GÜVEN: İNSAN OLMANIN GÖRÜNMEYEN SORUMLULUĞU
Bir insanın gerçek karakteri, kendisine duyulan güveni nasıl taşıdığında ortaya çıkar. İnsan, hayatı boyunca pek çok şeyin peşinden koşar. Sevilmek, anlaşılmak, değer görmek, başarılı olmak… Fakat bütün bu arayışların ardında, çoğu zaman…
Bir insanın gerçek karakteri, kendisine duyulan güveni nasıl taşıdığında ortaya çıkar.
İnsan, hayatı boyunca pek çok şeyin peşinden koşar. Sevilmek, anlaşılmak, değer görmek, başarılı olmak… Fakat bütün bu arayışların ardında, çoğu zaman farkında bile olmadığı daha derin bir ihtiyaç vardır: Bir başka insanın yanında kendisini güvende hissedebilmek.
Çünkü insan, yalnızca sevilmek istemez. Sevildiğinden emin olmak, kendisini sürekli kanıtlamak zorunda kalmamak, en savunmasız hâliyle de kabul görebilmek ister.
Belki de bu yüzden güven, insan ilişkilerinin en sessiz ama en belirleyici gücüdür.
Güven, bir insanın başka bir insanın hayatında taşıdığı görünmez ahlaki sorumluluktur.
Birinin size güvenmesi, yalnızca size inanması değildir. Aynı zamanda sizin karakterinize, vicdanınıza ve insanlığınıza bir alan açmasıdır.
Ve o alanın içinde nasıl bir insan olacağınız, sizin seçiminizdir.
Güven, insanın gücünü nasıl kullandığıyla ilgilidir.
Bir insanın size güvenmesi, size karşı savunmasız olabilmesine izin vermesidir.
Size anlattığı bir sırrı, gösterdiği bir zayıflığı, paylaştığı bir korkuyu düşünün.
Artık elinizde yalnızca bir bilgi yoktur. Başka bir insanın kendisine ait, korunmasını beklediği bir parça vardır.
İşte karakterin asıl sınavı burada başlar.
Çünkü güvenilir olmak, bir insanın size verdiği gücü onun aleyhine kullanmamayı seçmektir.
Birinin zayıf noktasını bilip onu incitmemek…
Bir insanın size olan bağlılığını kendi çıkarınıza dönüştürmemek…
Sizi kaybetmekten korktuğunu bildiğiniz birini, bu korkuyla yönetmemek…
Bunlar yalnızca iyi davranışlar değildir. Bunlar, insanın başka bir insanın özgürlüğüne ve onuruna duyduğu saygıdır.
Çünkü gerçek ahlak, yalnızca kötülük yapmamak değil; yapabilecek güce sahipken bir başkasını incitmemeyi seçebilmektir.
İnsan, kendisine duyulan güvenin ağırlığını taşıyabilecek kadar olgun olmalıdır.
Güven, insana büyük bir sorumluluk yükler.
Bir insanın size inanması, her zaman haklı olduğunuzu düşünmesi anlamına gelmez. Bazen sizin de yanılabileceğinizi bilerek, yine de dürüst davranacağınıza inanmasıdır.
Bu nedenle güvenilir insan, kusursuz olduğunu iddia eden insan değildir.
Hatasını kabul edebilen, yanlışını düzeltmeye çalışan, kendi çıkarı ile başkasının hakkı karşı karşıya geldiğinde vicdanını susturmayan insandır.
Çünkü insanın ahlaki değeri, hiç hata yapmamasında değil; hatasıyla yüzleşme biçiminde ortaya çıkar.
Bir yanlışın ardından gerçeği saklamak, güveni korumaz. Yalnızca onun yıkılışını erteler.
Oysa dürüstlük, bazen insanın kendi konforundan vazgeçmesini gerektirir.
Ve gerçek karakter, insanın kendisini haklı çıkarmak yerine gerçeğe sadık kalmayı seçtiği yerde belirginleşir.
Güvenin en derin anlamı, insanın kendisini korumak zorunda kalmamasıdır.
Bir düşünün…
Bir insanın yanında neden bazı şeyleri söylemekten çekiniriz?
Neden bazen hislerimizi gizler, düşüncelerimizi değiştirir, olduğumuzdan farklı görünmeye çalışırız?
Çünkü insan, incinme ihtimalini hissettiğinde kendisini korumaya başlar.
Bazen susarak, bazen uzaklaşarak, bazen de kendisini olduğundan daha güçlü göstererek…
Oysa güvenilir bir ilişkinin içinde insan, sürekli kendisini savunmak zorunda kalmaz.
Kusurlarıyla var olabilir. Yanlış anlaşılma korkusu olmadan konuşabilir. Zayıf olduğu anlarda da değerli olduğunu hissedebilir.
Bir insanın yanında kendiniz olmaktan korkmuyorsanız, orada yalnızca yakınlık değil, güven de vardır.
Ve belki de gerçek sevginin en önemli göstergesi, bir insanın sizin yanınızda kendisini ne kadar özgür hissedebildiğidir.
Güvenin kaybı, yalnızca bir insana duyulan inancın kaybı değildir.
Bir insanın güvenini kırdığımızda, onun dünyasında yalnızca kendimize ait bir yeri kaybetmeyiz.
Bazen onun insanlara duyduğu inancı da zedeleriz.
Çünkü güven, insanın dünyayı nasıl algıladığını belirleyen görünmez bir temeldir.
Bir insanın kendisini güvende hissettiği ilişkilerde dünya daha yaşanabilir görünür. İnsanlar daha anlaşılabilir, gelecek daha umut verici gelir.
Fakat güvenin kötüye kullanıldığı yerde insan, yalnızca o kişiden uzaklaşmaz. Bazen bütün insanlara karşı mesafe koymaya başlar.
Artık güzel sözlerden şüphe eder. Yakınlıktan korkar. İyi niyetin arkasında bir hesap arar.
İşte güveni kötüye kullanmanın en ağır sonucu budur:
Bir insanın yalnızca size değil, iyiliğin kendisine duyduğu inancı da sarsmak.
Bu yüzden güvenilir olmak, yalnızca bir kişiye karşı değil, insanlığın birbirine duyduğu inanca karşı da sorumluluk taşımaktır.
Güven, insanın kendisine de duyduğu saygıdır.
Başkalarına karşı dürüst olmak kadar, kendimize karşı dürüst olmak da önemlidir.
Kendimizi iyi biri olarak görmek isteyebiliriz. Ancak iyi olduğumuzu düşünmekle, gerçekten iyi davranmak arasında büyük bir fark vardır.
Bazen kendi çıkarımızı korumak için yaptığımız yanlışları haklı nedenlerle açıklamaya çalışırız.
Bazen birini incitir, sonra onun bizi anlamasını bekleriz.
Bazen verdiğimiz sözü tutmayız ama niyetimizin iyi olduğunu söyleyerek kendimizi rahatlatırız.
Oysa niyet, davranışın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
İyi niyetli olmak, başkasının yaşadığı zararı yok sayma hakkı vermez.
Gerçek farkındalık, insanın yalnızca başkalarının kendisine nasıl davrandığını değil, kendi davranışlarının başkalarında neye dönüştüğünü de görebilmesidir.
Çünkü insanın kendisine duyduğu saygı, başkalarının ona duyduğu güvenle değil; kendi vicdanıyla kurduğu ilişkiyle şekillenir.
Sonuç: Güvenilir olmak, insanın dünyada nasıl bir iz bırakacağını seçmesidir.
Hayatımız boyunca pek çok insanla karşılaşırız.
Bazıları bize mutluluk verir. Bazıları bizi değiştirir. Bazıları da kendimiz hakkında bilmediğimiz gerçekleri görmemizi sağlar.
Fakat çok az insan, hayatımızda güvenin ne kadar kıymetli olduğunu bize gerçekten hissettirir.
Belki de bu yüzden güvenilir bir insan olmak, yalnızca iyi bir karakter özelliği değil, insan olmanın en derin sorumluluklarından biridir.
Çünkü bir insanın hayatında güvenilir bir yer edinmek, onun en savunmasız hâline tanıklık ettiğinizde bile insanlığınızı koruyabilmektir.
Ve insanın kendisine sorması gereken en önemli soru belki de şudur:
“Bana güvenen bir insanın hayatında, onun güvenini hak edecek kadar dürüst ve sorumlu davranabiliyor muyum?”
Bu soruya vereceğimiz cevap, kendimiz hakkında düşündüklerimizden çok daha fazlasını anlatır.
Çünkü güven, insanın başkalarına gösterdiği iyilikten önce, kendi vicdanına karşı taşıdığı sorumluluktur.
Ve bazen bir insanın hayatında bırakabileceğimiz en değerli iz, onun bize duyduğu güveni hiçbir zaman bir zayıflığa dönüştürmemiş olmaktır.


