AYSEL AKKANAT
HIZLI OKUMA EĞİTMENİ- GAZETECİ- YAŞAM KOÇU
Odanın içinde loş bir ışık var.
Bir köşede, eskimiş bir sandalye… Üstünde sessizlik oturuyor sanki.
Her şey yerli yerinde, bir tek ben fazlayım.
Beni başkalarının hikâyeleriyle oyalıyorlar.
Televizyonda bir yüz, radyoda bir ses, masada açık kalmış bir kitap…
Hepsi bana ait olmayan hayatların yankısı.
Benimkini kimse sormuyor.
Sorsalar bile, anlatacak cesaretim yok artık. Çünkü her cümle, bir yara izi gibi kabuk tutuyor dilimde.
Ama içimde bir yer var, kimsenin bilmediği.
Orada hiçbir şey unutulmuyor.
Bir bakış, bir dokunuş, bir kelimenin titremesi bile yer buluyor kendine.
Bazen gece sessizliğinde hepsi birden uyanıyor.
Kafamın içinde sesler çoğalıyor, yüzler karışıyor birbirine.
Ve ben, yeniden o anların içine düşüyorum.
Unutmak istedim. Defalarca.
Kendimi sıfırdan yazmak, hafızamı yıka yıka temizlemek istedim.
Ama olmuyor.
Hafıza bazen bir lütuf değil, bir lanet gibi yapışıyor insana.
Benimkisi de öyle.
Bir gün, hepsini hatırlayacağım.
İsimleriyle, sesleriyle, dokunuşlarıyla…
O zaman, beni susturan herkes anlayacak;
Hafıza sadece bir hatırlama değil, bir direniş biçimidir.
Sessizliğim bile beni ele verecek o gün.
Ben, sadece bir cümle söyleyeceğim içimden:
“Ben unutmadım.”
Velhasılıkelam Evrensel bakış