Ekonomi kanallarında son dakika altyazıları geçiyor; ons fiyatları rekor tazeliyor, çeyrek altın kuyrukları uzuyor, yastık altı hesapları hararetle tartışılıyor. Toplum olarak kolektif bir refleksle “altına yatırım” yapma telaşındayız. Geleceğimizi güvence altına alma arzusu, bizi sarı madenin ışıltılı güvenliğine hapsediyor. Ancak bu telaşın ortasında, gözden kaçırdığımız çok daha derin, çok daha sessiz bir “yer altı” gerçeği var: Ebedi istirahatgahımız.
Günün sonunda hepimizin yapacağı o nihai yatırım, aslında bir metrekarelik bir toprak parçasından ibaret.
İnsanoğlu, biriktirdikçe ölümsüzleşeceğine dair garip bir illüzyonla yaşar. Kasalarda saklanan bilezikler, banka hesaplarındaki rakamlar ve borsa grafiklerindeki yükselişler bize sanki zamanı durdurabilirmişiz hissi verir. Oysa hayatın en büyük ironisi şudur: Üzerine titrediğimiz o altınlar yerin üstünde kalırken, bizler her şeyi bırakıp yerin altına ineceğiz.
Bugün altının gramı üzerinden servet hesaplayanlar, yarın kefenin cebi olmadığını fark ettiklerinde en büyük “kur farkı” ile karşılaşacaklar.
Tapusuna sahip olduğumuzu sandığımız topraklar mı bize ait, yoksa bir gün bağrına gireceğimiz o kara toprak mı bizim asıl sahibimiz?
Unutulan “Yer Altı” Hazırlığı
Modern insan, emeklilik planı yapmakta usta, ancak ebediyet planı yapmakta bir o kadar acemi. Altının saflık derecesini saniyeler içinde kontrol eden bizler, acaba kendi karakterimizin, vicdanımızın ve amelimizin “ayarını” ne zaman kontrol ettik?
Gerçek bir yatırımcı, riskleri en aza indirendir. Peki, ölüm gibi kaçınılmaz bir gerçeği görmezden gelmek, en büyük yatırım hatası değil midir? Yerin üstündeki sarı altına gösterilen özenin onda biri, yerin altındaki o sessiz bekleyiş için gösterilseydi; dünya çok daha adil, çok daha huzurlu bir yer olurdu.
Mesele altın almamak ya da dünyalık birikim yapmamak değil; mesele, araç olanı amaç haline getirmektir. Altın, bu dünyada bir geçim anahtarı olabilir; fakat o sonsuz kapıyı açacak olan anahtar, biriktirdiğimiz madenler değil, biriktirdiğimiz iyiliklerdir.
Unutmayalım ki; yerin üstündeki altınlar bizi sadece konforlu bir yaşama taşır, ancak yerin altındaki o “gerçek yatırım”, bizi huzurlu bir sonsuzluğa ulaştırır. Bugün piyasaları takip ettiğimiz kadar, biraz da kalbimizin ve ruhumuzun derinliklerine baksak?
“İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.”
Uyandığımızda elimizde kalan tek şeyin, toprağa gömdüğümüz altınlar değil, toprağa ektiğimiz sevgiler olması dileğiyle…
Velhasılıkelam Evrensel bakış