
”Bir yazının temel kuralı, kendini ilk satırdan okutturmaktır. ” demiştir ilk kadın gazetecilerimizden Suat Derviş. Bilgekul ne demek ister de bunları ima eder acep?
”Gazetecilikte gerçeği söylemek ve şeytanı utandırmaktan daha yüksek bir yasa olamaz. ” demiştir Walter Lippmann. Bu da benim hukuk kariyerime hitap eden ironik bir söz olmalı ki tehdit edildiğim bir dava nedeniyle iki yılı geçkindir neyin nasıl reklamını yaptığımı anlayamadığım bir şekilde Adalet Bakanlığı tarafından soruşturma izni verilmemişken Uğur Mumcu Onur Ödülü(!) veren bir meslek kuruluşu tarafından dosyam aylardır yönetim kurulunda bekletilerek yargılanıyorum. Bizim baromuzun kaç katı sayısında avukat olan barolarda sosyal medya hesaplarından özel şoförlü Mercedeslerde çekim yapan arkadaşlar takipsizlik alıyor, her fırsatta medyada ilgili ilgisiz demeç veren hiçbir arkadaş reklam yapmıyor da ben yapıyorum. Sahi bu kadar çok ekran önüne çıkma fırsatı bulan insan varken münferit bir olayla tek bir kez ekrana gelmiş olan ben kimin oyununu bozuyorum da sadece görevimi yaşarken yapmak istediğimden kitlesel bir düşman kazanmış oldum merak ediyorum 🙂
”Gazetecilik asla sessiz olamaz: bu onun en büyük erdemidir ve en büyük hatasıdır. ” demiştir- Henry Anatole Grunwald. Sanırım hatam ses çıkaramayacağımı sananlara inat artık sessiz kalmayı bırakarak tepki göstermem oldu. Mafyalarla görevim nedeniyle süren hakaret davamın halen devam ettiğini bilen biliyor.
”Gazetecilik sonuçlarla ilgilidir. Topluluğunuzu veya toplumunuzu en ilerici şekilde etkilemekle ilgilidir.” demiştir Anas Aremeyaw Anas. Sanırım hazmedilemeyen de bu oldu. Benim rol yapmayan sahici tavırlarım bazı yapmacık bünyelere ağır geldi. Başından beri gerçeği ve kişilik yapımı bildiği için patlayacak noktaya gelene kadar sukunetimi koruyacağımı düşünen bünyeler patlayacak noktayı silahla kendileri yapacak sandılar ancak yanıldılar.
”Gazeteciliği gerçekten ciddiye alıyorlar çünkü bu gücün ne olduğunu ve olabileceğini biliyorlar.” demiştir Christiane Amanpour. Bir şeyler dillendirilmediğinde üstü örtülür zannederek o örtüleceklerin arasına birkaç ceset eklemeyi göze alacak şeytanlar vardı. Bir yere kadar yol arkadaşlığı yaptığımız gazeteci dostlar ve yakınları. Ve hiçbir şeyden korkmayan, insanlığı tirajından çok daha yüksek Velhasılıkelam-Evrensel Bakış.
Evrensel bakıyoruz da biraz da yerelden gidelim. Kalemi yüzünden kurban edilen milletimizden simalar da var.
‘‘Eğer biz gazeteciler doğru bildiklerimizi yazmayacaksak neyi yazacağız?” demiştir Ahmet Samim. Gayet de samimi. Benim tarzımı hazmedemeyenlerin asıl hazmedemediğinin benim samimiyetim olması gibi.
”Ben gazeteciyim. Ben yazmazsam, o yazmazsa kim yazacak?” demişti Çetin Emeç. Mahkeme evrakına giren iki sayfalık tehdit edildiğim beyanını aylar boyunca hiç ciddiye almayarak bıçak kemiğe dayanınca feryat etmeme rağmen sorgusuz sualsiz beni suçlayan kimi sinsiler gibi.
Halbuki bakınız Ahmet Emin Yalman ne diyor: ”Milletlerin ihtiyacı, mevcut bir kötülüğün örtbas edilmesi ve ortalığın uyuşturulması değil; açığa vurulması, teşhis ve tedavi edilmesidir.” Bunu ihtiyaç olarak görmeyenler bu işten çıkar sağlayanlar olsa gerek ki durumdan aşırı rahatsızlık duydular.
Yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bundan yüz yıl önceki sözleri yazımı sonuca bağlamakta ki bazı olayların neden haber yapılması gerektiğini ve haberde nelerin konuşulması gerektiğini en iyi ifade eden metinler bunlar: ”Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hülasa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir. (1922)”
Gazeteciler, kanunun ve umumun menfaatlerinin aksine muamelelere şahit ve vakıf oldukları takdirde gerekli yayında bulunmalıdır. (1923)
Selda Bağcan söyledi, Atatürk gerekli gördü, ben de Bilge Hatun’un bana verdiği yetkiye dayanarak bu yazıda reklam yasağına aykırılık değil hukuka aykırılığa başkaldırı olduğunu gördüm ve kendi vicdani muhakememden kendimi akladım diyerek halen açığımı arayanlara bu kadar dolanmayı Kabe’nin etrafında deneseydiniz cenneti garantilemiştiniz diyerek arzı endam ediyor ve gülüyorum. Gazeteciler günümüz kutlu olsun 🙂
Velhasılıkelam Evrensel bakış