Başına Gelenler mi, Onlara Verdiğin Anlam mı?
Hayat hepimize aynı soruyu sormaz. Kimi kayıplarla büyür, kimi hayal kırıklıklarıyla… Kimi hiç hak etmediği bir acının içinden geçer, kimi de yıllarca unutamadığı bir cümlenin izini taşır. İnsan, başına gelen her şeyi…
Hayat hepimize aynı soruyu sormaz.
Kimi kayıplarla büyür, kimi hayal kırıklıklarıyla…
Kimi hiç hak etmediği bir acının içinden geçer, kimi de yıllarca unutamadığı bir cümlenin izini taşır.
İnsan, başına gelen her şeyi seçemez.
Kimin hayatına gireceğini, kimin kalacağını, kimin yaralayacağını her zaman bilemez.
Bazen haksızlığa uğrar.
Bazen çok sever ve kaybeder.
Bazen elinden geleni yaptığı halde bir şey yine de olmaz.
Bunların hiçbiri insanın zayıflığı değildir.
Fakat hayatın başka bir tarafı daha var…
Yaşadıklarımız kadar, yaşadıklarımıza verdiğimiz anlam da bizi şekillendirir.
Aynı olay iki insanın hayatında aynı izi bırakmayabilir.
Biri yaşadığı acıdan sonra dünyaya tamamen kapanabilir.
Bir diğeri, aynı acının içinden geçerek kendini daha iyi tanımayı öğrenebilir.
Biri “İnsanlara güvenilmez.” der.
Diğeri “Kime güveneceğimi daha iyi öğrenmeliyim.” der.
Biri yaşadığı kırgınlığı bütün hayatına taşır.
Diğeri o kırgınlığın kendisine sınır koymayı öğrettiğini fark eder.
Olay aynıdır. Ama bakış değiştiğinde, hikayenin devamı değişir.
Çünkü bazen hayatımızı değiştiren şey, başımıza gelenlerden çok, onları zihnimizde hangi yere koyduğumuzdur.
İşte burada kendimize daha derin bir soru sormamız gerekir..
Kendi hikayenin sahibi misin, yoksa mağduru mu?
Bu soru, yaşadıklarını inkar etmeni istemiyor. Aksine, yaşadıklarını kabul etmeni istiyor.
“Evet, bana bunlar oldu.”
“Evet, canım yandı.”
“Evet, haksızlığa uğradım.”
Ama sonra bir adım daha atabilmeyi…
“Peki şimdi ne yapacağım?” diyebilmeyi.
Çünkü insanın hayatında öyle bir an gelir ki geçmişi değiştiremeyeceğini anlar.
O insanın söylediklerini geri alamazsın.
Yaşananları hiç yaşanmamış hale getiremezsin.
Kaybettiğin zamanı geri getiremezsin.
Ama geçmişin, bugünkü hayatının bütün kararlarını vermesine izin verip vermeyeceğine karar verebilirsin.
Kurban psikolojisi tam da burada sessizce hayatımıza yerleşebilir.
“Benim başıma hep bunlar geliyor.”
“Zaten kimse beni anlamıyor.”
“Ben ne yaparsam yapayım değişmez.”
“Benim hayatım böyle.”
Bu cümleler bazen yaşadığımız acının sesi gibi görünür.
Fakat sürekli tekrarlandıklarında, bizi acının kendisinden daha fazla sınırlamaya başlayabilirler.
İnsan bir süre sonra yaşadığı şeyi değil, yaşadığı şey hakkında oluşturduğu hikayeyi yaşamaya başlar.
O hikaye değişmediği sürece, hayatındaki roller de değişmez.
Oysa kendi hikayenin sahibi olmak her şeyin senin elinde olduğunu düşünmek değildir.
Hayatın sana ne getireceğini kontrol edemezsin. Fakat ona nasıl karşılık vereceğin konusunda sandığından daha fazla gücün var.
Yaşadıklarının sorumlusu olmayabilirsin, ama yaşadıklarının bundan sonraki hayatında ne kadar yer kaplayacağının sorumluluğunu alabilirsin.
Bu, kendini suçlamak değil, aksine kendine yeniden güç vermektir.
Çünkü insan bazen kendini korumak için geçmişte yaşadığı acının etrafına duvarlar örer.
Bir daha sevmemek için…
Bir daha güvenmemek için…
Bir daha incinmemek için…
Fakat bir gün fark eder ki, kendisini korumak için ördüğü duvarın içinde yalnızca acı değil, hayatın kendisi de kalmıştır.
İşte bakış açısı burada önem kazanır.
Hayata her zaman iyi tarafından bakmak değildir mesele.
Acıyı güzelleştirmek de değildir.
Yaşanan kötü bir şeyi “iyi ki olmuş” diye zorla anlamlandırmak hiç değildir.
Bazen kötü olan gerçekten kötüdür.
Bazen kayıp, kayıptır.
Bazen kırılırsın.
Bazen hiçbir açıklama yaşadığın acıyı hafifletmez.
Ama bütün bunların içinde bile kendine şu hakkı verebilirsin…
“Bunlar benim hikayemin bir parçası olabilir. Ama tamamı olmak zorunda değil.”
Aslında iyileşmenin en önemli adımlarından biri budur.
Geçmişi silmek değil, geçmişin anlamını yeniden yazabilmek…
Çünkü insan, hayatında yaşadığı her şeyi seçemez ama o yaşantılardan sonra kim olacağına dair seçimler yapabilir.
Bir gün kendini sadece başına gelenlerle anlatmayı bırakırsın.
“Beni terk ettiler” yerine “Ben yeniden ayağa kalktım” demeye başlarsın.
“Beni kırdılar” yerine “Ben sınırlarımı öğrendim” dersin.
“Kaybettim” yerine “Kendimi yeniden bulduğum bir dönemden geçtim” diyebilirsin.
İşte o zaman hikayenin dili değişir.
Hikayenin dili değiştiğinde, insanın kendine bakışı da değişmeye başlar.
Belki de özgürleşmek tam olarak budur…
Geçmişin sana ne yaptığını unutmadan, geleceğine ne yapacağına karar verebilmek.
Hayatının bütün sayfalarını sen yazmamış olabilirsin.
Bazı sayfaları başkaları yazmış olabilir.
Bazıları hiç istemediğin şekilde yazılmış olabilir. Ama kitabın henüz bitmedi.
Belki de bundan sonraki sayfaların en önemli kısmı, başına ne geldiği değil de bundan sonra kendine nasıl davranacağındır.
O yüzden bugün kendine biraz daha farklı bak.
Kendini sadece yaralarınla tanımlama.
Yaşadığın acılar seni anlatabilir ama seni bütünüyle tanımlamak zorunda değil. Çünkü sen yalnızca başına gelenler değilsin.
Sen, bütün bunlardan sonra nasıl devam etmeyi seçtiğin kişisin.
Şimdi tekrar bak…
Kendi hikayenin mağduru olarak mı kalacaksın, yoksa yaşadıklarının içinden geçip kendi hikayenin sahibi olmayı mı seçeceksin?
Dikkat et! Cevap, hayatının geri kalanını değiştirecek kadar güçlü olabilir.
Çünkü bazen hayatı değiştirmek, geçmişi değiştirmekle başlamaz.
Kendine anlattığın hikayeyi değiştirmekle başlar.
Sevgiyle 🌸
Pınar Karakoç

