Duyarsızlık : Sessizce Yayılan Toplumsal Salgın

Duyarsızlık: Sessizce Yayılan Toplumsal Salgın

 

Her şey hızla akıyor ve biz bu hıza yetişmeye çalışırken ruhumuz geride kalıyor. Gördüğümüz, yaşadığımız her şeyi yüzeysel bir hızla tüketiyoruz. Bir acı haberi alıyorsunuz, belki bir deprem, belki bir kayıp. Henüz o haberi sindiremeden, sosyal medya sizi bir sonraki görüntüye sürüklüyor: bir eğlence videosu, bir dans, bir komedi. Duygular birbiri ardına sıralanıyor ve siz hangi duyguda kalacağınızı şaşırıyorsunuz.

 

Artık her şey yüzeysel ve anlık:

 

 • Anlık acılar,

 • Anlık sevinçler,

 • Anlık ilişkiler…

 

Peki, bu duygusal kopuşun bizi nereye götürdüğünü fark ediyor muyuz?

 

Kendini Sevmek mi, Duyarsızlaşmak mı?

 

Bir yandan da her yerde aynı mesajla karşılaşıyoruz: “Kendini sev, kendine değer ver.” Ancak bu çağrıyı gerçekten doğru anlıyor muyuz? Kendini sevmek, başkalarının acılarına göz kapatmak mı? Sadece kendi mutluluğuna odaklanıp, başkalarını görmezden gelmek mi?

 

Sosyal medya, “kendini sev” algısını yanlış bir şekilde sunuyor. Başkalarının duygularını anlamaktan çok, sadece kendi duygularımıza odaklanmamız gerektiğini öğütlüyor. Bu anlayış, bizleri daha bencil, daha duyarsız bireyler haline getiriyor.

 

Oysa kendini sevmek, yalnızca kendi ihtiyaçlarına odaklanmak değildir. Gerçekten kendini seven bir insan, başkalarının duygularını da görebilir, onlara saygı duyabilir. Empati kurmak, yalnızca başkaları için değil, kendi ruh sağlığımız için de gereklidir. Çünkü insan, başkasına dokunduğunda kendini bulur.

 

Popüler Kültürün Sosyal Yazılımı

 

Sosyal medya, popüler insanların öğretileriyle adeta bir “sosyal yazılım” yarattı. Artık dikkat çekmek için her şey yapılır oldu. Gerçekten yaşananlar, gerçekten hissedilenler değil, “dikkat çeken” konular önemli hale geldi.

 

Bir süre önce kimse üzerinde düşünmediği kavramlar şimdi ters köşe olarak karşımıza çıkıyor ve bu içerikler hem sosyal hayatımıza hem de ticaretimize yansıyor.

 

Reklamlar bile artık acı ya da sevinç üzerinden değil, “kendini mutlu et” mesajı üzerinden dönüyor. Bu durum, toplumda halden anlamayı, empatiyi ve ortak değerleri zayıflatıyor. Daha duyarsız, daha bencil, daha yalnız bireyler haline geliyoruz.

 

Duyarsızlık: Toplumsal Bir Salgın

 

Bu duyarsızlık bir toplumsal salgına dönüşmüş durumda. Bir zamanlar “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” gibi değerlerimiz vardı. Şimdi komşunun acısını görmek şöyle dursun, sosyal medyada başkalarının mutsuzluğunu bile eğlenceye dönüştüren bir kültürle karşı karşıyayız.

 

Halden anlamak, bir insanın en önemli erdemiydi. Şimdi ise “önce ben” düşüncesi her şeyin önüne geçti. Başkasının acısını anlamak, dinlemek, yanında olmak bir yük gibi algılanıyor. Ama unuttuğumuz bir şey var: Biz başkalarının duygularını görmezden geldikçe, bir gün bizim de duygularımız görülmez olacak.

 

Gerçek Kendini Sevmek Nedir?

 

Kendini sevmek, yalnızca kendine odaklanmak değil, başkalarının hayatına da dokunabilmektir.

 

 • Bir yaraya merhem olabilmek,

 • Bir acıyı paylaşabilmek,

 • Bir insanın zor gününde yanında durabilmek…

 

Gerçek sevgi, başkalarını da içine alır. Çünkü insan, sadece kendine dönerek değil, başkalarına değer vererek de büyür.

 

Belki de bu toplumsal duyarsızlık çağında, en çok ihtiyacımız olan şey empatiyi yeniden hatırlamaktır. Birbirimize uzattığımız eli geri çekmeden, acılarımızı da sevinçlerimizi de birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız.

 

Duygularımızı kaybettikçe insanlığımızı kaybediyoruz. Ve belki de gerçek mutluluğa ulaşmanın yolu, sadece kendimizi değil, başkalarını da sevebilmekten geçiyordur.

hakkında Serap BİNGÖL

Serap BİNGÖL

Ayrıca Kontrol Et

TİTANİK RİSK ANALİZİ …

“En İyisini Ümit Ederken, En Kötüsüne Hazırlanın!”  “Denizde kırk seneye yaklaşmış olan deneyimimin tamamen olaysız …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir