GÜNEŞİN DOĞDUĞU YERDE ADIYAMAN
Bazı şehirler vardır, gezip dönersiniz. Bazı şehirler vardır, döndükten sonra da bir yanınız orada kalır. İşte Adıyaman benim için tam olarak böyle bir şehir oldu. Gaziantep’ten yola çıkarken iki günlük bir seyahatin…
Bazı şehirler vardır, gezip dönersiniz. Bazı şehirler vardır, döndükten sonra da bir yanınız orada kalır. İşte Adıyaman benim için tam olarak böyle bir şehir oldu.
Gaziantep’ten yola çıkarken iki günlük bir seyahatin bende bu kadar derin izler bırakacağını düşünmemiştim. Tarihi yerler görecek, yöresel lezzetler tadacak, birkaç güzel fotoğraf çekecek ve dönecektim. Fakat Adıyaman bana bir kez daha hatırlattı ki seyahat etmek, yalnızca yeni yerler görmek değil, bazen yaşadığımız toprakların kıymetini yeniden anlamaktır.
Bu yolculuğun benim için en unutulmaz anı hiç şüphesiz Nemrut Dağı’nda güneşin doğuşunu izlemekti.
Henüz gün aydınlanmadan yola koyulduk. Hava soğuk, etraf karanlıktı. Dünyanın dört bir yanından gelen insanlar, aynı heyecanla zirveye doğru yürüyordu. Farklı diller konuşuluyor, farklı ülkelerden insanlar aynı manzarayı görmek için sabırsızlanıyordu.
Ve sonra güneş doğmaya başladı…
İşte o an kelimelerin yetersiz kaldığı anlardan biriydi.
Binlerce yıllık dev heykellerin arasında, güneşin yavaş yavaş ufuktan yükselişini izlerken insan kendisini tarihin içinde hissediyor. Kommagene Krallığı’nın izlerini taşıyan o görkemli heykeller, sanki yüzyıllardır aynı sessizlikle güneşi karşılıyor.
Bir tarafta insanlığın binlerce yıllık geçmişi, diğer tarafta her sabah yeniden doğan güneş…
İnsanın kendisini ne kadar küçük, yaşadığı dünyanın ise ne kadar büyük hissettirdiğini anlatmak kolay değil.
Ama orada beni düşündüren başka bir şey daha vardı.
Etrafıma baktığımda dünyanın farklı ülkelerinden gelen turistleri gördüm. Kimileri bu anı yaşayabilmek için binlerce kilometre yol katetmişti. Biz ise böylesine eşsiz bir kültürel mirasa birkaç saatlik mesafede yaşıyoruz.
O an kendi kendime sordum:
Dünyanın öbür ucundan insanların görmek için geldiği bu güzelliklerin biz ne kadar farkındayız?
Yurt dışına seyahat etmeyi, yeni ülkeler keşfetmeyi elbette çok seviyorum. Ancak bazen uzaklarda aradığımız güzelliklerin yanı başımızda olduğunu unutuyoruz.
Nemrut, yalnızca Adıyaman’ın değil, bütün insanlığın ortak mirası. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bu eşsiz dağ, hepimizin en az bir kez görmesi gereken yerlerden biri.
Üstelik Adıyaman’ın güzellikleri Nemrut’la sınırlı değil.
Cendere Köprüsü’nde Roma döneminin izlerini takip etmek, Karakuş Tümülüsü’nde geçmişin sessizliğine tanıklık etmek, Arsemia’nın tarihini öğrenmek, Perre Antik Kenti’nde binlerce yıl öncesine uzanan bir yaşamın izlerini görmek…
Her durakta başka bir hikâye, her taşın ardında başka bir medeniyet var.
Ancak Adıyaman’ı anlatırken yalnızca tarihinden ve doğal güzelliklerinden bahsetmek haksızlık olur.
Çünkü bu şehrin en kıymetli yanı insanları.
Gittiğim yerlerde karşılaştığım samimiyet, insanların içtenliği, misafirperverliği ve sohbetleri yolculuğumu çok daha anlamlı kıldı.
Bir şehri güzel yapan yalnızca sokakları, yapıları ya da manzaraları değildir. O şehirde yaşayan insanların size hissettirdikleridir.
