ALLAH’IN TAKDİRİNE RAZIYIZ , PEKİ KALBİMİZ NASIL DAYANACAK ?
Yaş aldıkça hayatın güzelliklerinden çok, vedaları biriktiriyoruz içimizde. Çok sevdiğimiz büyüklerimiz birer birer hayata veda ediyor. Kimi sessizce gidiyor, kimi çaresiz bir hastalıkla günbegün bizden uzaklaşıyor. Elimizden hiçbir şey gelmeden sevdiğimiz birinin…
Yaş aldıkça hayatın güzelliklerinden çok, vedaları biriktiriyoruz içimizde.
Çok sevdiğimiz büyüklerimiz birer birer hayata veda ediyor. Kimi sessizce gidiyor, kimi çaresiz bir hastalıkla günbegün bizden uzaklaşıyor. Elimizden hiçbir şey gelmeden sevdiğimiz birinin gözlerimizin önünde eriyişini izlemek, yüreğimize ağır geliyor.
**En acısı da ne biliyor musunuz? Onları hayatta tutmaya sevgimizin yetmemesi…*
Elbette Allah’ın takdirine razıyız. Hayatın da ölümün de O’nun takdirinde olduğunu biliyoruz. Yine de insanız işte… Aklımızla kabullendiğimiz bazı gerçekleri kalbimizle kabullenmek o kadar kolay olmuyor. Sevdiğimiz birini kaybetmenin acısı, bazen taşımakta zorlandığımız kadar ağır geliyor.
Üstelik dünya, içimizde kopan fırtınaya aldırmadan dönmeye devam ediyor. İnsanlar gülüyor, sokaklar kalabalık, hayat bütün hızıyla akıyor. Biz ise içimizde bir yerin sessizce eksildiğini hissediyoruz. Çocukluğumuz, anılarımız, kendimizi güvende hissettiğimiz o güzel günler birer birer uzaklaşıyor.
İşte o zaman düşünüyoruz: İnsan yaş aldıkça neden daha çok kaybetmek zorunda kalıyor? Neden sevdiklerimizin kıymetini, onları kaybetme korkusuyla daha derinden anlıyoruz?
Belki de büyümek, biraz da kayıplarla yaşamayı öğrenmekmiş. Fakat bazı acılara gerçekten alışamıyoruz; yalnızca onları içimizde taşımayı ve susarak yaşamayı öğreniyoruz…


