Bir gün doğum gününü kutluyorsunuz, ertesi gün ölüm haberiniz geliyor…
Genç yaşta kaybettiğimiz oyuncu Ece İrtem’in ardından yine aynı soruyu sordum kendime: Hayat gerçekten bu kadar kısa mı?
Daha yolun başında sayılacak bir yaşta, hayalleri, projeleri, umutları olan bir insan aramızdan ayrılıyor. Kendisini birçok kişi “Kızılcık Şerbeti” dizisindeki Işıl karakteriyle tanıdı.
Röportajlarında zaman zaman yaşadığı zorluklardan, iş beklediği dönemlerde çektiği
sıkıntılardan söz ediyordu. Tam yeni projeler için anlaşmalar yaptığı, geleceğe umutla baktığı bir dönemde gelen bu acı haber sevenlerini yasa boğdu.
Sonrasında annesinin yaptığı açıklamalarda, yaşadığı ruhsal sıkıntılar nedeniyle tedavi gördüğü ve ilaç kullandığı da konuşuldu. Ne yazık ki günümüzde genç yaşta birçok insanın görünmeyen yükler taşıdığı bir gerçek. Gülen yüzlerin, başarılı görünen hayatların arkasında çoğu zaman bilinmeyen mücadeleler yaşanıyor.
“Hayat, yarına erteleyenlere bazen hiç fırsat vermiyor.”
Ama beni üzen sadece bu olmadı…
Sosyal medyada yapılan bazı yorumları görünce bir kez daha sordum: İnsanoğlu, sen ne zaman bu kadar vicdansız oldun?
Canlandırdığı dizideki karakterin, senaryo gereği başka bir karakterin ölümüne neden olan sahneleri üzerinden yapılan yorumları görünce gerçekten şaşırdım. O bir roldü. Bir senaryoydu. Bir kurgu dünyasıydı.
Giden ise gerçek bir insan…
Hangi dizi, hangi karakter, hangi senaryo geri getirebilir onu? Biraz edep yahu…
Biraz vicdan…
“Vicdanını kaybeden insan, insanlığının en değerli parçasını da kaybetmiştir.”
“Bir rol kötüdür diye onu oynayan insan kötü olmaz; bunu ayırt edemeyenler asıl sorgulanması gerekenlerdir.”
Gelelim başka bir acıya…
Seren Serengil’in yıllardır can yoldaşı olan köpeğini kaybetmesi bazı çevreler tarafından yine eleştiri konusu yapıldı.
Oysa sevginin ölçüsü mü olur?
Sevmek sadece iki ayaklılara mı mahsustur?
Bir canla yıllarca aynı evi paylaşan, onunla uyanan, onunla yaşayan insanlar bilir. Bazen bir hayvan dostunuz aileden bile öte olur. Seren’in gözyaşlarını, onu son kez sevdiği denize götürmesini yadırgayanları anlamakta gerçekten zorlanıyorum.
Biz de kızımla yürüyemeyecek hale gelen Sakız kızımızı son günlerinde havlusuna yatırıp sahile taşır, denize sokardık. Çünkü denizi seviyordu. Son nefesine kadar onu mutlu etmeye çalıştık.
Bunun nesi garip?
Bana göre garip olan insanların sevgisini sorgulamak…
“Sevginin ayak sayısı olmaz; yüreği olur.”
Herkes acısını kendi yüreğinin diliyle yaşar.
Bırakın insanlar vedalarını istedikleri gibi yapsınlar.
“Bir canı uğurlarken dökülen gözyaşının türü olmaz; acının dili ortaktır.”Hafta sonu Antalya-Kemer yolunda yaşanan korkunç kaza ise adeta hayatı durdurdu.
Bir TIR’ın virajı alamayarak karşı şeride geçmesi ve seyir halindeki aracın üzerine düşmesi film sahnesi gibiydi ama ne yazık ki gerçekti.
Saatler süren kurtarma çalışmaları, kilometrelerce araç kuyruğu, yollarda mahsur kalan insanlar…
Kemer’den öğle saatlerinde çıkanların Antalya’ya ancak akşam ulaşabildiği bir gün yaşandı. Aynı gün tüneller bölgesinde yaşanan zincirleme kazalar da cabası…
Yağmur, hız ve dikkatsizlik birleşince sonuç yine üzücü oldu.
“Trafikte hız birkaç dakika kazandırır, dikkatsizlik ise bir ömrü alabilir.
Bu arada Kemer’de düzenlenen boks organizasyonuna da değinmeden geçemeyeceğim. Saat 19.00 diye duyurulan etkinlik için insanlar Cumhuriyet Meydanı’na geldi.
Bekledik…
19.30 oldu…
Bekledik…
20.00 oldu…
Yine bekledik…
Derken organizasyon ancak saat 21.00’e doğru başlayabildi. Eğer etkinlik 21.00’de başlayacaksa bunu baştan söyleyin.
İnsanları iki saat boyunca yüksek sesli müziğin altında bekletmenin adı organizasyon değil, saygısızlıktır.
Kimsenin insanların zamanını çalmaya hakkı yoktur.
“İnsanların zamanına saygı duymayanlar, aslında insanın kendisine de saygı duymuyordur.”Dünya Kupası için hazırlanan marşlar da günlerdir konuşuluyor. Benim için hâlâ çıta çok yüksekte.
Yıllar geçse de Tarkan’ın yaptığı marşın yarattığı heyecan ve etki kolay kolay aşılabilmiş değil.
İnsanlar büyük umutlarla ekran başına geçti ama beklentiler tam anlamıyla karşılanamadı. Canlar sağ olsun…
Belki bir sonrakinde.
İyisiyle kötüsüyle haftaya başladık, yarısını bile geride bıraktık. Bir yanda genç yaşta gelen ölümler…
Bir yanda sevgiyi anlamayanlar… Bir yanda trafik çilesi…
Bir yanda organizasyon eksiklikleri… Bir de Kemer’in hali var…
Sezon başladı ama çarşılar beklenen hareketliliği yakalayamadı. Esnafın yüzü gülmüyor. Sokaklar geçen yıllara göre daha sakin.
“Umut, kaybettiğimizde değil; vazgeçtiğimizde tükenir.”
Umarım önümüzdeki günler hem turizmciye hem esnafa nefes olur. Çünkü herkesin buna ihtiyacı var.
Ölümlerin ardından alay edenleri, sevgiyi küçümseyenleri, insanları saatlerce bekletmeyi normal görenleri gördükçe aynı soruyu soruyorum:
Biz ne zaman bu kadar duyarsız olduk?
Bir genç kadın aramızdan ayrılıyor, sosyal medyada senaryolar konuşuluyor… Bir insan can yoldaşını kaybediyor, sevgisi yargılanıyor…
Yollarda insanlar ölümle burun buruna geliyor, birkaç gün sonra unutuluyor…
Oysa biraz vicdan, biraz anlayış, biraz saygı bu kadar zor olmamalı. Çünkü insanı insan yapan ne makamıdır, ne parasıdır, ne de ünüdür… İnsanlığıdır.
Ve galiba bugünlerde en çok eksikliğini hissettiğimiz şey de tam olarak budur
Velhasılıkelam Evrensel bakış