İlgili Makaleler
Uzak kandaşlarımız var bizim: Finler, Kızılderililer, Sibirya bölgesinde kalan akrabalarımız, Japonlar, İskandinav halkları. Çok uzak geliyor değil mi? DEĞİL. Bu konuda dilbilim ve genetik alanında önemli çalışmalar mevcut. Örneğin, Fin-Ugor dillerinin kökenlerini inceleyen The Uralic Languages (Abondolo, 1998) adlı eser, bu halkların dil yapılarındaki köklü bağlantıları ortaya koyuyor. Ayrıca genetik araştırmalar, Türk halklarının ve bu uzak toplulukların ortak kökenlerini destekliyor (Wang et al., 2018).
Bağımız, zaman açısından o kadar eski ki, unutmaktan öte baştan öğrenmemiz gerekiyor. En eski yazı dillerinden biri Göktürkçedir ve dilimiz Güneş Dilidir. Kişi hangi dili konuşursa konuşsun, altından ya Türk kökeni çıkar ya İngiliz (Haak et al., 2015). Yani düşündüğümüzden çok daha eski bir medeniyetiz. Daha da önemlisi, şu anki halimizden daha bilinçli olduğumuz çağlar var.
Çeşitli localar, bizim tarihimize bizden daha iyi hakim oldukları için, bize bizi unutturdular (Kurt, 2016). Türkler sadece bir ırk değil, yaşayan bir şuur ve kandır. Metafizik yeteneklerimiz hep vardı. Daha çok dişil enerjide ortaya çıkan bu yetenek, eril enerjide savaşma kabiliyeti olarak açığa çıkmıştır.
Tanrının varlığını, baştan öğrenmeye ihtiyaç duymayan, zaten yaratıcının frekansına bağlı bir halktan bahsediyoruz. Tarihimizde put yoktur; Hoca Ahmet Yesevi bunu açıkça ifade eder (Kara, 2009). Ne İslam’dan önce ne de İslam’dan sonra put kültürü yoktur. Peki neden tapınma ihtiyacı duymadan doğru düzgün yaşadık? Çünkü bilinç seviyesi yüksek, referansını doğadan alan ve doğadan gelen her işleyişle barışık bir halktık. Doğa, yaratıcının bizimle konuşma şekliydi. Şimdi ise tabiat dışında her yere bakıyoruz.
Eskiden bizim de kültürümüzde olan her simge, sembol ve gelenek, zamanla daha da evrenselleşti dünyaya dağıldı ve bizler bambaşka algılamaya başladık. Mesela Nazilerin kullandığı haç sanılan Svastika sembolü bizimdir de diyebiliriz; doğa ile alakalıdır ve Hristiyanlıkla doğrudan ilişkisi yoktur (Danilevski, 1871). Hristiyanların anlattığı İsa da gerçek değildir (Altındal, 2005).
Bir diğer önemli nokta: Emeviler ve İslam. Emeviler halifeliği siyasi amaçları için kullandılar. Dönemlerinde Hz. Ali’ye ve ailesine lanet okuttukları hutbeler verdiler ve Türkleri katlettiler. İslam’ı hakimiyet kurmak için siyasileştiren bir devletti. Araştırırsanız göreceksiniz. Osmanlı ise bunu biliyor ve halifeliği siyasi bir değer olarak Arapların elinden alıp hakimiyetini sağlamaya çalışmıştır. Bu konuyu özellikle belirtmemin sebebi, İslam adı altında bize kendi kültürümüze saldırttıran fikir saldırılarına dikkat edebilmeniz içindir.
Kaynakça:
-
Abondolo, D. (1998). The Uralic Languages. Routledge.
-
Altındal, A. (2005). İslam Öncesi Türk Mitolojisi ve İnançları. Kayıhan Yayınları.
-
Danilevski, N. Y. (1871). Russia and Europe.
-
Haak, W., et al. (2015). Massive migration from the steppe was a source for Indo-European languages in Europe. Nature, 522(7555), 207-211.
-
Kara, İ. (2009). Hoca Ahmet Yesevi ve Tasavvuf. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.
-
Kurt, S. (2016). Masonluk ve Türk Tarihi. Doğu Kitabevi.
-
Wang, C., et al. (2018). Ancient human genome-wide data from a 3000-year interval in the Caucasus corresponds to eco-geographic regions. Nature Communications, 9(1), 3828.
Velhasılıkelam Evrensel bakış