HAYATIN EN SESSİZ VE EN ÂSİL NÖBETİ : EVLAT , EMEK VE BİR ÖMÜRLÜK MÜCADELE
Son zamanlarda çevremize baktığımızda, haberlerde, sosyal medyada veya hayatın koşturmacası içinde en çok duyduğumuz kelimelerden biri otizm. Sayılar artıyor, taramalar çoğalıyor, bilim dünyası sebeplerini tartışıyor. Fakat bu büyük istatistiklerin arkasında, ekranlara yansımayan,…
Son zamanlarda çevremize baktığımızda, haberlerde, sosyal medyada veya hayatın koşturmacası içinde en çok duyduğumuz kelimelerden biri otizm. Sayılar artıyor, taramalar çoğalıyor, bilim dünyası sebeplerini tartışıyor. Fakat bu büyük istatistiklerin arkasında, ekranlara yansımayan, bizzat mutfakta, salonda, okul kapılarında ve en önemlisi kendi iç dünyalarında yazılan devasa bir insanlık destanı var.
Otizmle yaşayan bir çocuğun anne ve babası olmak… Bu, kelimelerin kifayetsiz kaldığı, tarif edilemez bir hayat yolculuğu. Dünyanın en büyük kahramanları kim diye sorsalar, gözümü kırpmadan bu anne ve babaları gösteririm.
Özellikle anneler… Evladıyla kelimelerden öte, bakışlarla, nefesle, kalpten kalbe kurulan o en saf duygu alışverişinin tek adresi. Çocuğunun en küçük bir sıkıntısını, dünyada başka hiç kimse fark edemezken kalbiyle duyan, evladının çektiği her zorlukta yüreği dağlanan ama yine de dimdik ayakta duran o asil anneler. Babalar ise hayatın diğer ağır yükünü omuzluyor; ailesinin rızkı, evladının geleceği, özel okulların imkânsızlıkları ya da devlet okullarının çarkları arasında koşturan, sabahın köründen gecenin bir yarısına kadar alın teri döken kahramanlar.
Allah hiçbir kulunu evladıyla imtihan etmesin; çünkü biliniyor ki bu, insanın kalbini hem en derininden sızlatan hem de en güçlü şekilde sınayan bir yoldur.
Zor, çok zor… Ama bu mücadelenin içinde bir de başka bir gerçek var: Çocuklarımızı geleceğe hazırlamak. Otizmli çocukların her biri, kendine has birer dünya. Kimi çocuk vardır ki üstün bir zekaya, parıl parıl parlayan bir zihne sahiptir; ancak eğitim sistemi, okullar, bu özel zihinleri kucaklamakta bazen yetersiz kalır. Her okulun kapıyı kolayca açmadığı, “Bizim imkânımız yok” denilerek geri çevrilen o çocukların aileleri için her yeni eğitim dönemi ayrı bir telaş, ayrı bir gözyaşı demektir.
O tedirginliği en derinden bilir o ana babalar: “Çocuğum geri kalmasın, akranlarından geride olmasın, bu toplumda ben öldükten sonra da var olabilsin…”
Bir de tam olarak adı konulamayan, o “silik otizm” denen gri alanlar var… Çocuğuna tam bir teşhis koyulamayan ama gelişimindeki o ince çizgide evladı için validen, doktordan, öğretmenden şifa arayan, “acaba”larla yaşayan aileler… O evlatların da, o ana babaların da yükü bir başka ağır.
Ve bu dağ gibi mücadelenin bir de evimizin içindeki asil çınarları var; evladının evladının yükünü omuzlayan, elinden bir şey gelmemenin o sessiz acısıyla yüreği kavrulan ama her daim evladının, gelininn, torununun arkasında dağ gibi duran babaanneler… Uzaktan bakıp “Elbet bir gün her şey güzel olacak” diyerek içten içe dua eden, o dertleri kendi yüreğinde süzen yüce gönüllü analar.
İşte otizmle mücadele, sadece bir sağlık meselesi değil; bir insanlık, bir vicdan ve en saf haliyle karşılıksız sevgi meselesidir. O çocukların gözlerindeki ışığı söndürmemek, onları toplumun dışına itmek yerine hayatın tam merkezine koymak hepimizin boynunun borcudur.
Bugün o kahraman annelere, babalara ve yüreği evlatlarıyla birlikte yanan o fedakâr babaannelere bir kez daha bakmak lazım. Yorgun ama gururlu yüzlerinde, hayatın en güzel, en asil mücadelesinin izleri okunuyor. İyi ki varlar, iyi ki o çocukların nefesi oluyorlar; inşallah ümit ediyoruz ki her şey onların istediği gibi, en güzel şekilde olacak.