Ve Adıyaman insanı, bütün yaşadıklarına rağmen misafirperverliğini koruyor.
6 Şubat 2023 depremlerinde büyük acılar yaşayan şehirlerden biri Adıyaman’dı. Binlerce insanımızı kaybettik. Evler, sokaklar, hatıralar yıkıldı. Bir şehrin yalnızca binaları değil, hayatının bir parçası da enkaz altında kaldı.
Bugün Adıyaman’a gittiğinizde bu büyük acının izlerini hâlâ hissedebiliyorsunuz.
Fakat aynı zamanda hayata yeniden tutunmaya çalışan insanları, yeniden açılan işletmeleri, üretmeye ve yaşamaya devam eden bir şehri görüyorsunuz.
İşte bu yüzden Adıyaman’a gitmenin bugün çok daha farklı bir anlamı olduğunu düşünüyorum.
Bir restoranda yemek yemek, küçük bir esnaftan alışveriş yapmak, bir pansiyonda konaklamak ya da yöresel ürünlerden satın almak…
Belki bizim için sıradan bir seyahat harcaması. Ama o şehirde hayatını yeniden kurmaya çalışan insanlar için ekonomik ve manevi bir destek.
Bu seyahatte Adıyaman mutfağını da yakından tanıma fırsatım oldu. Sebzeli hıtap, Adıyaman tava, kızarmış ve haşlanmış içli köfte, mumbar, mehir çorbası ve elbette Adıyaman çiğ köftesi…
Her biri bu coğrafyanın kültürünü, emeğini ve geçmişini taşıyan lezzetler.
Çünkü gastronomi de bir şehrin hafızasıdır. Bazen bir yemeğin tarifinde, bazen bir sofranın etrafında kurulan sohbette nesiller boyunca aktarılan bir kültür saklıdır.
İki gün boyunca Adıyaman’ın tarihini, doğasını, mutfağını ve insanlarını tanımaya çalıştım. Elbette iki gün bu kadar köklü bir şehri keşfetmek için yeterli değil. Ama insanın bir şehre gönül vermesi için bazen iki gün bile yetiyor.
Bu yolculuktan geriye telefonumda yüzlerce fotoğraf ve video kaldı. Fakat zihnimde en çok yer eden görüntü, Nemrut’un zirvesinde güneşin doğuşunu bekleyen insanlardı.
Farklı ülkelerden, farklı kültürlerden, birbirini hiç tanımayan yüzlerce insan…
Hepsi aynı gökyüzüne bakıyordu.
O an düşündüm ki insanlık olarak ne kadar farklı olursak olalım, bazı güzellikler karşısında hepimiz aynı duyguda buluşabiliyoruz.
Ve böyle bir güzelliğin bizim ülkemizde olması gerçekten büyük bir zenginlik.
Türkiye’nin dört bir yanında keşfedilmeyi bekleyen öyle değerli şehirlerimiz var ki…
Belki de artık biraz daha fazla kendi topraklarımıza dönüp bakmalıyız.
Çünkü bir ülkeyi sevmek, yalnızca onun güzellikleriyle övünmek değil, o güzellikleri tanımak, korumak ve gelecek nesillere aktarabilmektir.
Adıyaman’a gitmek isteyen herkese gönülden bir tavsiyem var:
Nemrut’ta mutlaka bir gün doğumuna tanıklık edin. Tarihin arasında yürüyün. Yöresel sofralara oturun. İnsanlarıyla sohbet edin. Ve bu şehrin yalnızca geçmişini değil, bugününü de görmeye çalışın.
Çünkü Adıyaman, yalnızca gezilecek bir şehir değil; anlaşılmayı, hatırlanmayı ve yeniden keşfedilmeyi hak eden bir şehir.
Velhasıl kelam…
Dünyanın dört bir yanından insanlar bizim topraklarımızdaki güneşi izlemek için binlerce kilometre yol gelirken, biz de yanı başımızdaki bu güzelliklerin kıymetini bilelim.
Ve unutmayalım…
Bazı şehirlere gezmeye gidilir, bazı şehirlerden insan biraz daha zenginleşerek döner.
Ben Adıyaman’dan yalnızca güzel anılarla değil, bu topraklara duyduğum hayranlık biraz daha büyüyerek döndüm.
Leyla Adıbelli
Velhasıl Kelam


