Günümüz dünyasında her şeyin “görünür” olması makbul sayılıyor. Yediğimiz yemekten, yaptığımız yardıma kadar her anı dijital bir vitrine dönüştürme telaşındayız. Oysa bizim kadim kültürümüzde iyilik; sessizdir, derindir ve en önemlisi gösterişten uzaktır. İşte bu asil duruşun en somut örneği, fırın köşelerinde yaşayan “Askıda Ekmek” geleneğidir.
Askıda ekmek, sadece bir sosyal yardımlaşma projesi değildir. O, veren elin alan eli görmediği, alanın mahcup, verenin ise mağrur olmadığı bir “incelikler manzumesi”dir. Fırına girip “İki ekmek, biri askıya” dediğinizde, aslında sadece bir somun ekmeğin ücretini ödemezsiniz; bir kardeşinizin onurunu incitmeden onun sofrasına ortak olursunuz.
Müslüman olmanın ve insan kalabilmenin temel şartı, kendimiz için istediğimizi kardeşimiz için de istemektir. Komşusu açken tok yatmayı reddeden bir medeniyetin mirasçıları olarak bizler, askıya bıraktığımız her ekmekle aslında toplumsal barışı ve güveni yeniden inşa ediyoruz. Bu eylemde ne bir reklam vardır ne de bir minnet beklentisi. Sadece Allah rızası ve insan olmanın getirdiği o yüce sorumluluk duygusu hakimdir.
Modern dünya yardımlaşmayı çoğu zaman bir “lütuf” gibi sunar. Oysa bizim inancımızda yardım etmek, zenginin fakir üzerindeki bir üstünlüğü değil, ihtiyaç sahibinin o maldaki hakkının teslim edilmesidir. Askıda ekmek bu hakkı teslim ederken:
Gizliliği esas alır,
İhtiyaç sahibinin haysiyetini korur,
Dayanışmayı bir “şova” dönüştürmez.
Askıda bırakılan o ekmek, aslında toplumun vicdanıdır. Eğer bir mahallede askıda ekmek varsa, orada kimse yalnız değildir. Orada merhamet hala tazedir ve insanlık sönmemiş bir kandil gibi yanmaya devam ediyordur.
Unutmayalım ki; ekmeği paylaştığımızda karnımız değil, ruhumuz doyar. Ve dünya, biz paylaştıkça çok daha yaşanılır bir yer olur.
Velhasılıkelam Evrensel bakış