WALDORF MODELİ

 Melike DORUK METİN- Psikolojik Danışman

 

Sevgili Dostlar, merhaba,

Ben Melike Doruk Metin

Velhasıl-ı Kelam demeye başlarken, sizleri sevgi ve muhabbetle selamlamak  isterim. Bu platformdaki ilk yazımda sizlerle bir eğitim  modeli  üzerinden bir bakış  geliştirmek için  buluşmak istedim. Uzun yıllardır  eğitimle ilgili problemlerden söz edilir. Ancak tarihte, geleneğimizde, dünyanın  kadim uygarlıklarında pek çok  model denenmiş  ve tecrübe edilmiş  olmasına  rağmen, kaotik bir eğitim  bilinci ile hedefimizi  göremez bir haldeyiz diyebiliriz.

Eğitim kelimesi başlı başına yıpranarak hedefe odaklanmak yerine, detayda kaybolmaya ve pratikte ilişkisel  ve akademik pek çok  problematiğe sebep olmuştur. Gelişimsel ihtiyaçlarımızı karşılayamaz olmuş, bilinçli farkındalığı uyarmaya yetemeyen, akademik başarıyı  hedefleyen bir bakış  geliştirmeye indirgenmiştir.

Oysa insan ilahi varoluşsal yasanın  uygulayıcısı olabilmek için  yeryüzündeki nedenselliği, insanın ihtiyaçlarına uygun şekilde düzenleyebilme becerisini  hayata geçirebilmek  için  kendini  tanımak, anlamak ve yönetmekle  mükellef  yeryüzündeki  tek varlıktır. Bu yazıda ele alacağımız yöntem dünya tarihinde uygulanmış pek çok  modelden biridir. Tarafsız  bir biçimde  bu yaklaşıma bakmaya ne dersiniz?

Çocuklarımızın yetenekleri doğrultusunda aynı zamanda gerçek hayatla uyumlu bir öğrenme serüvenine dahil olmalarını isteriz.  Tüm çocukların arka arkaya sıralarda oturarak eğitim aldıkları yaygın klasik bir sistem olarak halen uygulanan Prusya Modelinin aksine, çocukların ilgilerine göre bir programın uygulandığı bir modeldir waldorf yöntemi.  Dünyada 850 tane Waldorf Okulu bulunuyor.

Çocuğunuzu yetiştirirken, özellikle ilk 7 yıl, ona planlı bir ortam sunmak gelişimine katkı sağlayacaktır. Çocuğun günleri öğrenmesi için, gün isimleri yerine, bugün çamaşır günü, bugün, anneanneye gitme günü, şeklinde bir program sunmak çocuğa güven verir. Mevsim geçişlerinde yapılan hazırlıklar çocuğun mevsimleri öğrenmesi için kullanılarak, deneyime dayalı bir öğrenmeyi mümkün kılacaktır. Sonbaharda kış için yapılan turşular, konservelerle çocuk yaz sebzeleri ile kışa hazırlık kavramını öğrenir. Çocuk bu hazırlıklara dahil edilmelidir. Çocuk annesine yardım ederken ve izlerken gerçek yaşama dair deneyimlerin içinde yer alarak doğrudan tecrübe edinerek öğrenir. Çocuk böylece yaşama pratik katılımla dahil olur.

Waldorf modeli, çocuğa tam bir oyuncak vermek yerine çocuğun farklı nesneleri oyuncak şeklinde kullanmasının çocuğun hayal gücünü biçimlendirmede çok etkili olduğunu kabul eder. Doğal malzemeler, evdeki nesneler, çocuk için hayal gücünü ortaya koyacağı malzemelerdir. Geleneksel alışkanlıklarımızda yer alan bez bebekler, örme oyuncaklar bu anlamda etkili nesnelerdir.

Okul öncesi dönemde ve ilkokulda; atlama, zıplama, sek sek, ip oyunları gibi çocuğun ilgisine yönelik aktivitelere ağırlık verilmelidir. Diğer taraftan örme, dikiş gibi el becerileri de ilkokulla beraber geliştirilmelidir. Tüm bu fiziksel ve el becerisi eylemleri, çocuğun matematik ve muhakeme yeteneğini geliştirecektir.

Beynin sağ ve sol yarım kürelerinin dengeli gelişmesi sağlanacaktır. Çocuk bedeni ve eli ile yaptıklarını hayal gücü ile harmanlayarak, gelişimini tam bir biçimde sağlamış olacaktır.

Bugün okullarda yapılan en büyük eksiklik, öğrenmenin teorik biçimde okuma, anlama ve yazma biçiminde yapılma çabasıdır. Sadece teori yerine, oyun ve bedenin katıldığı hareket ve duygu içeren deneyimler üzerinde konuşulup değerlendirilerek, çocuğun bizzat içinde bulunduğu oyun, teorik bilgilerle gerçek bir öğrenmeye dönüşebilir. Böylece çocuk yaşadığı şeyi hayatına uygulamayı öğrenir ve bu bilgi kalıcı olur.

Önümüzdeki yıllarda okullarda sıraların yerini minderler alacaktır. Sınıf, çocukların arka arkaya oturup öğretmen ve tahtaya baktıkları bir yer olmak yerine, çocukların kendilerini rahatça ifade edip hareket, duygu ve deneyime izin veren sıcak bir ortama dönüşecektir. Öğretmen bu ortamda çocukların zihinsel ilerlemelerine destek olan bir rehber niteliğinde olacaktır. Nitekim medyada bazı cesur öğretmenlerin sınıflarını bir ev sıcaklığında dizayn ettiklerini görüyoruz. Çocuklar için rahatça oynayıp okuyabilecekleri, konuşup bedenleri ile akıllarını baskı unsurları olmadan buluşturabildikleri bir eğitim ortamı.

Sevgili dostlar, Rudolf Steiner tarafından geliştirilen Waldorf Yaklaşımı ilk olarak 1919 yılında Almanya’da ortaya çıkmıştır. Erken çocukluk dönemi eğitim programlarından birisi olan bu yaklaşım, çocuk ruhunun düşünme, hissetme ve istekli olma yapısının gelişmesini sağlamayı amaçlar. Bir içeriği çocuğa zorla öğretmek yerine, çocuğun uyandırılmış ve geliştirilmiş yeteneklere ulaşmasını amaçlamaktadır.

Waldorf yaklaşımı çocuğu merkeze alan bir eğitim felsefesine sahiptir. Çocuk eğlenerek öğrenmekte, hem yaratıcılığı gelişmekte hem de kendine güven duygusu artmaktadır.

Waldorf Eğitiminde bütün çocuklar için “Kalp, akıl ve yetenek” felsefesi benimsenmektedir. Avusturya’lı filozof, edebiyat eleştirmeni, oyun yazarı, eğitmen, mimar ve ezoterisist olan Rudolph Steiner, Doğu kökenli Teosofi ile de bağlantısı olan, Antrosofi adını verdiği spiritüel hareketi başlatan kişi olması ile ünlüdür. Steiner 1919 yılında açtığı okullarda 12 yıllık bir eğitim programı uygulamıştır

3-6 yaş döneminde çocuğun beyni uygun oyuncaklarla uyarıldığında, fantezisi harekete geçirilir. Fanteziyi beslemenin yolu, çocuğun eline bitmiş, her şeyiyle dört dörtlük oyuncaklar vermemekten geçer. Bu nedenle, birkaç çaput parçasıyla yapılmış bir bebek, ağlayan, konuşan, yürüyen bir bebekten daha kullanışlıdır. Çocuk oyun sırasında bütün benliğiyle oradadır. Büyüklerde eksik olan “şimdi ve burada” duygusu içindedir. Çocuğa zaman tanımalı, deneylerde bulunması sabır ve şefkatle desteklenmelidir.

Bir kibrit kutusu, çocuk için her şey olabilir. Gemidir, arabadır, uçaktır. Çocuk, esneye o an denemek istediği ve uyum sağlamak istediği koşullara göre anlam verir. Oyunu bittiğinde ise, o yine bir kibrit kutusudur. Bu nesneye mesafe duygusu, zekanın ve bilincin gelişmesinin de temel öğelerinden biridir. Fantezi çocuğa, var olanın ötesine geçerek, kendi yapıp etmesiyle olabilecekleri biçimlendirme gücü verir. Yani çocuk oyun yoluyla, hem gerçekliğe uyum sağlar, hem de var olanı değiştirmek için yeni tasarılar geliştirir.  İşte çocuk ancak bu oyunlarla edindiği tecrübeler ve geliştirdiği duygular ve düşünceler sayesinde, toplumsal bir varlığa dönüşür. Oyun ve taklit çocuğu içine doğduğu toplumun bir bireyi haline getirir.  Bu arada büyülü yıllar denen yedi yıllık süre geçer ve kalıcı dişlerin çıkmasıyla, okula gitme zamanı gelir.

Steiner, ilkokul yıllarında da derslerin daima oyunla karışık biçimlendirilmesine önem veriyor. Gündelik ders ritminin tıpkı soluk alıp verme ritmi gibi, çocuğun tüm bedeni ve duygularıyla hareket halinde var olabildiği oyunla ritmik biçimde renklendirilmesini öneriyor. Yoğunlaşma soğuktur, oysa oyuna duygusal-bedensel katılım organizmayı ısıtır.

Steiner okullarında ilk iki yıl ritmik oyunlara, danslara ve koro çalışmalarına yer verir. Ardından, beden eğitimi dersleri ancak üçüncü sınıfta başlar. Bu dersler de yine çocuğun ruhu ve fantezisiyle katılımını sağlayacak biçimde oyunla zenginleştirilmelidir. Sanki grup halinde bir macera yaşanırmış gibi tırmanma, atlama ve zıplama alıştırmaları yapılır, ilk yardım oyunları oynanır, çocuğun irade ve karar verme gücü gelişir.

Oyun sayesinde algılama, deneme, uygulama, aynı zamanda değiştirme ve dönüştürme yetenekleri gelişen çocuk toplumun bireyi olarak özgürce hareket edebilecek duruma gelir. Oyun sayesinde doğanın varlığı bir kültür varlığı haline gelir. İnsan olmanın da, uygarlığın da kökeni oyundur ve

Bir insanı bütün olarak görmek için beden, zihin ve ruha bakmalıyız.  Bu üç kavramın çocuktaki etkileşimi erişkinden farklıdır. Çocukluğu büyüme evresinde özel bir süreç olarak görmek gerekir.

Evren canlıdır, evrenle kurulan iletişim mekanik değil, yaşamsaldır. Evren bizim, biz de evrenin bir parçasıyız.

Ruhani duygularla yaklaşılan eğitim zihin ve ruh, hayat ve beden arasındaki ilişkiyi ahenkli hale sokar.(The study of man-İnsanın İncelenmesi)

Steiner’in materyalist olmayan bir düşünce yapısı vardı. Varlıkların gerçek görünümlerinin ardında bulunan ruhani şekiller çok önemlidir.

-Steiner’e göre çocuğun gelişimi

Steiner beden ,zihin ve ruh etkileşimi ile büyüyen çocuğun gelişimini 7 yıllık evreler halinde incelemiştir. Buna göre:

-Çocuk ilk 7 yılında çevresindeki bütün gelişmeleri adeta bir sünger gibi emerek geçirir. İlk 7 yıl daha sonraki hayatının sağlıklı ya da hasta olmasını etkiler.

-Süt dişlerinin düşmesiyle ilk evre tamamlanır. Bir sonraki evre çocuğun hayal gücüyle zenginleşen ‘hayatı hissetme ‘ evresidir. Çocuk bu dönemde efsane, hikaye, masallar yoluyla iç yapısını bilinçli olarak geliştirir.

Ergenliğin ortaya çıkmasıyla ikinci evre tamamlanır. Bu dönemde önceden kazanılan bilgi ve deneyimler yeni bir bilinç seviyesine gelir. Bir çocuk bu zamana kadar eğer doğru olarak gelişmişse 21 yaşında ‘yeniden doğmuş’  olacaktır.

1913 Waldorf hareketi 1. Dünya Savaşından sonra sanayici Emil Molt’un Steiner’den Astoria fabrikasında çalışan işçilerin çocukları için bir okul kurmasını istemesiyle başlamıştır.

23 Nisan 1919 ‘da ilk Waldorf okulu kurulmuştur. Steiner okulunda çalıştırdığı öğretmenlerine bizzat kendisi insan ilişkileri, öğretim metodları, eğitim yöntemi hakkında eğitim vermiştir.

