İçeriğe geç
İletişim

Çerçeve….

İnsan bir çerçeveye nasıl sığar? Koca bir geçmiş, dağ gibi bir cüsse, avuçlarında eskimiş onca yıl… Sarı boyalı duvarın tam ortasında bakıyor bana şimdi. Bir ömrü dört köşesinden tutmuşlar; zamanın kaçıp gitmiş…

İnsan bir çerçeveye nasıl sığar?

Koca bir geçmiş,
dağ gibi bir cüsse,
avuçlarında eskimiş onca yıl…

Sarı boyalı duvarın tam ortasında
bakıyor bana şimdi.

Bir ömrü dört köşesinden tutmuşlar;
zamanın kaçıp gitmiş yerlerini
çivileyip bırakmışlar duvara.

Gözleri hâlâ yerli yerinde,
gülüşü zamanın kıyısında asılı.
Oysa gözlerinin ardında
kaç kış devrilmiş,
kaç kapı açılıp kapanmış,
kaç isim eskimiş dilinde.

Fotoğraf susuyor.

Ben,
çerçevenin dışına taşan şeyleri dinliyorum:

Koridorda kalmış bir ayak sesi,
sofrada hâlâ yerini bilen bir sandalye,
çekmecede unutulmuş bir mendil,
duvarın sarısına sinmiş
bir insan sıcaklığı…

Meğer çerçeve
insanı değil,
yokluğunu tutuyormuş.

İnsan orada değil.

Orada yalnızca
zamandan koparılmış bir bakış var.

Asıl kendisi
çerçevenin dışında;

evin duvarlarında,
eşyaların susuşunda,
birdenbire akla düşen
eski bir cümlenin içinde.

Ve şimdi anlıyorum:

Bir insanın fotoğrafını asabiliyorlar duvara,
ömrünü değil.

Ömür,
dört köşeye sığmayacak kadar taşkın.

Bu yüzden
her baktığımda
biraz daha büyüyor o çerçeve,

biraz daha küçülüyor
içindeki dünya.

Sonunda geriye
bir yüz kalıyor.

Bir de
o yüzün taşıyamadığı
koca bir hayat.

Yorum yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir