Herkesin her şeyi bir çırpıda tüketip, bir çırpıda unuttuğu bir zamandan geçiyoruz. Eskiden bir olay olur, üzerine konuşulur, dersler çıkarılır, o mesele hayatımızın bir parçası haline gelirdi. Şimdi ise bir mevzu patlıyor, günlerce konuşuyoruz, “asla unutmayacağız” diyoruz; ama üç gün geçmeden ekranı aşağı kaydırıp başka bir dünyanın içine dalıyoruz. O ilk günkü öfkemiz, üzüntümüz ya da heyecanımız sanki hiç yaşanmamış gibi buhar olup uçuyor.
Hafızamız neden bir “video” süresi kadar kısaldı? Çünkü her şeyi bir “tüketim maddesi” gibi görüyoruz. Bir felaketi izliyoruz, hemen arkasından birinin ne giydiğini, ne yediğini merak ediyoruz. Duygularımız da karışıyor, neye üzüleceğimizi, neye sevineceğimizi şaşırıyoruz. Sanki her şey gelip geçici bir gölge oyunu gibi.
En kötüsü de, bu unutkanlık aslında bize bir “kolaylık” gibi geliyor. Bir şeylere üzülmek, kafa yormak, sorumluluk almak insanı yorar; ama hemen başka bir konuya atlamak omuzlarımızdaki yükü alıyormuş gibi hissettiriyor. “Oh be, o konu kapandı, şimdi yeni gündeme bakalım” diyoruz. Oysa üzerini kapattığımız her acı, ders almadığımız her hata, günün sonunda bizim biraz daha duyarsızlaşmamıza sebep oluyor.
Etrafımıza bir bakalım; birbirimizin derdini bile unutur olduk. Herkes kendi ekranındaki o bitmek bilmeyen haberlerin, görüntülerin esiri olmuş durumda. Ekranı kaydırdıkça kendimizden de, yaşadığımız dünyadan da uzaklaşıyoruz. Sanki hepimiz bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz ama aslında hiçbir yere varmıyoruz.
Arada bir durup sormamız lazım: “Biz buraya nasıl geldik? Bugün konuştuğumuz şey, yarın unutulup gidecek bir şey mi, yoksa üzerinde durup düşünmemiz gereken bir gerçek mi?”
Unutmak belki kolay, belki bizi biraz daha hafifletiyor gibi ama unutarak hiçbir şeyi düzeltemeyiz. Gerçek şu ki; bir şeyleri sahiplenmek, hatırlamak ve sahip çıkmak biraz yük ister, biraz zaman ister, biraz da sabır ister. Hepimiz “bir an önce geçsin” diye beklediğimiz hayatın içinde, aslında en kıymetli anlarımızı unutarak tüketiyoruz.
Belki de iyileşmenin tek yolu; ekranlardan başımızı kaldırıp, “ne yaşıyoruz, nereye gidiyoruz?” diye birbirimizin yüzüne bakmak. Çünkü insan, hatırladığı kadar insandır; unuttukça sadece bir izleyiciye dönüşür.
Velhasılıkelam Evrensel bakış