Steiner’e göre insan gelişimi sosyal düzene dayalı bir hizmetten ibarettir.

Anaokulundan 13. sınıfa kadar devam eden bu özel Waldorf okulları şehirden çok da uzak olmayan sessiz yerleşim merkezlerine sahiptir. Okul binaları dikkat çekicidir. Derslikler, yönetim ofisi, seminer odaları, birlikte çalışma alanları, bir  Eurythmy stüdyosu, bir müzik odası ve bir yemek salonu bulunan binalar alışılagelmiş mimarinin çok dışındadır. Uçuk mavi ve bejden oluşan renkler, özellikle ahşaptan oluşan doğal malzemeyle doğal bir zıtlık oluşturacak şekilde kullanılmıştır.

Oku binasının tasarımı için insan deneyimi gereklidir. Doğal malzemelerin kullanılması ve organik yapılanma önemlidir.

Çocuklar okulun parkında renkli taşlar , çam kozalakları , çiçekler ve dallar toplayarak sınıfta özel bir yerde koleksiyon oluşturur ve sergilerler. Çocuklar ayrıca araştırdıkları her alanda bütünlüğü hissetmeyi öğrenirler.

(-Sanatsal yaklaşım; Steiner’e göre eğitim bir sanattır.) Çocuklar okumayı öğrenmeden önce yazmayı ve çizmeyi öğrenirler. İlk sınıflarda renklerin kullanılması büyük önem taşır. Gittikçe örgü işleri ve çamurla yapılan çalışmalar çocukların tasarım duygusunu kazanmasını sağlar. Daha sonra ahşap işleri,  heykeltraşlık   daha büyük sınıflarda marangozluk öğretilir. Altıncı sınıfta akustik çalışmaları yapılır.

Bir öğrenci sadece zihinsel aktivite ve kavramlarla sınırlanmamalıdır. Waldorf öğrencileri sanatçıların bakış açısıyla olayları algılamayı öğrenirler. Okuldaki en belirgin özellik ders kitaplarının nadiren kullanılmasıdır. Her dersin ardından öğrenciler ana ders kitabını kendileri yazarlar.

(-Gelişimsel yaklaşım;) Waldorf eğitiminde ders programı çocuğun sezgileriyle paralel gitmelidir.

‘ Doğru zamanda doğru şey’. (Steiner’e göre) Zihinsel ve fiziksel aktiviteler arasındaki öğrenme ritminin amacı içsel dayanıklılık ve esnekliğin arttığı ruhani vücudun gelişmesini sağlamaktır. Bunun için normal okullardaki beden eğitimi dersi öğretmenlerinden ya da anatomi ve fizyoloji bilgisinden daha fazlası gerekmektedir.

-(Kültürel yaklaşım;) Waldorf okulları belirli bir zümrenin ya da tarikatın inanışlarına bağlı değildir. Program hayatın güzelliği ve keşfi üzerine doğal duyguların farkına varılması ve saygı duyulması üzerine çalışır.

-Eurythmy (uyumsal-ritim); Waldorf müfredatına Steiner’in kendisi tarafından konulan bu ders Waldorf eğitimine özgüdür. Müziğin ve konuşmaların vücut hareketleriyle dışa vurumu denebilir. Çocuklar her gün basit ritimlere uyarak egzersiz yaparlar ve vücutlarını geliştirerek yaşam güçleriyle bedenleri arasındaki uyuma ulaşırlar.

Waldorf eğitiminin başarısının temelinde öğretmenlerin kişisel gelişim ve davranışları büyük önem taşır. Cana yakın, hareketli, ilgi alanı geniş bir yapıya sahip öğretmenler üzerinde durmuştur.

Bir öğretmen sınıfını 8 yıl boyunca geliştirmekle yükümlüdür. Öğrenme, çocuk için kendini ve dünyayı keşfetmenin eğlenceli bir yolu haline gelir. Waldorf Okullarına göre çocuklar öğrenme ile kendi tecrübeleri arasında bağlantı kurduklarında daha ilgili ve canlı olmakta ve bu tecrübelerle öğrenmeye başlamaktadır.

Akademik içerik yerine sanat, müzik, bahçe işleri ve yabancı diller gibi konulara yer verilmektedir.

Okul öncesi sınıflarında tüm konular sanatsal ortamlar içerisinde çocuklara verilmektedir. İlköğretim sınıflarında ders kitapları yerine öğretmenler konuyla ilgili araştırmaları çocuklara sunmaktadırlar. Öğrenciler öğretilen her konuyla ilgili kendi bireysel defterlerini oluşturmakta bu defterlere konunun anlamını ve özünü resmederek kaydetmektedirler.

Rekabete yer yok

Waldorf okullarında öğrenme rekabete dayanmayan bir etkinliktir. Okullardaki aile ortamına benzeyen atmosfer çocuklara rekabet baskısı olmadan öğrenme olanağını sağlamaktadır. İlköğretim sınıflarında not verme sistemi değerlendirme yöntemi olarak kullanılmamaktadır.

(Plastik de yok, elektronik araçlar da!)

Waldorf okullarının sınıflarında plastikten yapılma hiç bir malzeme kullanılmamaktadır. Çocukların elektronik araçlar kullanmaları da istenmemektedir. Çocuklar tahta bloklar, ipek, yün, taşlar, çam kozalakları gibi doğal materyallere etkinliklerini gerçekleştirmektedir. Oyuncakların basit ve doğal olması çocuğun hayal gücünü daha aktif hale getirmekte ve böylece yaratıcı akıl için daha iyi bir zemin hazırlanmış olmaktadır.

Waldorf programının temel amacını çocuğu bütünüyle eğitmektir; “Beyin, kalp ve eller” bu programın temel felsefesini oluşturmaktadır.

Yaşamın ilk yedi yılında çocuk, bedenini kontrol etmeyi amaçlamaktadır. Özellikle çevresinde bulunan kendisinden büyük kişilerinin hareketlerini taklit etmek çocuğa yardımcı olmaktadır.

Sevgili dostlar, umarım waldorf modeline  dair anlattıklarım, her birimiz için, zihnimizde varolan bir kapıyı daha aralamıştır.

Sevgi ve selamlarımla sizlere veda etmeden önce, bize ulaşmak için melikedoruk@yahoo.com elektronik posta adresine geribildirimlerinizi yazabilirsiniz.

Bir dahaki yazımda farklı  bir konuyla yeni bir bakış  geliştirinceye dek hoşçakalın.

hakkında Melike DORUK METİN

Melike DORUK METİN
1978 Ocak 23 tarihinde İstanbul'da doğdum, Çanakkale 'liyim. Ancak Balkanlardan, yörüklerden gelen köklerimi yad etmek isterim. 1999'da Marmara Üniversitesi'nden mezun oldum. Psikolojik Danışman, Psikodrama, SanatlaTerapi, Şema ve Aile Danışmanlığı alanlarında eğitimlerle bu alanlarda uygulamalarla meslekî yetkinliklerimi zenginleştirdim. Tarih, sanat tarihi, ekoloji, hayvanlar ve insanlar, farklı disiplinlere dair insanı ve evreni ilgilendiren her şey ilgi alanıma girer. Sosyal Projeler bağlamında farklı gelişenlerle, cezaevinde çocuklarıyla kalan kadınlarla psiko-sosyal destek kapsamlı çalışmalar yaptım. Şu an Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı üzerinde çalışanlarla çalıştım. Hayatı anlamlandırmak ve sadeleştirerek yaşamak ve bu bağlamda kendimiz için farklı varyasyonlar yakalamanın peşinde bir anlayış geliştirme eğilimindeyim. Ankara'da yaşıyorum. Üç kızım var ve onlarla hayata dair yeni bir perspektif kazanıyorum. Büyümenin tüm hayatı içine alan bir gelişme süreci olduğunu fark ediyorum. Ergenler ve yetişkinlerle çalışıyorum. Ostim Teknik Üniversitesi'nde Psikolojik Danışmanım.

Ayrıca Kontrol Et

Kendi Pencerenin Ötesine Bakmak

Adalet arayışından aldığımız o aynı “dengeyi bulma” sancısını, aslında “empati” konusu üzerinden de çok net …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir