Denizin Sessiz Şarkısı…

Denizin Sessiz Şarkısı…

Bir sahil kasabasında yaşamanın insana sunduğu en büyük ayrıcalık, belki de her gün aynı manzaraya bakıp hiçbir gün aynı duyguyla dönmemektir. Deniz, insana benzeyen en eski aynadır; kimi zaman sevinci büyütür, kimi zaman hüznü içine çeker. Aynı kıyıda yürürsünüz ama her gün başka bir insan olarak dönersiniz.
Gündüz vakti güneş, denizin üzerine milyonlarca altın parçacığı serper. Mavinin içinde yeşilin, turkuazın, lacivertin birbirine karıştığı o sonsuz renk şöleni, insanın içindeki bütün yorgunluğu usulca silmeye başlar. Dalgaların kıyıya her dokunuşunda sanki dünyanın bütün telaşı biraz daha uzaklaşır. Rüzgâr saçlarınızı değil, zihninizi dağıtır. İnsan bazen en doğru cümleleri sessizliğin içinde kurar.
Akşam ağır ağır çökmeye başladığında gökyüzü, günün bütün renklerini denize emanet eder. Sonra gece gelir… Gösterişsiz ama zarif bir misafir gibi. Küçücük bir mehtap, koskoca karanlığı aydınlatmaya yeter. Köprünün ışıkları, uzaktan geçen vapurların ince çizgileri, küçük balıkçı teknelerinin suya düşen titrek yansımaları… Hepsi birlikte gecenin en güzel şiirini yazar. Hiçbir ressam bu kadar canlı bir tabloyu tuvaline sığdıramaz, hiçbir fotoğraf makinesi o anın ruhunu bütünüyle yakalayamaz.
Sahil boyunca yürüyen insanları izlemeyi severim. Kimi el ele yürür, kimi yalnızdır. Kimi sessizce denize bakar, kimi çocuklarının kahkahalarına karışır. Belki hiç tanımadığımız bu insanlar, omuzlarında görünmeyen yükler taşırlar. Kim bilir kaçının içinde yarım kalmış cümleler, ertelenmiş hayaller, söylenememiş vedalar vardır? Ama denizin kıyısında yürürken bütün bu ağırlıklar biraz olsun hafifler. Çünkü deniz, insanı dinlemeyi bilen ender dostlardan biridir. Hiç konuşmaz ama her şeyi anlar.
Yaz mevsimi sahil kasabalarına bambaşka bir ruh getirir. Gündüz çocuk sesleri yükselir kıyılardan, dondurma kuyruğunda bekleyenlerin sabırsızlığı karışır martıların çığlıklarına. Kafeler dolar, sokaklar canlanır, balkonlardan kahkaha sesleri yükselir. Deniz ise bütün bu telaşın ortasında aynı sakinliğiyle durur; sanki insanlara yaşamanın aceleye gelmeyecek kadar kıymetli olduğunu hatırlatır.
Kış geldiğinde ise aynı kıyılar bambaşka bir hikâye anlatır. Gökyüzü kurşuni renge bürünür, rüzgâr sertleşir, sokaklar sessizleşir. Ama deniz yine oradadır. Bu kez coşkusuyla değil, vakarıyla konuşur. İnsan bazen en büyük teselliyi kalabalıkların içinde değil, boş bir bankta tek başına otururken bulur. Dalgaların sesi, okunmamış bir şiirin dizeleri gibi ruhun içinde yankılanır.
Hangi şarkının insanı mutlu edeceğini bilmiyorum. Belki eski bir ezgi, belki çocukluğumuzdan kalan bir melodi… Ama bazen hiçbir şarkıya ihtiyaç kalmaz. Çünkü karşınızda uzanan manzaranın kendisi bir bestedir. Martılar nakaratını söyler, rüzgâr melodisini taşır, dalgalar ritmini tutar. Ay, gökyüzünden usulca eşlik eder bu görünmez orkestraya.
Belki de hayatın bize unutturduğu en önemli şey, güzelliğin çoğu zaman çok uzakta olmadığıdır. Bazen bir bankın ucunda, bazen denize düşen bir ışıkta, bazen de akşam serinliğinde yürüdüğünüz birkaç yüz metrelik sahil yolunda saklıdır. Mutluluk büyük cümlelerde değil; fark edebilen gözlerde, duyabilen kulaklarda ve hissedebilen bir yürekte yaşar.
İnsan ömrü, kıyıya vurup geri çekilen dalgalar kadar kısa belki. Fakat her dalga, ardında ince bir iz bırakır. Biz de bu dünyadan geçerken geriye bıraktığımız en güzel izlerin peşinde değil miyiz? Belki bu yüzden denizi seyretmekten hiç vazgeçemiyoruz. Çünkü o, bize her gün aynı gerçeği fısıldıyor: Hayat geçiyor… Ama güzellik, onu görebilenler için her gün yeniden doğuyor.

Aysel AKKANAT

Aysel AKKANAT

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir