İnsan ne zaman kendini ertelemeye alıştı? diye soruyorum bugün. Kendini erteleme hali, modern insanın en sessiz alışkanlıklarından biri. İnsan ne zaman kendini ertelemeye başladıysa, o günden beri iç sesini duymakta zorlanıyor. Bir süredir şunu fark ediyorum: İnsanlar hayatlarını ertelemiyor gibi görünüyor ama kendilerini sürekli sonraya bırakıyor. Yapılması gerekenler yapılıyor, sorumluluklar yerine getiriliyor, günler dolu dolu geçiyor. Ama insanın kendiyle kuracağı temas hep başka bir zamana öteleniyor. “Şimdi sırası değil”, “biraz daha toparlanınca”, “şu dönem geçsin” cümleleriyle içimizdeki asıl ihtiyaçlar sessizce beklemeye alınıyor. Yorulduğumuzu biliyoruz ama dinlenmeyi erteliyoruz. Kırıldığımızı hissediyoruz ama bakmayı sonraya bırakıyoruz. Kendimize dönmek için hep daha uygun bir zaman varmış gibi davranıyoruz. Hayat akıyor, evet; ama insanın kendisi, o hayatın biraz gerisinde kalıyor. Sanki her şey yolunda giderken, içimizde bir yer yavaş yavaş ihmal ediliyor; sesini kısmaya, isteklerini fısıltıya çevirmeye başlıyor.
Belki de kendini ertelemek, insanın kendi sesini duymaktan kaçmasıdır. Çünkü durduğumuzda, sustuğumuzda ve gerçekten dinlediğimizde ortaya çıkan şey her zaman kolay değildir. Ne istediğimizi, neye ihtiyacımız olduğunu, nerede yorulduğumuzu fark etmek cesaret ister. Bu çağ, bizi sürekli dışarıya bakmaya alıştırdı; hedeflere, yapılacaklara, yetişilecek yerlere… Oysa insanın asıl ihtiyacı bazen daha az yapmak değil, daha çok duymaktır. Kendi sesini. İçinden geleni. Sessizce söylediği ama sürekli ertelediği o ihtiyacı. Belki de bugün, sadece bir an için durmayı denemek yeterlidir. Olduğun yerde çevrene bakmak… Bir ağacı, bir bulutu, pencereye vuran ışığı fark etmek. Hiçbir şey yapmadan, hiçbir yere yetişmeden, sadece orada olmak. Çünkü insan kendini erteledikçe yönünü kaybediyor; pusula içeride duruyor. Ve belki de durup kendimize sormamız gereken soru şudur: Biz ne zamandır kendi sesimizi susturuyoruz? Ve bu kadar zamandır kendimizi dinlemeden yaşarken, gerçekten neye ihtiyacımız olduğunu biliyor muyuz?
Velhasılıkelam Evrensel bakış