İçeriğe geç
KÜLTÜR

İş Hayatında Gerçek Başarı Nedir?

Kendini Pazarlamak mı, Güven İnşa Etmek mi? Bir iş yerinde kim daha etkindir? Disiplinli, dürüst ve işine sadık çalışan mı; yoksa kendisini daha iyi pazarlayan, ilişkileri daha farklı yöneten ve gerektiğinde başkalarını…

Kendini Pazarlamak mı, Güven İnşa Etmek mi?
Bir iş yerinde kim daha etkindir? Disiplinli, dürüst ve işine sadık çalışan mı; yoksa kendisini daha iyi pazarlayan, ilişkileri daha farklı yöneten ve gerektiğinde başkalarını kendi hedefleri doğrultusunda kullanabilen kişi mi?
Ne yazık ki günümüz iş hayatındaki bazı tecrübeler, bu sorunun cevabının her zaman vicdanımızın istediği gibi olmadığını gösteriyor.
Bazen işini sessizce ve özveriyle yapan, sorumluluklarını aksatmayan, ekip arkadaşlarını kollayan ve iş yerinin huzurunu kendi huzuru kadar önemseyen çalışan geri planda kalabiliyor. Buna karşılık kendisini daha görünür kılan, yöneticisine ekip arkadaşlarını şikâyet eden; ekip arkadaşlarına ise yöneticisini anlatan, insanlar arasındaki güveni zedelemekten çekinmeyen ve üst yönetimde kendisine yakın gördüğü kişilerle güçlü ilişkiler kurarak ilerleyen kişiler daha etkili ve başarılıymış gibi algılanabiliyor.
Peki bu gerçekten başarı mıdır?
Bence değildir.
Çünkü kendini iyi pazarlamak ile değer üretmek aynı şey değildir. Bir insanın ne kadar görünür olduğu, ne kadar konuşulduğu ya da yöneticisiyle ne kadar yakın olduğu; onun işine ne kadar değer kattığının gerçek ölçüsü olamaz.
Elbette iş hayatında iletişim kurmak, kendini ifade etmek, emeğini görünür kılmak ve doğru ilişkiler geliştirmek önemlidir. Ancak bunların hiçbiri dürüstlüğün, ekip ruhunun ve güvenilirliğin önüne geçmemelidir.
İşveren açısından bakıldığında ise mesele biraz daha farklıdır. İşveren çoğu zaman işlerin yürümesini, düzenin bozulmamasını, çalışanlar arasındaki problemlerin büyümemesini ve şirketin kazanç sağlamaya devam etmesini ister. Bu nedenle bazı davranışlar ilk bakışta sorun yaratmadığı sürece görmezden gelinebilir.
Fakat bazı çalışanların oluşturduğu görünmez tahribat, çoğu zaman geç fark edilir.
Çünkü sürekli kendisini koruyan, kendi çıkarını ön planda tutan ve bulunduğu kurumu yalnızca kişisel yükselişi için bir basamak olarak gören çalışan, kısa vadede başarılı görünebilir. Fakat uzun vadede ekip ruhunu zayıflatır, güven duygusunu ortadan kaldırır ve çalışma ortamında sessiz bir yorgunluk oluşturur.
İşverenin burada yapması gereken yalnızca “İşler yürüyor mu?” sorusunu sormak değildir.
Asıl soru şudur:
“Bu işlerin nasıl yürüdüğüne bakıyor muyum?”
Çünkü bir kurumun başarısı yalnızca bilançosuyla değil, çalışanlarının birbirine duyduğu güvenle de ölçülmelidir. İnsanları birbirine karşı konumlandıran, dedikodu ve şikâyet üzerinden güç kazanan, ekip içerisindeki güveni zedeleyen davranışlar zaman içinde kuruma çok daha ağır bedeller ödetebilir.
Bugün sorun çıkarmıyor gibi görünen bir çalışan, yarın kurumun en büyük sorunlarından birinin kaynağı hâline gelebilir.
Bu nedenle özellikle gençlerimize iş hayatıyla ilgili öğretmemiz gereken çok önemli değerler olduğuna inanıyorum.
Helalinden kazanmak.
Dürüst olmak.
Sorumluluk almak.
İşini hakkıyla yapmak.
Emeğe saygı göstermek.
Ekip arkadaşını rakip değil, yol arkadaşı görmek.
İşverenin güvenini kişisel çıkarlar için kullanmamak.
Parlamak için başkasını gölgelememek.
Her insan elbette kariyerinde ilerlemek, daha iyi bir konuma gelmek ve emeğinin karşılığını almak ister. Bunun hiçbir yanlış tarafı yoktur. Yanlış olan, yükselirken başkalarını aşağı çekmek; kendine yer açmak için başkasının itibarını zedelemek ve güven duygusunu bir araç olarak kullanmaktır.
Gerçek başarı, herkesin önünde parlamak değildir.
Bazen en büyük başarı, kimsenin görmediği bir yerde işini hakkıyla yapabilmektir.
Bazen terfi etmekten daha değerlidir bir arkadaşının zor zamanında yanında durmak. Bazen yöneticinin gözüne girmekten daha kıymetlidir, sana emanet edilen işi kimse bakmıyorken de aynı özenle yapabilmek.
Çünkü insanın gerçek karakteri, alkışlandığı yerde değil; kimsenin onu görmediği yerde ne yaptığıyla ortaya çıkar.
İş hayatında insanlar değişebilir, makamlar değişebilir, yöneticiler değişebilir, kurumlar değişebilir. Fakat insanın çalışma ahlakı onunla birlikte yürür.
Bu yüzden gençlere yalnızca “Nasıl yükselirsin?” sorusunun cevabını değil, “Yükselirken nasıl bir insan olarak kalırsın?” sorusunun cevabını da öğretmeliyiz.
Çünkü kariyer insanı bir makama taşıyabilir; fakat dürüstlük, güven ve karakter insanın o makamda nasıl hatırlanacağını belirler.
Aslında iş hayatında geride bırakılabilecek en değerli miras, güzel bir unvandan çok daha fazlasıdır.
Ardından “İyi bir çalışandı, güvenilir bir insandı, ekibine sahip çıkardı” denilebilmek.
Gerçek başarı, işte tam olarak budur.

Yorum yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir