İçeriğe geç
EDEBİYAT

Ben’den “Biz”e…

Bir evin içinde iki insan yaşayabilir… Aynı masaya oturabilir, aynı hayatın sorumluluklarını paylaşabilir, aynı çatı altında yıllar geçirebilir. Ama bütün bunlar, her zaman gerçekten bir yuva kurdukları anlamına gelmez. Çünkü bir evi…

Bir evin içinde iki insan yaşayabilir…

Aynı masaya oturabilir, aynı hayatın sorumluluklarını paylaşabilir, aynı çatı altında yıllar geçirebilir.

Ama bütün bunlar, her zaman gerçekten bir yuva kurdukları anlamına gelmez.

Çünkü bir evi yuva yapan, duvarları değil; o duvarların arasında yaşatılan duygulardır.

Sevgi…

Saygı…

Güven…

Sadakat…

Merhamet…

En önemlisi insanın yanında kendisi olabildiği bir kalbin varlığı…

Evlilik, iki insanın yalnızca hayatlarını birleştirmesi değil iki ayrı dünyanın, ortak bir hayat kurmayı seçmesidir.

Her insan o hayata kendi geçmişiyle gelir.

Çocukluğuyla, ailesinden öğrendikleriyle, alışkanlıklarıyla, korkularıyla ve beklentileriyle…

Bazen birbirinden tamamen farklı iki insan, aynı hayatın içinde “biz” olmayı öğrenmeye çalışır.

Aslında evliliğin en derin tarafı tam olarak burada başlar.

“Benim doğrularım” ve “senin doğruların” arasında, ikimize de ait yeni bir yol bulabilmekte…

Çünkü evlilik, bir tarafın diğerine benzemesi demek değildir.

Birinin kendi dünyasından vazgeçmesi de…

Birliktelik, farklılıkları yok etmeye çalışmadan ortak bir dil kurabilmektir.

Elbette bu yol her zaman kolay değildir.

Hayatın içinde anlaşmazlıklar, yorgunluklar ve kırgınlıklar da var.

Bazen en sevdiğimiz insan bile bizi duymayabilir.

Ama önemli olan, hiç sorun yaşamamak değil ki…

Ne olursa olsun sorunlar karşısında birbirini kaybetmeden, birlikte çözüm arayabilmektir.

İşte yol arkadaşlığı tam burada başlar.

Hayat zorlaştığında birbirine dönmekte…

Biri yorulduğunda diğerinin bunu fark edebilmesinde…

Bazen sadece “Ben buradayım.” diyebilmekte…

Çünkü eş olmak, hayatı birbirinin omuzlarına daha ağır bir yük olarak bırakmak değildir.

Hayatın zaten var olan yükünü birlikte taşıyabilmektir.

Evlilikte fedakarlık vardır.

Ama fedakarlık, bir kişinin sürekli kendinden vazgeçmesi değildir.

Bahsettiğim fedakarlık, iki insanın da gerektiğinde kendi isteklerinden bir adım geri çekilip ortak hayatı gözetebilmesidir.

Bazen haklı çıkmaktan önce anlamayı seçmek…

Bazen konuşmaktan önce dinlemek…

Bazen de karşımızdakinin ihtiyacını, o söylemeden fark edebilmek…

Çünkü evlilikte mesele kimin kazandığı değil, birlikte kalabilmek için iki insanın da neleri iyileştirmeye istekli olduğudur.

Kurulan bu birliktelik yalnızca iki insanı etkilemez.

Bir evin içinde büyüyen çocuklar, o evdeki ilişkileri izleyerek hayata dair pek çok şey öğrenir.

Sevginin nasıl gösterildiğini…

Bir tartışmanın nasıl yaşandığını…

Bir hatanın ardından nasıl özür dilendiğini…

Saygının sadece güzel günlerde değil, anlaşmazlıkların içinde de var olabileceğini…

Çocuklar çoğu zaman söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı örnek alır.

Bu yüzden aile, bir çocuğun dünyaya dair ilk izlenimlerinin oluştuğu yerdir.

Belki onlara kusursuz bir hayat sunamayız.

Ama sevginin, saygının ve dayanışmanın var olduğu bir ortam bırakabiliriz.

Çünkü aile olmak, kusursuz görünmekten ziyade eksiklere rağmen birbirimize iyi gelmeye çalışabilmektir.

Bir yuvanın en önemli tarafı…

İnsanın kendini her zaman güçlü göstermek zorunda kalmadığı bir yer…

Yorulduğunda dinlenebildiği…

Konuştuğunda gerçekten duyulduğunu hissettiği…

Sevildiğini yalnızca sözlerle değil, davranışlarla da görebildiği bir yer…

Hayat her zaman kolay olmayacak.

Yol bazen uzayacak, bazen zorlaşacak.

Ama yanında gerçekten sana eşlik etmeye niyetli biri varsa, insan kendini o yolun içinde yalnız hissetmez.

Evlilikte aradığımız en büyük güven…

Dünyanın bütün belirsizliklerine rağmen, bir insanın kalbine güvenle yaslanabilmek..

Bilmek..

“Hayat ne getirirse getirsin, bunu tek başıma karşılamak zorunda değilim.”

Çünkü bir yuva, yalnızca aynı evde yaşamakla kurulmaz. İki insanın, birbirinin hayatında gerçekten yer açmasıyla kurulur.

İki ayrı dünyanın, birbirini yok etmeden ortak bir “biz” oluşturabilmesiyle…

Sevginin en güzel hali kendini kaybetmek değil, “Biz” olmak “Bir” olmak halidir. Tıpkı anahtar ve kilit gibi.

Sevgiyle 🌸
Pınar Karakoç

Yorum yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir