İçeriğe geç
İletişim

Hayattaki en ağır yüklerden , insan ruhuna verilebilecek en sinsi zararlardan biridir dedikodu ve münafıklık

Kalpleri, dostlukları ve toplumsal bağları kemiren, görünmeyen ama derin yaralar açan çok büyük bir vebal. Bugün ne yazık ki dünyanın hangi sokağına adım atsak, hangi meclisine oturusak bu zehirli rüzgarın esintisine kapılıyoruz.…

Kalpleri, dostlukları ve toplumsal bağları kemiren, görünmeyen ama derin yaralar açan çok büyük bir vebal. Bugün ne yazık ki dünyanın hangi sokağına adım atsak, hangi meclisine oturusak bu zehirli rüzgarın esintisine kapılıyoruz. Oysa insanlara uygulanabilecek en büyük psikolojik şiddettir arkadan konuşmak, haksız yere karalamak ve birinin hayatına leke sürmeye çalışmak.
​Peki, durup dururken neden yaparlar bunu?
​Aslında cevap çok uzakta değil; insanın kendi içindeki eksiklikte, üretimsizliğinde ve tatminsizliğinde saklı. Boş kalan zihin, ne yazık ki her zaman üretkenliğe değil, yıkıcılığa meyleder. Kendi hayatına bir amaç koyamamış, kendi potansiyelini keşfedememiş ya da başkalarının ulaştığı ışığa, huzura, başarıya uzanamamış olanlar; o ışığı yakalamaya çalışmak yerine onu söndürmeyi yeğlerler. Göremedikleri, erişemedikleri güzelliklere çamur atarak onları kendi boy seviyelerine çekebileceklerini sanırlar. Oysa bilmezler ki, o çamuru karşıya fırlatmak için uzattıkları ilk elleri kirlenir, ilk kendi vicdanları lekelenir. Hakikatin sesini duymak yerine dedikodunun gürültüsüne sığınanlar, aslında kendi ruhlarının karanlığını ifşa ettiklerinin farkında bile olmazlar.
​Böyle bir düzende ne yapmak gerekiyor?
​Her şeyden önce kim olursa olsun boş durmamak lazım. İnsanın can dostu yine kendi emeğidir. Çalışmak, üretmek, zihni ve kalbi hayata bağlamak gerek. Eğer insan kendi yolunda meşguliyetler bulamazsa, bir hobiye sarılıp ruhunu besleyemezse, başkalarının hayatlarıyla meşgul olmak gibi ucuz bir tuzağa düşmesi kaçınılmazdır. Kendi yönünü tayin edebilen, kendi tarlasını süren insan başkasının bahçesindeki meyveye taş atmaz.
​Tabii ki sadece meşguliyet de yetmez; asıl sığınılacak liman merhamettir, vicdandır, kalpte taşınan hak ve adalet bilincidir. Allah korkusu olmayan, kalbinde insan sevgisi barındırmayan bir insan her türlü karalamayı mubah görür. Ama unutulmasın ki; duyulan her üzücü söze, maruz kalınan her haksızlığa karşı en büyük cevap tevekküldür.
​Çünkü bu hayatta herkesin kendine ait bir defteri var ve herkes kendi hikayesini kendi kalemiyle yazıyor. Sayfalarını güzellikle, anlayışla, sevgiyle dolduranlar günün sonunda tertemiz bir kitap bırakırken geriye; başkalarının sayfalarına kara çalanlar, kendi yazdıkları o karanlık sonla baş başa kalacaklar. Kalem kimin elindeyse hikaye de onundur; bize düşen, kendi defterimizi lekeletmeden, sesimizi ve çizgimizi bozmadan yürümeye devam etmektir.

Yorum yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir