kendimize gelelim .
Amin inşallah .
yüreğine sağlık.
teşekkür ederim
Bu makaleyi yazan ile yazdıran arasındaki farkı birisinin size bizatihi okumasından sonra tekrar tekrar aynı yangını yaşamaktansa bu hatırlatma ile yangınlarımı söndürecek bir denklemi kazandırdığı için yazarın zihinine düşen bu akışı rabbimin alakadar olanlara bir İKRAmı olduğunu anladım…. Teşekkürler.. Devam edin lütfen