Psikolojik Danışman/Psikodrama Terapisti
Aile Terapisti/Sanat Terapisti
Sevgili Dostlar Merhaba,
Bugün, bilinen bir kavrama yeniden odaklanarak, zihnimizde yeni imgeler oluşturmak için yeniden birlikteyiz.
Tarihi ve yaşamı akan bir dereye benzetebiliriz. Dere akıp giderken içinde yer alan canlılar ve balıklar sakince yaşarlar. Mutlu ve huzurlu görünürler bize. Ama o derenin içinde bazıları vardır ki, onlar hep merak içindedirler. Geçmişi sorarlar; nerden geldik, diye. Geleceğin nasıl şekilleneceğini düşünürler. Ve zamanları gelince, ne yapmaları gerektiğini tam olarak bilerek hareket etmeye başlarlar. Yalnız kendilerinin değil, tüm varlığın varoluş periyodunu farklı bir algoritmayla değiştirirler.
Daha yalın bir biçimde dile getirelim. Samed Behrengi’nin Küçük Kara Balık hikayesini bilirsiniz. Küçük Kara Balık annesiyle birlikte bir kayanın ardında yaşayıp giderken, bir sabah aniden annesini uyandırıp nehrin kaynağını bulmak üzere yola çıkmak istediğini söyler. Uzun zamandır nehrin kaynağını merak ettiğini ve artık yola çıkıp kaynağa ulaşması gerektiğini ifade eder.
Annesinin onu vazgeçirmek için söylediklerine aldırmaksızın hayatın bir anlamı olduğunu ve aynı yerde kalarak bu anlama ulaşmanın mümkün olmadığını ifade eder ve yola çıkar. Yol uzun ve meşakkatlidir. Yolda farklı özellikteki canlılarla karşılaşır. Kimi onu kandırıp yeme derdindedir. Kimi her söylenene inanıp, kendi kararlarını almaktan bihaberdir.
Küçük Kara Balık kendisini tehlikelerden korumak için bilgi alıp tecrübelerinden yararlanacağı kişilerle de karşılaşır. Böylelikle yeni davranış stratejileri
geliştirerek sağlık ve güvenlik içinde yaşamına ve macerasına devam eder. Hikayenin sonunda Küçük Kara Balığın nehrin kaynağını bulup bulamadığına dair bir bilgi yer almaz. Ancak hikayeyi 12 bin torununa anlatan yaşlı balık nine torunlarını uyutmuştur. Yalnız Küçük Kırmızı renkli bir balığı, bir türlü uyku tutmaz. Bütün gece denizi düşünüp durur.
Kahramanlık denen şey toplumun genelinden farklı bir eylem alanı yaratmaktır. Düşünmek, hissetmek ve eylem oluşturmak bağlamında cesaret ve yüreklilikle benliğini ortaya koyabilmektir.
Kahramanlık konusunda yanılgıya düşeriz. Sanki kahramanlık, “şimdi ve burada”ya ait bir özellik değilmiş de, tarihin tozlu sayfaları arasında kalmış üstün nitelikli varlıklara ait kutsal bir özellikmiş gibi gelir bize.
Kutsal olan nasıl ki yaşamın dışındaymış gibi algılanıyorsa, kahramanlık da kutsallaştıkça, yaşamımıza dahil edilmesi güç bir hal alır. Sanki kahramanlık öznesi olmak, imkansız gibi görünmeye başlar.

Halbuki yaşam, bize sunulmasıyla birlikte, her birimizin kendi yaşamının kahramanları olmamız gerektiğini fısıldar kulaklarımıza. Bu fısıltıyı duyanlar tarihin aslında bugün gibi yaşayan temiz sayfalarında yer almaya hak kazanırlar. Arşın dikkatlice tutulan kayıtları, her birini hatırlar bu kahramanların.
Çok uzak, eski zamanlara gitmeye gerek olmaksızın, etrafımıza, kendi hayatımıza , kendi çelişki ve çatışmalarımızı çözümleyip, ideallerimizi gerçekleştirme çabamıza bakabiliriz. İç dünyamızda yaşadığımız savaşlara ve kazanan güçlü benliğimizin iç düşmanlarımızı nasıl barıştırdığına. Kaybedişlerimiz,… Pek çok kez, kahramanlıktan vazgeçip çoğunluğun seçimlerini cazip bulma ile anlamı yitirişimiz.
Doğruyu bulma ve uygulama çabamız aynı zamanda aktarımda bulunma zorunluluğunu getirir bize. Doğru bilinmeye başladığı andan itibaren, ilişkide bulunduğumuz her bir insanın zihnine kodlanması gereken bir aktarım nesnesine dönüşür. İnsani bir sorumluluk olarak doğru olanı hayata geçirerek gerçeğe dönüştürmek, ideal olanın yaşamda yerini bulması demektir.
İdealler yaşamımızda gerçeğe dönüştükçe, zihnimiz yeni idealler için yeniden yapılanır. Kendimizi imar etme çabamız bizi bir kahramana dönüştürür.
Kendimizde var edeceğimiz minik bir dönüşüm, evrende artan bir standart sapma olarak karşılık bulacaktır. Evrendeki her şeyin büyük bir ağ üzerinde yer alan, birbiriyle elektromanyetik bir ilişki düzeneği ile bağlantılı olduğunu söylemek anlaşılır bir iddia olacaktır. Evrenin bir organizma olduğu düşünüldüğünde, bu söylenen çok daha iyi anlaşılacaktır. Bu bilinç ve idealle atacağımız her adım insanın tarihinde bırakacağımız derin izler olarak tarihi değiştirecektir.
Çocuklarımızı yetiştirme biçimimizden, çöplerimizi ayrıştırmaya; yeme içme ile ilgili seçimlerimizdeki hassasiyetten, alış veriş ettiğimiz ürünlerin içerikleri ve insana uygunlukları konusundaki dikkatimize kadar her ayrıntı, yaşamımızda meydana getireceğimiz istikrarlı ilerleyiş için bir adımı oluşturacaktır. Fark edip bildiğimiz doğruları kamusal alanda paylaşıp, kanun koyucuyu ikna edecek bir potansiyel yaratma eylemlerimiz zaman içinde devrimsel nitelikte kuralların oluşmasını hızlandıracaktır. Nitekim kendi yaşam öykümüz içinde yer alan, bizzat içinde olduğumuz eylemlerimiz ve istikrarlı tepkilerimiz, toplumsal dönüşümde algı değişiklikleri, hukuki hak kazanımları ve kanuni düzenlemeler olarak sosyal yaşamımızda karşılığını bulmaya başlamıştır. Engelli hakları, hukuki düzenlemeleri içeren engelliler kanunu ve toplum algısındaki değişiklikler somut olarak değişim gösteren alanlara örnek teşkil etmektedir.
Suç ve ceza alanına ilişkin paradoksların neticesinde, yaşamları hükümlülük etiketiyle değişen insanların yaşamlarını yeni bir bakışla yeniden şekillendirmek için cezaevinde yürüttüğümüz psiko-sosyal destek projesi, çalışma alanımızda yer alan kadınların psikolojik dönüşümlerini esas almaktadır. Kendilerini yeniden yapılandırabileceklerine dair inanç ve azimlerini harekete geçirmek, ardından, yeterlilik kazandırmak, yol göstermek amacıyla uygulamalar yapmaktayız. Sistemin aksayan yönleri olan, ekonomik zorluklar, fakirlik ve bunun yol açtığı eğitim imkanlarına ulaşamama ve doğruyla yanlışı ayır edememe şeklinde ortaya çıkan suç, bireyi ve dolayısıyla toplumu zorlayan bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaptığımız çalışmanın çıktılarını yeni projeler üretmek ve eğitim ve istihdam mekanizmalarını uyararak, bu konuda ihtiyaç duyulan tedbirlere dönüşmesi için baskı unsuru olarak kullanmak, yine insanlık tarihinin akışında etki alanı yaratacaktır.
Tarihin bugün yaşanmış gibi taze olarak bize ulaştırdığı birtakım örnekleri, kahramanlık kavramının kişilerin yaklaşım biçimleriyle ve kararlı eylemleriyle ortaya çıktığını gösteriyor. Bir takım olaylar vuku buluyor. Hiç kuşkusuz bu olaylar harekete geçirici ve tetikleyici oluyor. Ancak bir takım insanlar farklı tepkileri, karşı duruşları ve doğruya yönelik hizmetleriyle o dönem yaşayan diğer bireylerden ayrılıyor.
Nene Hatun 1877 yılında Rusların Erzurum’a kadar ilerlemeleri üzerine 3 aylık bebeğini bırakarak; “Bebeğim anasız yaşar ama vatansız yaşayamaz.” diyerek cephede görev alması, o dönemde yaşayan toplumdaki pek çok kişiden onu ayıran bir özellik olmuştur. Onunla birlikte halk kazma kürekle Aziziye Tabyasına koşarak Rusların uzaklaştırılmasını sağladı.
1915’te Çanakkale Savaşı’nda askerlerin ölümleri pahasına yerlerini terk etmeden kendilerinden üstün güçlere karşı dirayet ve inançla karşı duruşları savaşın Çanakkale Geçilmez ibaresi ile tarihe geçmesine yol açtı. Yaşamdaki beklenti ve isteklerine rağmen her şeyden vaz geçerek kanlarını esirgemeyen kararlı kahramanlar bir milletin huzuru için kendilerini feda etmişlerdir. Seyit Onbaşı, Yahya Çavuş, az malzeme ile noktasal hareketlerde bulunarak, stratejik önemi olan neticelere imza atmışlardır. Kurtuluş Savaşı sırasında Yörük Ali Efe, Sütçü İmam, Adile Onbaşı, Kara Fatma, Gördesli Makbule, Tayyar Rahmiye, Hasan Tahsin gibi isimler gibi halkın isimsiz kahramanları vatanın varlığını daim kılabilmek için harekete geçmişlerdir. Bahsedilen kişilerin her birinin savaştan kaçma seçeneği olmasına rağmen, geleceğin sağlıklı varoluşunu temin etme amaçları onları kahraman yapmıştır. Kollektif bilincin ilahi değer ve erdemlerle kodlanmış olması, benlik idealini biz bilinci ile doğru bir eyleme yönlendirmiştir.
Kahramanlar tarihte yeni bir hareket başlatarak, toplumu olduğu yerden, insana yakışan bir hedefe götürme idealine taşırlar. Toplumda görülen adaletsizlikler, eksiklikler yeni bir düzen ve sosyal adalet ihtiyacı doğurur. Peygamberler, filozoflar bu bağlamda kahraman devrimcilerdir. Toplumun yozlaşan yapısını idealize edilmiş inanç ve gerekçelerle aydınlatarak, formel uygulamalarla toplumu yeniden biçimlendirirler. Bu şekilde medeniyet unsurlarını yapılandırırlar. Disiplinli ve istikrarlı uygulamaları ve eğitsel bir alan açmaları, insanlarda varolan düzeni eleştirip yeni bir sağlıklı düzen kurma ihtiyacı yaratır. Bu ihtiyaçla kendini disipline eden bireyler zaman içinde bir güç unsuru olarak dönüştürücü bir mekanizma halini alırlar. Bu bağlamda kahramanlar tarihin akışını yeniden düzenleyen bireylerdir. Kahramanlar, cehalet içindeki toplumlarda, bilinci uyararak yeni ihtiyaçların doğmasına sebep olurlar. Bu ihtiyaçlar sistemli yapıların ve sektörlerin ortaya çıkışının alt yapısını hazırlar. Zamanla kurumsallaşma ile insana uygun medeni yapılar kalıcı sistemlere dönüşür.
Yeni bir yazıda tekrar buluşmak dileğiyle, sizleri günlük yaşamınızda kahramanlık olgusunu hayatınıza ne kadar kattığınız sorusuyla başbaşa bırakıyorum.
Selamlar.
Melike Doruk Metin
Psikolojik Danışman
Velhasılıkelam Evrensel bakış