Kadın Kadınının Aynası: Neden “Köstek” Algısı Yaratılır da “Destek” Bazen Zorlaşır?
Toplumun yüzyıllardır diline doladığı, kimi zaman bir eleştiri kimi zaman acı bir tespit olarak öne sürdüğü bir söylem vardır: “Kadın kadının kurdudur” ya da “Kadın kadına destek olmaz, köstek olur.” Halbuki ilk…
Toplumun yüzyıllardır diline doladığı, kimi zaman bir eleştiri kimi zaman acı bir tespit olarak öne sürdüğü bir söylem vardır: “Kadın kadının kurdudur” ya da “Kadın kadına destek olmaz, köstek olur.” Halbuki ilk bakışta bu durum büyük bir çelişki gibi görünür. Hayatın en temel bağlarından birini paylaşan, aynı biyolojik ve toplumsal gerçekliklerden süzülen, hatta en kutsal ve dönüştürücü bağlardan biri olan annelik duygusunu ve şefkati en derinden bilen kadınlar, neden birbirlerinin en büyük yarası ya da engeli olabiliyorlar?
Bu sorunun cevabı ne tek bir nedene indirgenebilir ne de kadınların doğasına atfedilebilir. Aslında bu durum, yüzyıllardır kadınların içine itildiği görünmez mekanizmaların ve toplumsal kodların bir yansımasıdır.
1. Kıtlık Psikolojisi ve “Tek Koltuk” Yanılsaması
Erkek egemen sistemler, tarihin her döneminde toplumsal alanı, başarıyı ve gücü erkeklerin tekeline verirken, kadınlara bu alanda çok sınırlı roller biçmiştir. Uzun süre boyunca bir evin içinde ya da sınırlı sosyal statülerde var olabilen kadınlar, kendilerine sunulan bu “daracık alanları” koruma refleksine yönelmişlerdir.
Eğer toplum size “başarılı olabileceğiniz tek yer burası” derse, oradaki diğer kadınları birer rakip olarak görmeye başlarsınız.
Bu durum, bilinçaltında bir kıtlık psikolojisi yaratır: “Burada sadece bir kadına yer var, o da ben olmalıyım.”
2. Aynanın Yansıttığı Acılar
Kadınlar; anneliği, şefkati, fedakarlığı ve aynı zamanda bu toplumda kadın olmanın getirdiği yükleri, acıları ve hayal kırıklıklarını en başta tatmış kişilerdir. Peki, bir kadın karşısındaki kadında kendi bastırılmış travmalarını, yorgunluklarını ya da fedakarlıklarının karşılıksız kalışını gördüğünde ne olur?
Karşıdaki kadının güçlü duruşu, diğerinin kendi içindeki yarım kalmışlıkları veya sessiz kalışlarıyla yüzleşmesine neden olabilir.
Kimi zaman bu yüzleşme, empati yerine bir savunma mekanizması olarak eleştiriye, hatta köstek olmaya dönüşebilir. Çünkü başkasının özgürlüğü veya başarısı, kişinin kendi boyun eğişini yüzüne vuran acı bir ayna gibidir.
3. Toplumsal Beklentiler ve İçselleştirilmiş Ataerki
Kadınlar bu toplumun içinde büyürken, yine bu toplumun yargılarıyla kodlanırlar. Birbirlerini eleştirirken kullandıkları dil bile genellikle erkek egemen dünyanın dilidir: “Çok konuşuyor”, “Aşırı hırslı”, “Eksik anne/eş”…
Ataerki, kadınların kendi aralarındaki dayanışmayı zayıflatmak için onları birbirlerinin en sert denetçisi haline getirmiştir. Anneliğin ve fedakarlığın kutsallığı üzerinden kadınlara biçilen mükemmeliyetçilik baskısı, kadınların birbirine karşı da bu imkansız standartları dayatmasına yol açar.
Çıkış Yolu: Dayanışmanın İyileştirici Gücü
Bütün bu karanlık tabloya rağmen, bu zincirin kırıldığına dair çok güçlü umut ışıkları da vardır. Kadınlar, birbirlerinin yaralarını gördükçe değil, o yaraların ortak olduğunu fark ettikçe gerçek anlamda güçleniyorlar.
Annelik ve şefkat, sadece bireysel bir evlat sevgisi değil; tüm dünyaya karşı duyulan kolektif bir merhamet diline dönüşebilir. Kadın kadının kurdu değil, aynası ve yoldaşı olduğunda; o köstek olarak görülen engellerin aslında birer dayanışma duvarına dönüştüğü görülecektir.
Çünkü en büyük şifa, insanın kendi acısını anlayan başka bir gözle baktığı o ilk “anlama” anında saklıdır.


