Bir Ülke Toprak Olsaydı , Ona Ne Ekerdik?
Bazen düşünüyorum: Bir ülkeyi haritadaki sınırlarından çıkarıp büyük bir toprak parçası gibi görebilseydik, ona ne ekerdik? Çünkü toprağa ne ekerseniz, zamanı geldiğinde onu biçersiniz. Bilgi ekerseniz keşif büyür. Adalet ekerseniz güven büyür.…
Bazen düşünüyorum:
Bir ülkeyi haritadaki sınırlarından çıkarıp büyük bir toprak parçası gibi görebilseydik, ona ne ekerdik?
Çünkü toprağa ne ekerseniz, zamanı geldiğinde onu biçersiniz.
Bilgi ekerseniz keşif büyür.
Adalet ekerseniz güven büyür.
Emek ekerseniz üretim büyür.
Merhamet ekerseniz insan büyür.
Bilim ekerseniz gelecek büyür.
Peki bir ülkenin toprağına yıllar boyunca yanlış şeyler ekilirse?
İsraf…
Liyakatsizlik…
Bilgisizlik…
Üretmeden tüketmek…
Toprağı, suyu ve insanı hoyratça kullanmak…
Bunların da bir hasadı vardır.
O halde belki de kalkınmayı yalnızca fabrikalarda, gökdelenlerde, büyük bütçelerde veya teknolojik cihazlarda aramamalıyız.
Önce toprağa bakmalıyız.
Ve o toprağın en kıymetli tohumu olan insana.
Ben bir ülkenin geleceğini tasarlasaydım, işe çocuktan başlardım.
Bir çocuğun hangi şehirde, hangi köyde veya hangi ailenin ekonomik şartlarında dünyaya geldiğinin onun ulaşabileceği bilginin sınırını belirlemediği bir düzen hayal ederdim.
Çocuğa yalnızca cevapları öğretmezdim.
Soru sormayı öğretirdim.
Merak etmeyi…
Araştırmayı…
Üretmeyi…
Yanılmayı ve yeniden denemeyi…
Çünkü geleceğin büyük ülkelerini yalnızca doğal kaynakları değil, düşünebilen insanları belirleyecek.
Sonra bilimi ekerdim.
Üniversiteleri yalnızca diploma alınan yerler değil, yeni fikirlerin doğduğu keşif merkezleri olarak düşünürdüm.
Bir genç bir şey keşfettiğinde önünde laboratuvar, araştırma desteği, yatırım ve üretime uzanan bir yol bulabilsin isterdim.
Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca yerin altında değildir.
Bazen en büyük maden, bir insanın zihnindedir.
Sonra toprağın gerçek anlamına dönerdim.
Tarım…
Su…
Tohum…
Hayvancılık…
Bir çiftçinin yalnızca üreten değil; teknoloji kullanan, veriyi okuyabilen, ürününü işleyebilen ve dünyaya satabilen güçlü bir üretici olduğu bir sistem kurardım.
Bir fındığı yalnızca fındık olarak görmezdim.
Onun yağını, gıdasını, markasını, bilimini, teknolojisini ve dünyaya açılabilecek bütün değer zincirini görürdüm.
Çünkü bereket yalnızca çok üretmek değildir.
Üretilen değeri çoğaltabilmektir.
Sonra teknoloji ekerdim.
Yapay zekâ…
Robotik…
Uzay…
Enerji…
Biyoteknoloji…
Yeni malzemeler…
Ama teknolojiyi insanın üzerine koymazdım.
Teknoloji insanı yönetmek için değil, insanın yapamadığını yapabilmesine yardım etmek için var olmalı.
Yapay zekâ devletin hükümdarı değil, aklına yardım eden güçlü bir araç olmalı.
Ve bütün bunların köküne tek bir şey koyardım:
Adalet.
Çünkü kökü çürük ağacın dallarını altından yapmak onu yaşatmaz.
Adalet yoksa bilgi ayrıcalığa dönüşebilir.
Teknoloji güce dönüşebilir.
Servet birkaç elde birikebilir.
Devlet insanından uzaklaşabilir.
Bu nedenle kamu görevini bir makamdan önce emanet olarak görürdüm.
Emanetin ölçüsü de insan olurdu.
İnsanın hakkı.
İnsanın onuru.
İnsanın özgürlüğü.
İnsanın geleceği.
Bir ülkenin güçlü olması gerektiğine inanıyorum.
Bilimde güçlü…
Tarımda güçlü…
Teknolojide güçlü…
Ekonomide güçlü…
Enerjide güçlü…
Savunmada güçlü…
Ama gücün en yüksek hâli yalnızca başkalarının yapamadığını yapabilmek değildir.
Kendi insanına iyi bir hayat kurabilmektir.
Öyle bir ülke düşünün ki bir çocuk geleceğinden korkmasın.
Bir genç hayalini gerçekleştirmek için ülkesinden gitmek zorunda olduğunu düşünmesin.
Bir çiftçi ürettiğinde emeğinin karşılığını alabilsin.
Bir bilim insanı keşfetmek için imkân bulabilsin.
Bir girişimci fikrini dünyaya taşıyabilsin.
Bir yaşlı kendisini yük gibi hissetmesin.
Ve hiçbir insan yoksulluk nedeniyle sahip olduğu kabiliyeti kaybetmesin.
Belki de bir ülkenin süper güç olması önce burada başlar.
İnsanda.
Çünkü devlet dediğimiz şey yalnızca binalardan, kurumlardan ve kanunlardan oluşmaz.
Devletin ardında insan vardır.
İnsanın ardında eğitim.
Eğitimin ardında düşünce.
Düşüncenin ardında değerler.
Ve bütün bunların başlangıcında küçücük bir tohum vardır.
Bu yüzden bugün bana,
“Bir ülkenin toprağına ne ekmek isterdin?”
diye sorsalar cevabım uzun olmazdı:
Adalet ek.
Bilgi ek.
Bilim ek.
Merhamet ek.
Emek ek.
Üretim ek.
Umut ek.
İnsana yatırım yap.
Sonra bekle.
Çünkü doğru tohum, doğru toprak ve doğru emek bir araya geldiğinde yalnızca ekonomi büyümez.
Bir medeniyet büyür.
Derya Suiçmez


