İçeriğe geç
İletişim

Türkiye bu olayı konuşuyor ; “Ölüyorum , babamı bulun”

Bazen insan hangi habere üzüleceğini şaşırıyor. Daha bir acıyı sindiremeden başka bir haber geliyor. Bir başka aile, bir başka gözyaşı, bir başka soru… Ve biz yine soruyoruz: Nereye gidiyoruz? BİR ÇOCUĞUN “BABAM…

Bazen insan hangi habere üzüleceğini şaşırıyor.

Daha bir acıyı sindiremeden başka bir haber geliyor. Bir başka aile, bir başka gözyaşı, bir başka soru…

Ve biz yine soruyoruz: Nereye gidiyoruz?

BİR ÇOCUĞUN “BABAM KİM?” SORUSU

İlk olarak ekranlara yansıyan, insanın yüreğini parçalayan bir hikâye…

Bir çocuk düşünün.

Hayatı ilik nakline bağlı.

Yıllarca baba bildiği kişinin biyolojik babası olmadığı, ilik nakli için yapılan uyum araştırması sırasında ortaya çıkıyor.

Şimdi çocuk, hayatını kurtarabilecek biyolojik babasının kim olduğunu öğrenmek istiyor.

Düşünün…

Çocuk “Babam kim?” diye merak etmiyor yalnızca.

“Beni yaşatacak insan kim?” diye soruyor.

İşte insanın söyleyecek söz bulamadığı yer burası.

Ekrana yansıyan anlatımlara göre devlet de sürece müdahil oldu ve biyolojik babanın belirlenmesi için işlem başlatıldı.

Şimdi hepimizin duası aynı:

İnşallah o baba bulunur. İnşallah uyum sağlanır. İnşallah bu yavrunun hayatı kurtulur.

Anne olmak yalnızca bir çocuğu dünyaya getirmek midir?

Yoksa anne olmak, evladının hayatı söz konusu olduğunda kendi korkularını ve hesaplarını bir kenara bırakabilmek midir?

Bu sorunun cevabını vicdanlara bırakalım.

SOMA… YİNE SOMA!

Yine bir maden ocağı.

Yine yerin altında kalan canlar.

1 Ekim’de Soma’daki maden göçüğünde 5 işçi hayatını kaybetti, 2 işçi yaralı kurtarıldı.

Peki 2014 Soma’sını ne çabuk unuttuk?

301 madencimizi kaybetmiştik.

O gün de çok konuştuk.

Sorumlular bulunacak dedik.

Bir daha böyle acılar yaşanmayacak dedik.

Aradan yıllar geçti.

Bugün yine Soma’da 5 evladımızı toprağa veriyoruz.

Bir çocuğun babasının ardından baktığı o gözleri nasıl unutacağız?

O çocuğa babasının yokluğunu nasıl anlatacağız?

Cumhurbaşkanımız, sorumluların cezalandırılacağını ve sürecin takipçisi olunacağını söylüyor.

Elbette sorumluluğu bulunan varsa hukuk önünde hesap vermeli.

Ama insan sormadan da edemiyor:

Daha önceki facialarda gerçekten ders aldık mı?

Yoksa biz toplum olarak balık hafızalı mıyız?

Unutuyor muyuz?

Daha kötüsü…

Unutturuluyor muyuz?

Rakamlar başka, hayat başka

Ekonomiye geliyoruz…

Ekranlarda enflasyon oranları açıklanıyor.

Ama vatandaş markete girdiğinde başka bir enflasyonla karşılaşıyor.

Emeklinin, asgari ücretlinin, dar gelirlinin mutfağında açıklanan rakamlarla yaşanan hayat arasında koca bir uçurum var.

İşsizlik rakamları açıklanıyor.

“İşsizlik azaldı” deniyor.

Ama gençler iş bulamıyor.

Üniversite bitirmiş insanlar gelecek kaygısıyla yaşıyor.

Bazıları çaresizlik içinde hayattan kopma noktasına geliyor.

Peki kimin rakamına inanacağız?

İstatistiğin rakamına mı, market arabasının boşluğuna mı?

Bir ülkede vatandaş kendi hayatında hissettiği ekonomik sıkıntıyla açıklanan rakam arasındaki farkı bu kadar büyük görüyorsa, ortada yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda bir güven sorunu da vardır.

FON KRİZİ VE CEVAP BEKLEYEN SORULAR

Son günlerin en önemli başlıklarından biri de fon krizi.

131 yatırım fonunun tasfiyesi ve yüz binlerce yatırımcının etkilenmesiyle ortaya çıkan tablo, finans piyasalarındaki denetim ve güven tartışmasını büyüttü. Reuters, krizin 500 binden fazla yatırımcıyı ve yaklaşık 20 milyar dolarlık varlığı etkilediğini aktardı.

Burada herkesin sormaya hakkı olan sorular var:

Bu sistem nasıl bu noktaya geldi?

Riskler neden daha önce fark edilmedi?

Denetim yeterli miydi?

Ve vatandaşın parasını korumak için kim, ne zaman harekete geçti?

Fatma Betül Sayan Kaya’nın da hakkında ortaya atılan iddiaların ardından AK Parti’deki görevlerinden ayrılması tartışmayı daha da büyüttü. Ancak hakkındaki iddiaların hukuki olarak kesinleşmiş suçlamalar olmadığını da unutmamak gerekir.

Mesele bir kişinin siyasi geleceğinden çok daha büyük.

Mesele vatandaşın devlete ve finans sistemine duyduğu güven.

ADALETİ PASPAS ETMEYE KİMSENİN HAKKI YOK

Ve gelelim Güllü davasına…

Bir yıldır kamuoyunun takip ettiği dosyada ilk duruşma yapıldı. Tanık Sultan Nur Ulu, olay anına ilişkin önceki anlatımından farklı bir ifade verdiğini ve korktuğu için ilk aşamada gerçeği anlatmadığını söyledi. Duruşmada sanık tarafı da tanığın olay öncesi ve sonrasındaki yakınlığına ilişkin sorular yöneltti. Mahkeme duruşmayı 9 Ekim’e erteledi.

Biz mahkeme değiliz.

Kim suçlu, kim masum karar veremeyiz.

Ama gazeteciler olarak sorabiliriz:

Bir tanık neden aylar sonra farklı konuştu?

Olayın hemen ardından neden başka bir anlatım vardı?

Sonraki anlatım hangi delillerle destekleniyor?

Ve sorulması gereken bütün sorular gerçekten soruldu mu?

Bir insanın hayatı söz konusu olduğunda, gerçek ortaya çıkmadan kimseyi mahkûm etmek de doğru değil, gerçeğin üzerini örtmek de.

Çünkü;

Adalet, kimsenin ayağının altında çiğnetilecek bir paspas değildir.

Ve bugün Yeşilçam’ın bir yıldızı daha kaydı…
“Altın Çocuk” Göksel Arsoy’u 90 yaşında kaybettik. Türk sinemasına unutulmaz eserler bırakan değerli sanatçımıza Allah’tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve sanat dünyamıza başsağlığı diliyorum.

Yeşilçam’ın ışıkları birer birer sönüyor; ama bıraktıkları izler hiç silinmeyecek.

Sözün özü:

Adaleti paspas etmeye kimsenin hakkı yok.

Ve bu ülkenin insanları artık unutmak değil,
gerçeği bilmek istiyor.

Yorum yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir