Meftun olmuşuz sanki bu dünyaya, gelip geçici zevklerimiz bizi heder etmiş, sanki hep mahvolmayı seçmişiz. İstisnasız her insanın içinde hasret ve sevgi arayışı var. Yokmuş gibi davrananlarda dâhil buna. Hâlbuki aradığımız her şey bizde, içimizde. İhtiyaçlarımız bitmiyor. İsteklerimiz gerçekten ihtiyaç mı belli değil, heves mi yaptıklarımız yoksa içsel varlığımızı keşfettikçe, taşıp dışa çıkarmak mı? Denemeden bilemeyeceğiz belki de. Ya da her sıkıştığımızda meftun olmaktansa, oyalanmaktansa kendi içimizde ne oluyor, ona bir bakmak mı lazım! Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, hiçbir kavram, sistem, bilgi net değil. Her yer karmakarışık, artık sadece kendimizi fark edip, kendimizi kabul edip, kucaklayıp, kendimizi sevip, sevginin kaynağına ulaşıp yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor olabilir. Zamanın bizden istediği ne, bu zamanda neler var, neler yaşıyor bir bakıp tarafımızı seçmemiz gerekiyor olabilir. Kim bilir belki de öyle bir devirdeyiz ki; Yaratıcı bizi vicdanımızla baş başa bırakmıştır. Herkes farklı bir yerden bağırıyor, herkes ayrı bir tarihe inanıyor, herkes dünyada var olabilme gücünü farklı yollarda arıyor. Şimdi tamda şu anda, yaşanılan, yaşanmış ve yaşandığı iddia edilen, her kavramı terk edip sadece kendi gönlümü yol edinsem, hayatımda neler değişirdi acaba diye düşünün. Ben defalarca düşündüm, her düşündüğümde hayatım, bakış açım ve zihnimin, kalbimin kapsayıcılığı değişti. Uzakta arıyoruz çok uzakta, bizler o sevgiyi çok başka yerlerde arıyoruz. Beşer miyiz sadece, eğer öyle ise bu yaşananlar niye, yok eğer beşerden daha fazlası isek, sadece baş gözü ile bakıp, dünyada somut aramak niye. Hakikat nerede? Mevlana çok açık cevap vermiş;
O karanlıklar içerisinde, insanlığın altın çağını yaşamış ve yaşatmıştı.
Sönmeyen ve hiç sönmeyecek yıldızlar gibiydi.
Zaman ve mekândan bağımsız, hür bir kimlikti.
Evreni kalbine sığdıran bir adamdı.
Demirdi, ancak ateşte erimişti.
Şekerdi, ama suda yok olmuştu.
Tevazuyu topraktan, cömertliği akarsudan,
İnsan seçmezliği akarsudan öğrenmişti.
Aşkın dansını ise, kalbindeki hiç bitmeyen ışıktan.
Hristiyan ülkelerini dolaştım da baştan sona, aradım. Çarmıhta O hiç görünmedi bana. O hiç yoktu, Hintlilerin puta, Mecusilerin ateşe tapındıkları mabedin içinde, hiç birinde.
Dolu dizgin yolları aştım.
Kabe’yi tavaf ettim de yoktu O, yaşlıya gence sığınak olan Kabe’de de…
Sonra kendi yüreğime baktım, canevime, gördüm ordaydı. Yoktu başka yerde.
Velhasılıkelam Evrensel bakış