İçeriğe geç
İletişim

KEMER’DEN NOTLAR…

Bir tarafta milyarlarca liralık olduğu değerlendirilen kamu taşınmazlarıyla ilgili soruşturma… Bir tarafta siyasette yaşanan ayrışmalar… Kemer… Deniziyle, güneşiyle, yemyeşil doğasıyla, tarihiyle, eşsiz koylarıyla anılması gereken bir turizm cenneti… Ama ne yazık ki…

Bir tarafta milyarlarca liralık olduğu değerlendirilen kamu taşınmazlarıyla ilgili soruşturma… Bir tarafta siyasette yaşanan ayrışmalar…

Kemer…

Deniziyle, güneşiyle, yemyeşil doğasıyla, tarihiyle, eşsiz koylarıyla anılması gereken bir turizm cenneti…

Ama ne yazık ki son günlerde Kemer’i konuşurken insanın içi biraz burkuluyor.

Çünkü Kemer bu kez güzellikleriyle değil, kamu malı, soruşturma ve siyasi çalkantılarla gündemde.

Akın Gürlek’in, “Kemer’de 10 milyarlık kamu malını kişisel menfaat alanına çevirenlere geçit yok” açıklamasının ardından operasyon düğmesine basıldı ve ilk etapta 27 kişinin gözaltına alındığı duyuruldu.

İncelemeye alınan 80 Hazine taşınmazının değerinin yaklaşık 10 milyar lira olduğu değerlendiriliyor. İddialar ve soruşturma kapsamında, mevzuattaki şartlar oluşmadan bazı Hazine taşınmazlarının belirli kişilerin üzerine geçirildiği ve kamu zararına yol açıldığı yönünde incelemeler bulunuyor.

Üstelik operasyonun beş ilde, 21 ayrı adreste eş zamanlı gerçekleştirildiği açıklandı.

Şimdi burada durup sormak gerekiyor:

Kamu malı, hepimizin malı değil mi?

Bir vatandaşın hakkı olan taşınmaz, bir başkasının kişisel menfaatine dönüşüyorsa ortada yalnızca maddi bir kayıp yoktur. Ortada adalet duygusunun da yara alması vardır.

Elbette soruşturmanın sonucunu bekleyeceğiz. Suçluluğu mahkeme kararıyla kesinleşmemiş hiç kimse hakkında hüküm vermek doğru değildir.

Ama Kemer’in böyle bir soruşturmayla anılması bile başlı başına üzücü.

Çünkü Kemer’in adı deniziyle, doğasıyla, turizmiyle, insanıyla anılmalıydı.

BİR DE SİYASETTEKİ SARSINTI VAR…

Kemer bu kadarla da kalmadı.

CHP’li Kemer Belediyesi ve ilçe teşkilatında yaşanan istifalar, parti içindeki ayrışmalar ve yeni siyasi oluşuma geçişler de ilçenin gündemine oturdu.

Kemer’de siyaset adeta iki ayrı kutba bölünmüş durumda.

“Butlancılar” ve “Butlan’a karşı olanlar” diye ayrışmalar konuşuluyor.

Oysa benim aklım almıyor…

Hepsi Atatürk diyorsa, yollar neden bu kadar ayrılıyor?

Dün aynı safta gördüğümüz insanlar bugün başka saflarda.

“Orada bildiğimiz burada, burada bildiğimiz orada…”

Siyaset elbette değişir. İnsanlar parti değiştirebilir, düşünceler farklılaşabilir.

Ama asıl mesele şu:

Bu değişimler Kemer’e hizmet olarak mı dönecek, yoksa Kemer’i daha da mı bölecek?

Kemer’in ihtiyacı kavga değil.

Kemer’in ihtiyacı hizmet.

Kemer’in ihtiyacı birlik.

Kemer’in ihtiyacı birbirini ötekileştirmeden aynı şehir için çalışabilmek.

Kemer Belediye Meclis Üyesi ve Belediye Başkan Yardımcısı Emin Gül’ün de uzun yıllar görev yaptığı CHP’den, “Kemerimize daha verimli hizmet edebilmek” gerekçesiyle ayrıldığını açıklaması bu siyasi hareketliliğin bir başka örneği.

Şimdi Kemer’de herkes birbirine bakıyor.

Kim nerede duruyor? Kim kimin yanında?

Bence asıl sorulması gereken bu değil.

Kim Kemer’in yanında?

İNSANIN GERİDE BIRAKTIĞI ASIL MİRAS

Tam da burada başka bir hikâyeyi anlatmak istiyorum.

1938’de İzmir’de dünyaya gelen Orhan Kandemir…

İTÜ İnşaat Mühendisliği bölümünü bitirdi. Yıllarca NATO karargâhında kontrol mühendisi olarak çalıştı.

Emekli olduğunda 65 taşınmazın sahibiydi.

65 mülk…

Arsalar, dükkânlar, ofisler, daireler…

İnsan hayatı boyunca çalışır, kazanır, biriktirir. Sonra da çocuklarına, torunlarına bırakmayı düşünür.

Orhan Kandemir ise başka bir yol seçti.

2015 yılında yolu Darüşşafaka ile kesişti. Çalışmalarını yakından takip etti.

Önce 65 mülkünü vefatından sonra çocukların eğitimine bırakmak istedi.

Sonra kararını değiştirdi.

“Çocuklar okusun” dedi ve 65 mülkünün tamamını hayattayken bağışladı.

Yıllarca emek vererek edindiği mal varlığı artık miras olmaktan çıktı.

Çocukların geleceğine dönüştü.

2 Ağustos 2025’te hayatını kaybeden Kandemir, anne ve babası olmayan, zor durumda bulunan çocukların eğitimini her şeyden önemli görüyordu.

İşte buna ben miras derim.

Çünkü insanın geride bıraktığı şey yalnızca mal mülk değildir.

Bazen bir çocuğun elinden tutarsın.

Bazen bir çocuğun okul masrafını karşılarsın.

Bazen hiç tanımadığın bir çocuğun hayaline ortak olursun.

Ve belki de yıllar sonra senin adını kimse hatırlamaz ama senin desteğinle okuyan bir çocuk dünyayı değiştirir.

İşte bence cennetin yolu tam da buradan geçer:

İyilikten…

Çünkü malın mülkün dünyada kalır.

Ama yaptığın iyilik bir insanın hayatında yaşamaya devam eder.

VE ÜÇ GENÇ…

Tam bunları düşünürken Darıca’dan gelen haber insanın yüreğini parçalıyor.

15, 17 ve 26 yaşlarında üç kardeş…

Gecenin ilerleyen saatlerinde evden çıkıyorlar.

Doğum günü kutlamak amacıyla sahile doğru yürüdükleri, güvenlik kameralarında üç kardeşin birlikte görüldüğü belirtiliyor.

Sonrası ise karanlık…

Sabah üç kardeşin cansız bedenleri sahile vuruyor.

Ailenin daha önce de 2016 yılında bir kız evladını Çeşme’de boğulma sonucu kaybettiği aktarılıyor.

Şimdi aynı aile, dört evladını da denize vermiş oluyor.

Dört çocuk…

Bir ailenin yaşayabileceği en büyük acılardan biri.

Çocukların başarılı öğrenciler olduğu, spor hocalarının onları olumlu anlattığı belirtiliyor.

Alkol konusunda ise kamuoyuna yansıyan farklı iddialar var. Kesin sonuçları resmi incelemeler ortaya koyacaktır.

Fakat insanın kafasında sorular oluşuyor.

Ben kendime sordum:

Saat 03.45 civarında insan evinden neden çıkar?

Doğum günü o saatte mi kutlanır?

Yüzme bilmediği söylenen gençlerin gecenin o saatinde deniz kenarında ne işi vardı?

Ve onları takip eden küçük kardeş neden peşlerinden gitti?

Bunlar suçlama değil.

Bunlar, üç gencin hayatını kaybettiği bir olayın ardından cevap bekleyen sorular.

Bazen bir olayın en acı tarafı, cevabını bilmediğimiz soruların kafamızda dönüp durmasıdır.

Ben deniz kenarında yaşayan biri olarak gecenin o saatinde denize girmeyi düşünemem bile.

Gündüz gözüyle, ışıklar altında bile deniz insana saygı ister.

Hele gece…

Hele yüzme bilmiyorsan…

Bir anlık dikkatsizlik, bir yanlış karar, bir bilinmeyen sebep üç hayatı bir anda yok edebilir.

KEMER, SEN NEYLE ANILMAK İSTİYORSUN?

İşte bütün bu haberleri düşündüğümde dönüp dolaşıp yine Kemer’e geliyorum.

Bir tarafta milyarlarca liralık olduğu değerlendirilen kamu taşınmazlarıyla ilgili soruşturma…

Bir tarafta siyasette yaşanan ayrışmalar…

Bir tarafta servetini çocukların eğitimine bırakan Orhan Kandemir…

Bir tarafta hayatlarının baharında denize verdiğimiz üç genç…

Hepsi bize başka bir şey söylüyor.

Para nedir?

Güç nedir?

Siyaset nedir?

İnsan geride ne bırakmalıdır?

Belki de hayatın en büyük sınavı budur.

Elimize fırsat geçtiğinde ne yapıyoruz?

Gücümüz olduğunda ne yapıyoruz?

Bir başkasının hakkını gözetiyor muyuz?

Sahip olduklarımızı yalnızca kendimiz için mi biriktiriyoruz, yoksa bir gün başka insanların hayatına ışık olması için paylaşabiliyor muyuz?

Ve çocuklarımızı, gençlerimizi ne kadar koruyabiliyoruz?

Kemer’in adı dosyalarla, operasyonlarla, siyasi kavgalarla değil;

deniziyle, doğasıyla, turizmiyle, kültürüyle ve güzel insanlarıyla anılsın istiyorum.

Siyasetçiler birbirleriyle yarışsın ama hizmette yarışsın.

Kimse kamu malını kişisel menfaat olarak görmesin.

Kazanan bir kişi değil, Kemer olsun.

Ve biz yetişkinler, gençlerimize yalnızca “Dikkat et” demekle yetinmeyelim.

Onlara hayatın değerini, denizin tehlikesini, bir anlık kararın nelere mal olabileceğini anlatalım.

Çünkü bazı kayıpların telafisi yok.

Bazı çocukların dönüşü yok.

Bazı yanlışların geri dönüşü yok.

Ve bazı insanların bıraktığı miras ise ömür boyu yaşamaya devam ediyor.

Orhan Kandemir’in yaptığı gibi…

65 mülkü vardı; 65 mülkü çocukların geleceğine çevirdi.

İşte insanın gerçek zenginliği budur.

Çünkü sonunda hepimiz aynı yere gidiyoruz.

Kimimiz arkamızda taşınmazlar bırakıyoruz…

Kimimiz kavgalar…

Kimimiz kırgınlıklar…

Kimimiz ise okuyan çocuklar, kurulan hayaller ve değişen hayatlar…

Ben biliyorum hangisini tercih ederdim.

Cennetin yolu gerçekten çok uzak değil.

Belki de sadece bir iyilik kadar yakın.

Ve Kemer…

Sen de neyle anılmak istediğine bir karar ver artık.

“İnsanın bu dünyada bıraktığı en büyük iz, sahip oldukları değil; dokunduğu h

Yorum yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir