
Bazen yağmura benzetirim kelimeleri dile düşerken geç kalınmış dua gibi seslenen
İçimde boy boy gölgeler, kimsesizliğin duvarlarına yaslanınca bugün vurdum kalemi yüreğimin en kuytu köşelerine
Sesim kulaklarıma vurunca ses tellerime damla damla gözyaşıyla çiy yağdı sanki kucağıma aralayıp hayatın perdesini zaman tezgahında oynanan oyunlara baktım kızıl bir kuş can çekişiyor gagasında ahı taşıyan, kavgasında dünün izleriyle yalnızlığa koşuyoruz amansız bir fırtınanın içinde bu kadar zor mudur insanları ayırt etmeden sevmek dedim
Hüzün yağmurunda ıslanırken nice şahit acılar yağmış anaların gözlerinden, kıyıda bekleyen zalimler kurutunca maviyi.
Giden alıp götürürken yokluk torbası kefenle bedeni, kalanın ise avuçlarında ıssız bir veda sarılmış kollarına taş şapkanın altına girerken kimin sıcağı kalmış güneşin altında, yolun ilerisinde kimler varmış sonsuzluğa hangi kapı kapanmamış ki yarına.
Ey insan tozu dumana katmadan kenetlensin ayak izlerimiz
Baharı taşısın gözlerimiz dilde söküp atılamayacak diken yoktur yeter ki vuralım sevgiyi sırtımıza ay cübbesini giymeden geceyi, boyanmasın en siyaha tene toprak kokusunu düşmeden can çekişen umudu gözler sevsin istedim.
Günü dar ağacına asmadan önce.
Bilbey
Velhasılıkelam Evrensel bakış