



Rovaniemi’den yirmi dakika kadar uzaklıktaki dünyanın en ilginç otellerinden birisi olan “Buz Otel”e gidiyoruz. Kar yerden kalkana kadar hizmet veriyor Buz Oteli. Otelin bahçesine geldiğimizde rehberimiz bilgilendirme yapıyor. Sonrasında oteli geziyoruz. Otelde buzdan yataklar, duvarlarda buzdan kabartmalar, buzdan küçük bir kilise ve bir de buz bar vardı. Oda numaraları bile buzdan yazılmış! Grupça buz bara giriyoruz. Elimize buzdan bardaklar alıp fotoğraflar çektiriyoruz. Sıra odalara geliyor. Ancak burada kalınır mı diye düşünmeye başlıyorsunuz… Gece gündüz sıcaklığını – 5 derecede tutuyorlarmış. Bütün gece buzun üzerinde uyunuyor ve altınızda elektrikli battaniye var. Ayı ve geyik postlarının üzerinde yatıyorsunuz, ama buna rağmen her yer buz gibi. Dışarıya açılan tek bir pencere bile yok odada. Her birinin kapısının önünde mum yanıyor. Odalarda ve hatta otelde banyo ve tuvalet yok. Bunun için yan tarafta bulunan ana binaya gitmeniz gerekiyor. Herhalde bu soğukta bütün gece asla tuvalete gitmek istemezsiniz. Odaların kapısında sadece perde var.Perde kapalıysa odada kalan birileri var demekmiş. (Bu otelde kalmak için “çılgın olmak” gerek, ama yine de hayatımızda bir kez de olsa, deneyimlemek gerek diye düşünüyorum.) Odalar değişik ışıklarla renklendirilerek egzotik bir ortam oluşturulmuş. Sonrasında kilise kısmına geçiyoruz. Kilisenin kendisi ve içindeki her şey buzdan yapılmış. Sadece kapısı ahşap ve kapı kollarında geyik boynuzları, dışında da buzdan yapılmış rölyefler var. Kilisenin içinde dua masası, sıralar, vazo, takdis kabı bulunmakta ve bunların da hepsi buzdan yapılmış. Masallar ülkesindeki gibi. Şubat ayı sonrasında, havalar ısınınca otel eriyormuş ve her sene yeniden yapılıyormuş. Otelin bazı bölümleri bloklar hâlinde alınarak, Kuzey Buz denizine götürülüp orada saklanıyormuş.



Otelde fotoğraf faslından sonra bahçesini geziyoruz. Az ilerde geyiklerin olduğu bir bölüm var. Tülin Hocam ile oraya gidip bembeyaz bir geyik seviyoruz. Az ilerde âdeta bembeyaz bir örtüyle kaplanmış ve dantel gibi işlenmiş duran ormanı seyre dalıyoruz. Gördüğümüz her şey masallardan çıkmış gibi. Verilen süreyi kontrollü kullanıp “iglolara” doğru gidiyoruz. Etrafta bir sürü iglo ev var. İglolar 4 sıra halinde yaklaşık 20-25 tane evden yani fanustan oluşuyor. Her biri birbirinden bağımsız olan bu fanusların gece ışıkları yandığı zaman ortaya çıkan manzara hârikadır diye düşünüyorum. Iglolar gerçektende muhteşem. Yarım daire şeklinde ve tepesi yuvarlak, komple cam. Camlar paralel-meridyen şeklinde metaller ile bölünmüş. Camdan ısıtmalı bir sistem var odalarda. Yattığınız yerden ayı ve yıldızları, en güzeli de kuzey ışıklarını seyredebiliyorsunuz.

Fotoğraf ve video çekimlerinden sonra otele dönüyoruz. Otelde son akşam yemeğimiz ve sonrasında dönüş hazırlıklarına başlıyoruz. Hayal mi, gerçek mi olduğuna inanamadığımız bu masalımsı gezi maalesef son buluyor. Yine içimde büyük bir burukluk var; Türkiye’ye dönmek istemiyorum…
Velhasılıkelam Evrensel bakış