GÜVEN DE KAYBEDİYORUZ VİCDAN DA…

GÜVEN DE KAYBEDİYORUZ VİCDAN DA…

Son günlerde Türkiye’nin gündemi peş peşe gelen iddialar, soruşturmalar ve operasyonlarla sarsılıyor. Bir yanda yardım paralarıyla ilgili tartışmalar, diğer yanda uyuşturucu ve fuhuş soruşturmaları, kara para iddiaları, bahis bağlantıları… Toplumun güven duygusu her geçen gün biraz daha aşınıyor.

Hayal Kırıklığı… Haluk Levent

Bir dönem milyonların güvenini kazanan, yardımseverliğiyle örnek gösterilen bir isim… Bugün ise hakkında ortaya atılan iddialar nedeniyle kamuoyu büyük bir şaşkınlık içinde.

En acısı da şu; zamanında kendisine destek veren birçok tanınmış isim bugün “Yanılmışız.” diyerek pişmanlıklarını dile getiriyor.

İnsan ister istemez düşünüyor… Bir emeklinin kısıtlı maaşından artırdığı paraya, kumbarasını açıp “İhtiyaç sahiplerine ulaşsın.” diye harçlığını gönderen bir çocuğun temiz duygularına ihanet edilmişse, bunun vicdani bir açıklaması olabilir mi?

Bunların tamamı yargı sürecinde açıklığa kavuşacaktır. Suç sabit olmadan kimse suçlu ilan edilemez. Ancak iddiaların büyüklüğü, toplumun kafasında oluşan soru işaretlerini de görmezden gelmeyi zorlaştırıyor.

Bir yandan “Hesaplar benim değil.” açıklamaları, diğer yandan hesap sahiplerinin “Bu hesaplar bizim değil, onun kontrolündeydi.” yönündeki iddiaları… Sessizlik hakkının kullanılması da doğal olarak tartışmaları daha da artırıyor.

Eğer denetim mekanizmalarında bir eksiklik varsa, onların da aynı titizlikle incelenmesi gerekir. Çünkü güven sadece kişilerle değil, kurumlarla da ilgilidir.

Bir zamanlar “Türkiye’nin en güvenilir kişisi” seçilen bu ismin yaptığı “Bana fazla güvenmeyin.” şeklindeki esprili sözü bugün sosyal medyada yeniden dolaşıyor. O gün gülünüp geçilen bu cümle, bugün bambaşka anlamlar yüklenerek konuşuluyor.

Unutulmamalıdır ki yardım kuruluşlarına bağış yapan insanlar sadece para göndermez; umutlarını, vicdanlarını ve güvenlerini de emanet ederler. O güven sarsıldığında kaybedilen yalnızca para değildir. Toplumun dayanışma duygusu da yara alır.

Şimdi yapılması gereken; iddiaların hiçbir gölge kalmayacak şekilde bağımsız yargı tarafından aydınlatılmasıdır. Gerçek neyse ortaya çıkmalı, suçlu varsa hukuk önünde hesap vermelidir. Çünkü adalet hem suçsuzu korur hem de suçluyu ortaya çıkarır.

“Güven yıllarca inşa edilir, bir günde yıkılır. Ama yıkılan güveni yeniden ayağa kaldırmak bazen bir ömre bedeldir.”

.” “Usulsüzlük yaptım ama yolsuzluk yapmadım.”

Gerçekten tarihe geçecek bir cümle…

Bu söz günlerce tartışıldı

Peki, usulsüzlük nedir? Kurallara aykırı davranmak değil midir? İnsanların güvenini zedeleyen, sistemi suistimal eden her davranış zaten başlı başına sorgulanması gereken bir durum değil midir?

Toplumun vicdanındaki asıl soru şu: Eğer insanlar kandırıldıysa, iyi niyetleri istismar edildiyse, bağış diye gönderilen paralar amacı dışında kullanıldıysa, buna ne isim verilecek?

Elbette bunun hukuki karşılığını mahkemeler belirleyecektir. Kimse yargı kararı olmadan suçlu ilan edilemez. Ancak kamuoyu da şu sorunun cevabını bekliyor: Güveni kötüye kullanmanın adı ne olursa olsun, bunun vicdani açıklaması var mıdır? : Kurallara aykırı bir davranış varsa, bunun hesabı nasıl verilmelidir?

Çünkü mesele sadece para değildir. Mesele; bir emeklinin fedakârlığı, bir çocuğun kumbarası, insanların yardım etme umudu ve sarsılan toplumsal güvendir.

Öte yandan peş peşe gelen uyuşturucu ve fuhuş operasyonları da kamuoyunu derinden etkiliyor. Soruşturmalarda adı geçen herkes için masumiyet karinesi geçerlidir ve kesin hükmü yalnızca yargı verir. Ancak toplum artık her sabah yeni bir operasyon haberiyle uyanmaktan yoruldu. İnsanlar, “Kime güveneceğiz?” diye sormaya başladı.

Bir başka tartışma da sosyal medya üzerinden yaşanıyor. Hakkında sosyal medya kısıtlamaları bulunduğu konuşulan kişilerin, yakınlarının hesapları üzerinden yeniden görünür olması kamuoyunda “Kurallar herkese eşit uygulanıyor mu?” sorusunu gündeme getiriyor. Bu soruların en net cevabını yine hukuk vermelidir.

Ve sonra bir açıklama geliyor:

“100 kişiyi işten çıkardık, olsun huzurumuz yerinde olsun.”

Bu cümleyi duyan kaç kişinin içi sızlamıştır acaba?

İşten çıkarılan o 100 kişi sadece bir sayı değil; her biri bir aile, bir umut, bir çocuk, bir gelecek demek. O insanların evine götüreceği ekmek, ödeyeceği kira, okutacağı evladı var. Birde hayatını kaybeden genç bir adam ve onun geride gözü yaşlı kalan evlatları varken “Huzurumuz yerinde olsun.” diyerek ifade etmek toplumun vicdanını yaralıyor.

Bugün en çok ihtiyacımız olan şey; adaletin eksiksiz işlemesi, denetim mekanizmalarının şeffaf olması ve kim olursa olsun hukukun karşısında eşit olmasıdır.

Çünkü güven bir kez yıkıldığında sadece insanlar değil, toplum da kaybeder.

Unutmayalım… Bir ülkeyi ayakta tutan sadece ekonomisi değildir; vicdanı, adaleti ve güven duygusudur. Bunlar sarsıldığında kaybeden hepimiz oluruz.

Serpil Nur ABİRAL

Serpil Nur ABİRAL

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir