ELAZIĞ MİLLETVEKİLİ ADAYI UMAY TATAR KİMDİR?

11 Eylül 1988’de İstanbul Üsküdar’da doğdum. Aslen Elazığ’ın tarihi Harput bölgesine mensubum. İlk ve orta öğrenimimi Üsküdar Sokullu Mehmet Paşa İlköğretim Okulu’nda, lise eğitimimi ise Üsküdar Burhan Felek Lisesi’nde tamamladım. Üniversite eğitimime Sakarya Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’nda devam ettim.

Spor hayatıma küçük yaşlarda başladım; 6 yaşında yüzme sporu ile tanıştım ve 18 yaşıma kadar profesyonel olarak bu alanda faaliyet gösterdim. Ancak üniversite sınav süreci, ailevi sorumluluklar ve kişisel hedefler doğrultusunda profesyonel sporculuk kariyerime son verdim. Bu dönemde, hem okuyup hem çalışarak spor eğitmenliği mesleğine erken yaşta adım attım ve halen aktif olarak sürdürmekteyim.

Asıl hedefim askeri okul ya da hukuk eğitimi almak idi. Fakat içinde bulunduğum şartlar beni antrenörlük mesleğine yönlendirdi. Ancak bu zorunluluk, ilgi alanlarımı yalnızca spor bilimleriyle sınırlamadı. Yaşadığım coğrafyanın gerçeklerine duyduğum farkındalık ve içsel merak duygum sayesinde, farklı alanlara yönelik yoğun okumalar yapmaya başladım. Kişisel gelişimime katkı sunan bu sorgulama ve öğrenme süreci, zaman içinde beni hem bireysel hem de toplumsal düzlemde farklı düşünsel alanlara taşıdı.

Ailem, Türk milliyetçisi değerleri benimseyen ve Atatürk’ün mirasına büyük kıymet atfeden bir yapıdaydı. Ancak zamanla aile fertlerimin önemli bir kısmının siyasal İslam’ın etkisi altına girdiğini, bu etkilenme sonucunda da bazı temel öz farkındalıklarını kaybetmeye başladıklarını gözlemledim. Bu durum, bende daha derin bir sorgulama ve ‘bilme’ arzusunu tetikledi.

Yaklaşık 17-18 yaşlarımda, Türkiye Komünist Partisi (TKP) ile tanışarak sol ideolojiye dair fikir edinmeye çalıştım. Karl Marx’la ilk temasım, zihnimde birçok kavramın yer değiştirmesine neden oldu. Ancak içinde bulunduğum dönemin siyasal atmosferi ya da temas ettiğim çevreler nedeniyle, sergilenen bazı yaklaşımlar beni rahatsız etti ve bu sebeple mesafeli durmayı tercih ettim.

Üniversite yıllarımda, doğrudan bir siyasi oluşumun parçası olma niyetim olmasa da kendimi siyasetle iç içe buldum. Sakarya Ülkü Ocakları’nda bir 2-3 sene kadar bulundum. Ancak zamanla, içinde bulunduğum yapının ne ideolojisiyle ne de hareket tarzıyla kişisel duruşum arasında bir bağ kurabildim. Bu sebeple uzaklaştım ve uzun yıllar boyunca siyasetle ilişkim yalnızca yazılı düşünsel üretimlerimle sınırlı kaldı.

Beni yakından tanıyan dostlarım iyi bilirler; siyaset sahnesinde yer almaktansa, evimde kitaplarımla baş başa, kimseye muhtaç olmadan ve huzur içinde bir yaşam sürmeyi tercih ederim. Ancak hayat yolculuğum her zaman hayallerim doğrultusunda ilerlemedi. Üniversite mezuniyetimin ardından memuriyet niyetiyle Bolu’da yaklaşık bir buçuk yıl çalıştım. Bu süreçte, siyasal İslam’ın devlet kurumlarındaki etkilerini doğrudan deneyimledim. Yaşadığım zorluklar kişisel düzeyde kalsaydı, yollarımı başka şekilde çizerdim; zira zaten memur olmayı arzulamıyordum. Devletin bir çalışanı olacaksam, herhangi bir siyasi yapının lehine ya da aleyhine pozisyon almamayı prensip edinirdim.

Benim devlet anlayışım, adalet ve liyakat üzerine kuruludur. Ailemden aldığım ‘devletçi’ terbiyeye rağmen, devletin her zaman haklı olduğu fikrine hiçbir zaman katılmadım. Devlet, benim için millettir. İdeolojilerden çok, memlekete ve topluma katkı sağlama düşüncesi, siyasi yaklaşımlarımda hep daha öncelikli oldu.

Çalıştığım kurumda maruz kaldığım sistematik mobbing nedeniyle istifa ederek İstanbul’a döndüm. Bu dönemde siyasetten uzak durup, tamamen kişisel gelişimime odaklandım. Manen ailem olarak gördüğüm Psikolog Şeyda Nur Boybeyi’nin rehberliğinde sosyolojik ve psikolojik danışmanlık aldım. Aynı zamanda spor bilimleri alanındaki eğitimimi ileriye taşıyarak, egzersiz ve sağlık alanlarında uzmanlaştım. Zira spor bilimleri diploması, bu mesleği etkili icra etmek için tek başına yeterli değildir. Yıllar süren eğitim ve tecrübeyle sağlık alanında çalışmak, benim için tatmin edici bir yol oldu. Medikal egzersiz uzmanı olarak çeşitli merkezlerde ve bağımsız şekilde çalışmaya devam ediyorum.

Okuma ve yazma tutkumu da hiçbir zaman kaybetmedim. Çeşitli bloglarda yazılar yazmaya başladım ve bu yazın süreci zamanla derin bir tutkuya dönüştü. Ancak yazmak benim için her zaman amatör bir sevda olarak kaldı; çünkü insanın “öğrendim” dediği gün, öğrenmeyi bıraktığı gündür diye düşünüyorum.

Siyasete yeniden dönme kararım ise uzun gözlem ve tefekkür sürecinin ardından oluştu. Huzurlu yaşamımı bir mücadele alanına dönüştürmenin anlamı üzerine çok düşündüm. Ancak geldiğimiz noktada yaşadığım ülkenin gerçeklerine sessiz kalmanın vicdanıma sığmadığını fark ettim. Hükümetin kutuplaştırıcı dili, ekonomik adaletsizlikler, sosyal yozlaşma, dinin bir kamusal baskı aracına dönüşmesi, Türklüğün itibarsızlaştırılması, gençlerin umutsuzluğu, artan yoksulluk, omurgasız siyaset ve terör örgütlerine tanınan imtiyazlar gibi pek çok sebeple bu mücadelede yer almanın artık kaçınılmaz olduğunu gördüm.

Benim anlayışıma göre milletvekilliği, bir ayrıcalık değil; milletin hizmetinde bir sorumluluktur. Bir birey, milletvekili olduğu için üstün değildir; aksine milletin hizmetkârı olmakla yükümlüdür. Olması gereken de budur. Egemenlik, kayıtsız ve şartsız milletindir – bu, Cumhuriyetimizin kurucu ilkelerindendir. Dolayısıyla yalnızca makamında oturan, fayda üretmeyen ve hâlâ manda-himaye zihniyetinden sıyrılamamış anlayışlara karşı; bizlerin harekete geçmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu memleketin tarihi sokakları, gölleri, denizleri, toprağı ve en önemlisi insanı, çok daha iyisini hak ediyor.

İşte bu hakkı hep birlikte geri alabilmek için, Milletvekili olmaya talip oldum.

hakkında Umay TATAR

Umay TATAR
1988 yılında İstanbul’da doğdum. Sakarya Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu mezunuyum. Uzun yıllar profesyonel spor yaptım. Sahada öğrendiklerim, bana sadece fiziksel değil, zihinsel bir dayanıklılık da kazandırdı. Bu dayanıklılık zamanla farklı alanlara olan ilgimi derinleştirdi. Sivil toplum kuruluşlarında aktif görevler aldım; özellikle gençlik, eğitim ve toplumsal dayanışma alanlarında mücadele etmeye çalıştım. Hayatım boyunca sadece bireysel değil, toplumsal sorumluluklar taşıyarak yürümeyi önemsiyorum. Felsefeye, tarihe, toplumsal olaylara ve politikaya yoğun bir ilgim var. Okumak, düşünmek ve sorgulamak benim için hem bir ihtiyaç hem de bir yolculuk. Yazılarımda zaman zaman bu ilgi alanlarımı harmanlıyor, geçmiş ile bugünü, birey ile toplumu, inanç ile aklı aynı metin içinde konuşturuyorum. Sosyal medya üzerinden yazılarımı ve fikirlerimi paylaşıyorum. Bazen mizah, bazen isyan, bazen de içsel bir arayışla… Ama hep samimiyetle ve “birlikte düşünmek” amacıyla. Hayatın bana kattıklarını, biriktirdiklerimi ve mücadele ettiklerimi paylaşmak için buradayım.

Ayrıca Kontrol Et

8 Mart: Kutlama Değil ; Bir Hesaplaşma Günü

Takvimler, 8 Mart’ı gösterdiğinde dünyanın pek çok yerinde aynı manzarayla karşılaşırız. Çiçekler dağıtılır, reklam kampanyaları …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir