HAYATIN KUSURLU GERÇEĞİ

Hayatı sorgulama yolculuğunda içinden çıkamadığımız duyguların bizleri getirdiği noktaları çoğu zaman sözcüklerle ifade etmekte zorlanırız. Bununla birlikte yaşamımızda bizi etkileyen her olayda sorgulamaktan vazgeçmeyiz. Bir insan tüm ömrünce bunu sorgulasa bile ne yazık ki cümleyi tamamlamaya fırsat kalmadan yaşam biter. İşte böyledir insan yaşamının kısa yolculuğu. O cümleyi tamamlamaya fırsat bulamadan noktayı koyar yaşam. Zihnimizde uzun uzun kurduğumuz kelimeleri bir gün söyleyebileceğimizi sanırız; fakat bazı sözler dudakların kıyısında beklerken zamana yenilir, bazı hikâyeler son sayfasına ulaşamadan kapanır. Yarım kalmışlıklar, gidilememiş yollar, tutulamamış eller, geç kalınmış vedalar ve bir türlü cesaret edilemeyen başlangıçlar… İlk bakışta insanın içine sızlayan bir eksiklik gibi görünürler. Oysa biraz durup geriye dönüp bakınca anlarız ki hayatın en derin izleri tam da o eksikliklerin içinden geçmektedir.

Zira insanı olgunlaştıran şey, her istediğine ulaşması değildir. Ulaşamadıklarımızın da gölgesinde büyürüz zaman zaman. Gidemediğimiz bir yolun hayali, vardığımız yerlerin anlamını değiştirir. Söyleyemediğimiz bir söz, yıllar sonra bile kalbimizin en sessiz köşesinde yaşamaya devam eder. Kaybettiklerimiz, kazandıklarımızdan daha çok şey öğretir bize. Her yara, zamanla kapanırken ardında bir iz bırakır; o iz de insanın hikâyesinin görünmeyen satırları olur.

Kusursuz bir hayat, dışarıdan bakıldığında ne kadar parlak görünürse görünsün, içinde insan sıcaklığı taşımayan bir masal gibidir. Çünkü hayatı hayat yapan, pürüzsüz yollar değil; tökezlediğimiz taşlar, düştüğümüz çukurlar ve yeniden ayağa kalkmak için gösterdiğimiz çabadır. İnsan en çok kırıldığı yerden güçlenir, en çok kaybettiği yerde kendini bulur. Eksiklerimiz, kusurlarımız ve yarım kalmışlıklarımız, ruhumuzun üzerindeki ince nakışlar gibidir; bizi biz yapan, başkalarından ayıran detaylar onlardır.

Hayat, düştüğün yerden kalkarken üzerine bulaşan tozun, toprağın hikâyesidir aslında. Dizlerindeki yaraların, gözlerinde biriken yaşların ve bütün bunlara rağmen yürümeye devam etmenin hikâyesi… Her düşüşte biraz daha değişen, biraz daha derinleşen insanın hikâyesi. Belki de bu yüzden geriye dönüp baktığımızda en çok kusursuz günlerimizi değil; mücadele ettiğimiz, ağladığımız, beklediğimiz ve yeniden umut etmeyi öğrendiğimiz günleri hatırlarız.

 Hayatın gerçek güzelliği de burada saklıdır. Tamamlanmış olmakta değil, eksikleriyle birlikte anlam bulmakta. Esasında insanı insan yapan, bitmiş hikâyeler değil; içinde hâlâ biraz özlem, biraz merak ve biraz da yarım kalmışlık taşıyan hikâyelerdir. Hayat, tam da bu yüzden değerlidir; kusurlu, eksik ve geçici olduğu için. Hatta belki de en güzel hikâyeler, sonu yazılamayanlardır.

Velhasıl hayat, tamamlanmış bir hikâye değil; son nefese kadar yazılmaya devam eden eksik bir cümledir.

hakkında Aysel AKKANAT

Aysel AKKANAT

Ayrıca Kontrol Et

ÇERKES KÜLTÜRÜ

    ​Gözlerinizi kapatın ve hiyerarşiyi makamların değil, sadece saygının belirlediği bir toplum hayal edin. …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir