Nasıl başlamalı cümleye, nasıl başlamalı yeni güne, nasıl yaşamalı bu hayatı? Her gün onlarca, yüzlerce soruya cevap veriyor zihnim ve her gün derinliğin daha da derini olduğunu gösteriyor ruhum. Ve her gün kalbim yeni sorularla geliyor zihnime. Ben bana misafir oluyorum da ben benle kalınca fark ediyorum ancak. Mesela, iyi-kötü, doğru-yanlış gibi kritik zıtlıkların ortadan kalktığı geniş bir alan var içimde. Ne garip, halbuki günlük hayatımı yaşarken bu kavramlar üzerinden yaşamak zorunda kaldığım o kadar an var ki. Etik ve ahlak kavramlarının ucunun ne kadar açık olabileceğini fark ettiğimden beri, ağzımla yargılıyorum tüm suretleri. Gönlüm bakmıyor bile çoğu vakit. Yapmam gereken ile asıl hissettiklerimi izleyen şuurumla birlikte yol alıyoruz. Sevmek ve sevilmek kavramları, insanı en çok yere çalan ve göğe çıkaran kavramlar, insanın can damarı aslında. Fakat bizler bunu, en çok da bunu görmezden geliriz hep. Kanımca, insan denilen yaratılmış sevmek kavramını kendi zannınca yaşıyor. Bu “Herkesin bir sevgi dili vardır. “masumiyetinde değil de, “Bana bunu-şunu yaparsa seviyordur, ya da şunu-bunu yaparsa severim. “mantalitesinde. Aslında bencil tarafını besliyor insan “sevmek “ kavramıyla. Peki sevmek nedir? İnsan sevmeyi keşfetmek için “Ben nasıl seviyorum. “ diye sormalı evvela. Sonra yüzleşmeli beklediği ve çıkardığı sevgiyle. Her sarmaşığın sarılacağı bir gövde bulunur illa. Her insan kalbini bir kalbe sarabilir mi muamma… İnsan kendi tabularını yıkmadan bir kalbi saramıyor. Ya parçalıyor, ya sararken boğuyor, ya kaçıyor, ya sürünerek kendini heba ediyor ama ilahi bir akışla dokunamıyor. “Aşk “ kavramı ise bilenin anlamadığı, yaşayanın konuşamadığı bir hal sanki. Aşk , suret ya da et-kemik değil, sadece bu cümleler çıkıyor varlığımın naçiz kelamından. Fazlası kayıtlamak, sınırlamak olacaktır. Sevgi ise yaratılmışın sınavı. Aşk ile başlayan bu sınav sevgide gösteriyor kendini. Kendine ne kadar dürüstsün, kendine ne kadar sadıksın, kendine ne kadar değer veriyorsun, kendinde ne görüyorsan aslında öyle davranıyorsun sevdiğin surete. İnsan insanı hangi değerlere göre yargılar aslında hala çözemedim. Genel olarak yargılamamayı tercih ediyorum. Ağzımla bir yargıya varsam da, o an o anda kalıyor ve gerçekliğimde barınamıyor. Bu muazzam bir özgürlük olmakla beraber, anlayış dimağı benden farklı olan bir zihinde, anlaşılmaz bir yargı oluşturacağı için gelene göre manevra yapan zihnime ben bile yetişemiyorum. “El alem ne derci olmadım fakat el alem yorucu. “ Eğer direk beni ilgilendiren bir oluşat ile karşı karşıya isem, el alem mühim değil. Kendimle beraber bir yolda yürütüyorsam insanları, o insanların onay ihtiyacı yüzünden el alemi de düşünmek zorunda kalabilirim. Aslında hikayenin sonunda, yapmak zorunda olduklarınız gerçekten zorunluluk mu? Kavramlar gerçekten sizin bildiğiniz gibi mi? Bu ve benzer birçok soruyu bir fidan gibi içinize ekmek. Kendime notlar bugünlük bu kadar olsun. Ayna size gerçeği söyleyecek…
Velhasılıkelam Evrensel bakış