Çocuklar Oyun Terapisinde Duygu Aktarımını Nasıl Yapar?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çocuklar Oyun Terapisinde Duygu Aktarımını Nasıl Yapar?

Çocukluk dönemi, duyguların yoğun yaşandığı ancak sözel olarak ifade edilmesinin henüz tam gelişmediği bir evredir. Yetişkinler iç dünyalarını kelimelerle aktarabilirken, çocuklar için oyun konuşmanın yerini alır. Bu nedenle oyun terapisi, çocuğun duygusal dünyasına ulaşmanın en doğal ve en etkili yollarından biridir.

Çocuk için oyun yalnızca bir eğlence aracı değildir. Oyun; içsel çatışmaların sahnelendiği, korkuların yeniden kurgulandığı, güçsüzlük hissinin kontrol edilebilir hale getirildiği ve bastırılmış duyguların güvenli bir biçimde dışa vurulduğu sembolik bir alandır. Terapötik ortamda çocuk, oyuncaklar aracılığıyla kendi yaşantılarını yeniden inşa eder. Ancak bunu doğrudan anlatmaz; duygularını semboller üzerinden aktarır.

Oyun terapisinde duygu aktarımı çoğu zaman sembolik oyun yoluyla gerçekleşir. Çocuk, kendi üzüntüsünü ağlayan bir bebeğe, öfkesini saldırgan bir askere ya da kaygısını kaybolan bir arabaya yükleyebilir. Burada önemli olan oyuncağın kendisi değil, o oyuncağa yüklenen anlamdır. Çocuk bilinçli olarak bir mesaj vermeye çalışmaz; ancak bilinçdışı temalar oyun aracılığıyla görünür hale gelir.

Tekrarlayan oyunlar da duygu aktarımının önemli göstergelerindendir. Bazı çocuklar aynı sahneyi defalarca kurar, aynı hikâyeyi tekrar tekrar oynar. Bu tekrar, çözümlenmemiş bir duygunun işlenme sürecine işaret edebilir. Aynı zamanda sinir sisteminin düzenlenme çabasıdır. Çocuk, kontrol edemediği bir yaşantıyı oyun alanında yeniden kurarak “Bu durum üzerinde etkiliyim” mesajını kendine verir. Özellikle ayrılık, taşınma, kardeş doğumu, hastane süreci gibi değişim dönemlerinde bu tür tekrarlar daha sık gözlenir.

Rol değişimleri de çocuğun iç dünyasına dair önemli ipuçları sunar. Çocuk bazen anne, öğretmen ya da doktor rolüne geçer. Bu roller aracılığıyla hem yaşadığı güçsüzlük duygusunu telafi eder hem de maruz kaldığı tutumları yeniden canlandırır. Güç pozisyonuna geçmek, çoğu zaman kaygının düzenlenmesine hizmet eder.

Duygu aktarımı yalnızca sembollerle değil, bedensel ifadelerle de gerçekleşir. Oyuncakları sertçe fırlatma, bir figürü sürekli saklama, kuma gömme ya da bir nesnenin üzerini tekrar tekrar örtme gibi davranışlar bastırılmış öfke, kaygı ya da korkunun dışavurumu olabilir. Bu noktada terapistin görevi davranışı düzeltmek değil, altında yatan duyguyu fark edip yansıtmaktır.

Oyun terapisinde terapist yönlendiren ya da yorumlayan bir figür değildir. Aksine, çocuğun kurduğu dünyaya eşlik eden, yargısız ve güvenli bir tanıktır. “Oyuncak çok yalnız kalmış gibi görünüyor.” ya da “Araba kayboldu ama sonra tekrar bulundu.” gibi yansıtıcı ifadeler, çocuğun duygularını fark etmesine yardımcı olur. Bu farkındalık, duygusal düzenleme becerisinin gelişmesini destekler.

Nörogelişimsel açıdan bakıldığında, erken çocukluk döneminde beynin duygusal merkezleri sözel merkezlerden daha aktiftir. Çocuk duyguyu önce yaşar, sonra adlandırmayı öğrenir. Oyun terapisi bu gelişimsel gerçeğe uygun bir iyileşme alanı sunar. Çocuk, kelimelerle ifade edemediği karmaşık iç deneyimlerini oyun aracılığıyla düzenler ve anlamlandırır.

Sonuç olarak, oyun terapisi çocuğun iç dünyasını görünür kılan bir aynadır. Çocuk korkusunu oyuncaklara aktarır, öfkesini sembollerle ifade eder, kaygısını tekrar eden oyunlarla düzenler ve kontrol duygusunu oyun içinde yeniden inşa eder. Yetişkinler konuşarak iyileşir; çocuklar ise oynayarak.

hakkında Mürvet KARA

Mürvet KARA
🎈Psikoloji bölümü ve klinik psikoloji yüksek lisans mezunıyum 🎈 Alanım çocuk ve ergen 🎈Eğitimlerim 🦋Moxo dikkat testi 🦋kısa süreli çözüm odaklı terapi 🦋Bilişsel davranışçı terapi 🦋Montessori eğitimi 🦋Oyun terapisi uygulayıcı eğitimi 🦋Çocuk değerlendirme testleri 🦋Aile danışmanlığı

Ayrıca Kontrol Et

TİTANİK RİSK ANALİZİ …

“En İyisini Ümit Ederken, En Kötüsüne Hazırlanın!”  “Denizde kırk seneye yaklaşmış olan deneyimimin tamamen olaysız …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir