Altın Portakal’ın Altın çağı mazide kaldı
Yeşilçam’ın emektarları nerede? Antalya’da yaşayan sanatçılar neden kendi şehirlerinin sinema festivalinde daha fazla yer bulamıyor? Antalya denilince akla deniz, güneş, turizm kadar Altın Portakal Film Festivali de gelir. 63 yıllık geçmişiyle Türkiye…
Yeşilçam’ın emektarları nerede? Antalya’da yaşayan sanatçılar neden kendi şehirlerinin sinema festivalinde daha fazla yer bulamıyor?
Antalya denilince akla deniz, güneş, turizm kadar Altın Portakal Film Festivali de gelir. 63 yıllık geçmişiyle Türkiye sinemasının en köklü festivallerinden biridir. Yıllarca Yeşilçam’ın yıldızlarını Antalya sokaklarında görmek, sanatçıların halkla buluşmasına tanıklık etmek festivalin en güzel geleneklerindendi.
Peki, bugün nerede o eski Altın Portakal’ın ihtişamı?
Nerede Yeşilçam’ın emektar sanatçıları? Nerede sinemaya yıllarını vermiş, bu ülkenin hafızasına kazınmış oyuncular?
Elbette festivale katılan, kortejde yürüyen, ödül alan sanatçılar var. Ancak benim sorguladığım konu birkaç tanınmış ismin kortejde görünmesinden ibaret değil. Asıl mesele, sinema kültürüne yıllarca emek vermiş sanatçıların ne kadar hatırlandığı, ne kadar değer gördüğü.
Meryem Uzerli’nin festivale katılması elbette bir tercih. Kendisi televizyon dizilerinin yanı sıra sinema filmlerinde de rol almış bir oyuncu. Ancak insan sormadan edemiyor: Festivalin sanatçı seçkisinde hangi ölçüler esas alınıyor? Yalnızca popülerlik mi, yoksa Türk sinemasına verilen emek ve katkı da dikkate alınıyor mu?
Antalya’da yaşayan Yeşilçam sanatçıları var. Bu kentin sokaklarında, sofralarında, hayatında yer etmiş sinema emekçileri var.
Örneğin Coşkun Göğen… Halkın onu tanıdığı adıyla Tecavüzcü Coşkun. Yeşilçam’da 500’ü aşkın filmde rol almış, yıllardır Antalya’da yaşayan bir sanatçı. Menderes Samancılar da sinemaya yıllarını vermiş, oyunculuğuyla iz bırakmış bir isim.
Bu sanatçıların festivalle ilişkisi yalnızca kortejde görünmekten ibaret mi kalmalı? Onların deneyimlerinden, anılarından, sinemaya kattıklarından yararlanmak; genç kuşaklarla buluşturmak, söyleşiler düzenlemek, geçmişin emekçilerini onurlandırmak çok mu zor?
Ben bu soruları kendim için sormuyorum.
Geçtiğimiz günlerde bir cenazede karşılaştığım insanlar yanıma gelip, “Sen neden bu festivalde yoktun? Yeşilçam’dan Antalya’ya taşınan sensin” dediler.
Ardından, “Lütfen bunu yaz, gerekirse bizim ismimizi de yaz. Bu soruyu biz soruyoruz” diye eklediler.
Ne cevap verebilirdim?
“Bilmiyorum” dedim.
Çünkü bu sorunun muhatabı ben değilim.
Haftanın üç, dört günü farklı televizyon kanallarında filmleri yayımlanan, yıllarca sanatın içinde bulunmuş bir insan olarak benim de emeğimin görmezden gelinmesi elbette düşündürücü. Ancak mesele sadece benim davet edilmemem değil. Benim gibi Yeşilçam’a emek vermiş, Antalya’da yaşayan başka sanatçıların da hatırlanması gerekiyor.
Bu nedenle soruyu açıkça soruyorum: Antalya’da yaşayan Yeşilçam sanatçıları neden festivalin daha güçlü ve doğal bir parçası olamıyor?
Bir de işin kültür ve sanat tarafı var.
Festival programları hazırlanırken yalnızca popüler isimlere değil, sanatın farklı dallarına, kuşaklara ve müziğin zenginliğine de yer verilmeli.
Bir Erol Evgin konseri, yılların hafızasında yer etmiş şarkılarla Antalyalıları buluşturmak güzel olmaz mıydı? Gençlerin dinlediği müziklere elbette karşı değilim. Ancak kültür dediğimiz şey geçmişi silerek kurulmaz. Eskiyle yeniyi buluşturabilmektir asıl mesele.
Dursun Gündoğdu’nun Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen ‘Kültür Yolu Festivali’ ile ilgili Gün Haber’de yayımlanan “Şarkıcı çok, kültür yok” başlıklı yazısındaki kültür politikalarına ilişkin eleştirilerini de bu açıdan önemli buluyorum. Antalya’nın Yörük kültürü, türküleri, halk oyunları, sipsisi, kabak kemanesi ve bağlaması da bu kentin kültürel kimliğinin bir parçası.
Festival dediğimiz şey sadece sahneye çıkan isimlerden ibaret değildir.
Organizasyon zafiyeti mi, iletişim eksikliği mi, yoksa sanatçı seçiminde farklı bir anlayış mı var? Bunu festival yönetimi açıklamalı.
Benim beklentim ne özel ilgi ne de ayrıcalık.
Sadece emeğe saygı, sanatçıya vefa ve Antalya’nın kendi değerlerine sahip çıkılması.
Aslında bizler, davet değil vefa istiyoruz…
Altın Portakal’ın geçmişinde Yeşilçam’ın alın teri var. O geçmişi bugünün popüler isimleriyle örtmek yerine, geleceğe taşımalıyız.
Çünkü Altın Portakal yalnızca bir festival değildir; Türk sinemasının hafızasıdır.
Unutmayalım: Sanatçıya değer vermeyen toplum, kendi kültür hafızasını da zamanla kaybeder.


