KORKUNUN DEĞİL , AKLIN TARAFINDA
Türkiye bugün yalnızca ekonomik bir sıkıntıyla mücadele etmiyor. Belki de asıl yorulduğumuz şey, geleceğe duyduğumuz güvenin giderek azalması. Pazarda hesabını yapan emekli de, kirasını düşünerek yaşayan çalışan da, çocuğunun geleceğinden endişe eden…
Türkiye bugün yalnızca ekonomik bir sıkıntıyla mücadele etmiyor. Belki de asıl yorulduğumuz şey, geleceğe duyduğumuz güvenin giderek azalması.
Pazarda hesabını yapan emekli de, kirasını düşünerek yaşayan çalışan da, çocuğunun geleceğinden endişe eden anne-baba da, “Bu ülkede kendime bir gelecek kurabilir miyim?” diye soran genç de aynı kaygının farklı yüzlerini taşıyor.
Bu nedenle Türkiye’nin meselesini yalnızca ekonomi üzerinden konuşmak artık yeterli değil.
Adalet lazım. Liyakat lazım. Bilim lazım. Nitelikli eğitim lazım. Güven lazım.
Çünkü bir ülke yalnızca yollarıyla, binalarıyla, ekonomik göstergeleriyle büyümez.
İnsanı güçlendikçe büyür.
Bir genç geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda kalmıyorsa…
Bir emekli, yıllarca verdiği emeğin karşılığını insan onuruna yakışır biçimde alabiliyorsa…
Bir vatandaş hakkını ararken “Acaba kimi tanıyorum?” diye düşünmüyorsa…
İşte o zaman gerçekten güçlü bir ülkeden söz edebiliriz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün bize bıraktığı en değerli pusulalardan biri bugün de yolumuzu aydınlatıyor:
Aklı ve bilimi rehber edinmek.
Çünkü sorgulamak düşmanlık değildir.
Eleştirmek nankörlük değildir.
Yanlışa yanlış demek vatan hainliği değildir.
Tam tersine…
Ülkesini seven insan, ülkesinin yanlışlarını görmezden gelmez.
Bugün birbirimize “Sen hangi taraftasın?” diye sormaktan önce, “Bu ülke için doğru olan ne?” diye sormayı öğrenmeliyiz.
Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla kavga değil.
Daha fazla ayrışma değil.
Daha fazla öfke hiç değil.
Türkiye’nin ihtiyacı akıl, hukuk, bilim, emek ve vicdan.
Elbette umudumuz var.
Çünkü bu ülkenin insanında akıl da var, emek de var, cesaret de…
Yeter ki birbirimizi tüketmekten vazgeçip ortak geleceğimizi düşünmeye başlayalım.
Cumhuriyet bize hazır bir gelecek bırakmadı.
Bize, geleceği kendi ellerimizle kurma sorumluluğunu bıraktı.
Bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru belki de bu:
Bize emanet edilen bu ülkeye, biz nasıl bir gelecek bırakacağız?
Çünkü Türkiye’nin geleceği yalnızca yönetenlerin değil; düşünen, sorgulayan, çalışan ve sorumluluk alan herkesin omuzlarındadır.
Ve ben hâlâ inanıyorum:
Bu ülkenin en büyük gücü, bütün zorluklara rağmen umudunu kaybetmeyen insanlarıdır.
Korkunun değil, aklın tarafında durduğumuz gün;
Türkiye’nin yeniden nefes aldığı gün olacaktır.
Yağmur YILGÖR


