Ahmet Uluçay (2 Aralık 1954-30 Kasım 2009)
Ahmet Uluçay, sinemanın bilge yönetmeni aynı zamanında senarist, yazar, şair, hakiki bir sanat insanıydı.
Kütahya’nın Tavşanlı ilçesine bağlı Tepecik köyünde doğdu.
Ahmet Uluçay , köylerine gelen gezici bir film ekibi sayesinde sinema ile tanıştı. Hayallerinin ortağı olan arkadaşları İsmail Mutlu ve Şerif Akarsu ile birlikte Kasabadaki sinemanın çöpleri arasından topladıkları kopuk film parçalarını birbirine ekleyip, birkaç saniyelik film yaptılar. Arkadaşları ile birlikte “ Tepecik Köyü Arkadaş Sinema Kulübü’nü“ kurdu. Üç senelik bir uğraş neticesinde o dönemde elektrik olmayan bir köyde kendi yaptıkları film makinası ile ahırda köy halkına küçük film gösterileri yaptılar. Uluçay “ Lumiere Kardeşler erken davrandı, yoksa sinema bizim köyde icad olurdu” demekle kendisinin sinemaya olan tutkusunu çok güzel ifade etmişti.
Eski bir kamera ile çektiği İlk kısa filmi “ Optik Düşler” den sonra Koltuk Değneklerinden Kanat Yapmak, İnci Deniz Dibinde, Bizim Köyün Orta Yeri Sinema, Epilectic Film, Minyatür Kosmos’da Rüya, Exorcise, Kaza, Uzun Metrajın Resmi gibi daha bir çok kısa metrajlı filmler yaptı, çok sayıda filmi katıldığı festivallerde ödüle layık görüldü.
Ahmet Uluçay, ilk uzun metrajlı filmini 2002 yılında çekti. Bu film Ahmet Uluçay’ ın çocukluğunun sinema serüveninden kesitlerin bulunduğu, yine üzerinde tam üç yıl çalıştığı ve senaryosunu yazarak yönetmenliğini üstlendiği, diğer kısa metrajlı filmlerinde olduğu gibi yine yaşadığı kasabada ve ilçede ve kısıtlı imkanlarla çekilmiş , hiçbir ünlü oyuncunun yer almadığı, “ KARPUZ KABUĞUNDAN GEMİLER YAPMAK ” isimli filmidir.
1960’lı yılların sonunda bir köyde yaşayan ve kasabada çıraklık yapan çocukların sinema hayallerini gerçekleştirme sevdasını oldukça içten, insancıl ve doğal , samimi bir şekilde anlatan , aynı zamanda bir o kadar da etkileyici olan film kendisine 23. İstanbul Uluslararası Film Festivali’ inde En iyi Film Ödülü, 16. Ankara Film Festivalinde En İyi Film Ödülü, 26. Montpellier Film Festivalinde En İyi Film Ödülü, San Sebastian Film Şenliği Jüri Özel Ödülü, 26. Siyad Türk Sineması En İyi Film Ödülü, Siyad Türk Sineması En iyi Yönetmen Ödülü, En iyi Senaryo Ödülü, Karadeniz Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ve En iyi İlk Film Ödülleri gibi daha pek çok ödülü kazandırdı.
Başrollerinde İsmail Hakkı Taslak, Kadir Kaymaz ve Boncuk Yılmaz’ın oynadığı film bu oyuncularına da büyük ödüller getirdi.
Ahmet Uluçay ölünceye kadar şu an bir belde vasfında olan köyünde yaşadı. Yaşadığı toprakları, köyünü, ilçesini çok seviyordu. Hayatını o günün zor koşulları ile köyde geçirmiş olmakla birlikte kendisini çok iyi yetiştirmişti ve son derece kültürlüydü. Dostoyevski’yi ezbere bilen, resim yapan, sürekli kitap okuyan, şiir, günce, senaryo , roman yazan, dergiler çıkaran, edebiyattan, bilimden, felsefeden çok iyi anlayan ve derin düşünen bilge bir yönetmendi.
Meşakkatli sinema serüvenini bilen bazı yakın çevresinin onun ölümünün ardından“ Sinema peşinde bütün hayatını feda etti” dediği Ahmet Uluçay, aslında bu sözün cevabını bir röportajında “ ben ne halt ettiğimi bilirim “ diyerek peşinen vermişti . Evet bu yolda hayatını seve seve harcadı.
