Bazen içimde anlamsız bir öfke birikiyor. Hatta kendime öz eleştiri yağmuruna tutuyorum. “Yav Kadriye sen ne yapıyorsun?. Allah aşkına!. Bir iki unvanın arkasına sığınarak yaptığın bir iki işle çok mi şey yaptığını mı sanıyorsun?” Ahhh ahhh edip, dövünmelere de yerini bırakıyorum.
Bu girizgahla başlama sebebim var elbette. Geçenlerde bir özel gereksinimli birey ile istişare yapmak için bir araya geldik. Gittiğimiz mekan erişebilir bir yer değildi. Tekerlekli sandalye ile bir başkasının desteği ile ancak o mekana girebildi. Üzgünlük değil öfke oldu. Herkesin girebilmesi gereken bir mekana tekerlekli sandalye ile girilemedi.
Neyse toplantı bir şekilde yapıldı; çay kahve, tatlı derken toplantı bitti. Yine aynı senaryo ile devam etti. Yine o aynı öfke, yine o aynı analiz sentez…
Biz STK temsilcileri, yasa koyucular, kurum amirleri, yerel ve merkezi yönetimler ne yapıyoruz Allah aşkına?. Bir iki çalışma yap oh bitti. Günü birlik vicdan muhasebesi yapmamak için bir iki çalışma yetiyor. Ama öyle değil ki. Bir yasanın çıkması, bir çalışmanın yapılması için attan düşmemize gerek yok… İlla bir şey olması için canımızın yanması mı lazım…
Ne güzel değil mi eşitlik savunucusu olmak, adalet naralari atmak. Biz ne yapıyoruz hakikaten?. Topluma adaleti biz sunamazsak ne olacak?. Hadi bir düşünün her eşitlik adalet mi?. Biz adalet terazisini sağlayabiliyir muyuz?. Hadi iyi okumalar!.
Kadriye Polat KIYĞIL
Velhasılı Kelam Köşe Yazarı.
Velhasılıkelam Evrensel bakış