O, herkese, her şeye rağmen en olmayacak hayallerin çalışarak, yılmayarak inatla gerçekleşebileceğini kanıtlamakla; düşleri, hedefleri olanlara örnek bir insan; yaşadığı şehre, köye ise büyük bir gurur oldu. Yeni yönetmen adaylarına, sanatçılara ışık oldu.
Çobanlık, kamyon şoförlüğü, hamallık, inşaat işçiliği, tavukçuluk gibi işlerde çalıştı. Kazancını, varını yoğunu çocukluk düşlerinden hiç kopmadan sinema için harcadı. Hayatı acılarla, zorluklarla geçti. “ Sinema İçin Bunca Acıya Değer mi” isimli kitabında (güncesinden, şikayetnamesinden ) sadece sinema sevdası peşindeyken değil hayatın her alanında çektiğini acılarına yer verdi.
Ahmet Uluçay aldığı onca ödüle rağmen şımarmadı, kimseyi hakir görmedi, naif ve ince ruhlu yapısını hiç bozmadı. Sinemaya ise hep aynı çocuk gözüyle baktı. “Çünkü o çocukluğundan beri zaten kendi düşleri içinde ünlüydü. “
Sinema sevdası yüzünden güç bir hayat sürdüren yönetmenimiz, bu çileyi kendisiyle beraber çeken en büyük desteği olan eşine 23. Uluslararası İstanbul Film Festivalinde aldığı en iyi film ödülünü armağan etmekle ve “ Bu filmi eşim Ayşe’ye adamıştım. Ödülü de onun adına alıyorum. Ben sinema yapmak için onu buradaki birçok insanın tanımadığı bir yoksulluğun içine ittim. O benim her şeyime katlandı. Asıl büyük yönetmen o.” demekle yol arkadaşına olan ve vefasını gösterdi.
Ödüllerle adını duyuruncaya kadar düşlerini gerçekleştirebileceğine eşi, çocukları ve birkaç kişi dışında hiç kimse inanmadı, desteklemedi.
Ahmet Uluçay 2007’ de başladığı” Bozkırda Deniz Kabuğu “ filmine sağlık sorunları nedeniyle devam etme imkanı bulamadı.
İki çocuk babası yönetmenimiz beyin tümörü teşhisiyle kaldırıldığı hastanede tedavi görürken zatürreye yakalanarak 30 Kasım 2009 tarihinde hayata gözlerini yumdu.
O sadece yaşadığı köyün, ilçenin kültürünü, yaşantısını, gerçeklerini değil bilakis uçsuz bucaksız hayalleri, gerçekte olmayan düş ürünü şeyleri, rüyaları, gölgeleri resmediyor, senaryosunu yazıyor ve filmlerini çekiyordu.
Her zaman en iyiyi başarmayı hedefliyordu. En büyük hayalinin Oscar almak olduğunu çeşitli röportajlarında söyleyen yönetmenimizin bu ödülü almak için ömrü yetmese de bu kadar imkansızlıklar içerisinde verdiği mücadeleyle, yazdıkları ile yazamadıkları ile o bizlerin gönlünde Oscar’ı çoktan almıştı.
Her ne kadar uzun bir yazı gibi gözükse de bu hakiki sanat insanımızı az bile yazdım. Mutlaka ki onun eserlerini, düşüncelerini, yazılarını, şiirlerini, biyografisini detaylı şekilde anlatan kitaplar ve kıymetli yazarlarımız, üstatlarımız da var. Benim yapmaya çalıştığım ölümünün yıl dönümünde çok değerli kıymetimizi hatırlamak ve hedeflerimize , hayallerimize onun kadar sıkı tutunalım mesajını vermekti.
Ölümünün 13. Yılında nev’i şahsına münhasır hakiki bir sanat insanı, bilge yönetmen , hemşehrimiz Ahmet Uluçay’ ı saygıyla ve rahmetle anıyoruz.
Bu yazıyı hazırlarken Tavşanlılı araştırmacı yazar Yakup Çelebi’ nın “Köyde Yaşayan Ahmet Uluçay” isimli bir kitabı olduğunu ve bu kitabı köylüleri, yakınları ile bizzat görüşerek uzun bir emek sonucunda yazdığını öğrendim. Ahmet Uluçay’ı daha yakından tanımak isteyenlere tavsiyemdir.
Yazan : Ayşe Ceyhan Düzgün
Velhasılıkelam Evrensel bakış