İçeriğe geç
EDEBİYAT

Ne Geç, Ne Erken… Tam Vaktinde!

Hayatta bazı şeyleri çok isteriz. Bir an önce olsun, bir an önce gerçekleşsin… Fakat bazı şeyler gecikmez, sadece kendi vaktini bekler.   Her Şeyin Bir Vakti Var…   Hayatın bize öğretmekte zorlandığı…

Hayatta bazı şeyleri çok isteriz. Bir an önce olsun, bir an önce gerçekleşsin… Fakat bazı şeyler gecikmez, sadece kendi vaktini bekler.

 

Her Şeyin Bir Vakti Var…

 

Hayatın bize öğretmekte zorlandığı şeylerden biri de zamanın kendi bilgeliğine güvenmek.

 

Çünkü insan ister.

 

Hemen olsun ister.

Hemen bilmek,

Hemen anlamak,

Hemen sonuç almak ister.

 

Bir şeyin olması için hazır olduğuna inanır ve olmayınca da hayatın yanlış gittiğini düşünür.

 

Aslında belki de bazı şeyler yanlış gitmiyordur.

 

Sadece henüz vakti gelmemiştir.

 

Bir sözün söyleneceği, bir karşılaşmanın yaşanacağı, bir kararın verileceği, bir hayalin gerçeğe dönüşeceği…

 

Hatta bazı şeylerin hayatımızdan çıkmasının bile bir vakti vardır.

 

Zaman yalnızca olayları birbirinden ayıran bir ölçü değildir.

 

Zaman, bazı gerçeklerin görünür hale gelmesi için gereken mesafedir.

 

Bir şeyi yaşarken anlamlandıramadığımız olur. “Bunun başıma gelmesinin sebebi ne?” diye düşünürüz.

 

Yıllar sonra aynı olaya başka bir yerden baktığımızda ise, o gün anlayamadığımız bir şeyi görürüz.

 

Meğer o günkü insan olmadan, bugünkü insan olamazmışız.

 

Meğer bazı gecikmeler bizi cezalandırmıyor, bizi başka bir ihtimale hazırlıyormuş.

 

Meğer bazı cevaplar, soruyu sorduğumuz gün değil; o cevabı anlayabilecek hale geldiğimiz gün geliyormuş.

 

Belki de bu yüzden hayatın her sorusuna hemen cevap aramamak gerekiyor.

 

Çünkü insanın bilmek istediği her şey, aynı anda bilmeye hazır olduğu şey değildir.

 

Bazen hayat bize bir cevap vermek yerine zaman verir.

 

Bilirsiniz.. zaman, sessizce çalışır.

 

Keskin olanı yumuşatır.

Dağınık olanı yerli yerine koyar.

Uzakta olanı yaklaştırır,

Yakında olanı görünür kılar.

 

Bazı şeyleri unutturmaz belki ama onlara baktığımız yeri değiştirir.

 

İşte olgunlaşmak dediğimiz şey biraz da bu. Aynı olaya bakıp artık aynı insan olmamak.

 

Bu yüzden hayatımızı sürekli başkalarının takvimiyle karşılaştırmak bizi yanıltır.

 

Kiminin yirmisinde başlayan hikayesi, bir başkasının kırkında başlar.

 

Kiminin beklediği haber erken gelir, kimininki yıllar sonra.

 

Kimi erken bulur, kimi geç kaybeder.

 

Kiminin yolu düz ilerler, kimininki kıvrılarak.

 

Ama geç kalmış bir hayat diye bir şey yoktur.

 

İnsan bazen kendisini kendi zamanına yetişememiş zanneder.

 

Halbuki belki de kendi zamanının tam içindedir.

 

Hayat bir yarış değil.

 

Her çiçek aynı gün açmaz.

 

Her meyve aynı anda olgunlaşmaz.

 

İnsan da hayatının her döneminde aynı şeyi taşımaz.

 

Çocukken başka bir şeye, gençken başka bir şeye, yıllar geçtikçe bambaşka bir şeye ihtiyaç duyar.

 

Baktığında aslında hayatın güzelliği biraz da buradadır…

 

Biz değiştikçe, vaktin anlamı da değişir.

 

Bir zamanlar çok istediğimiz bir şey, yıllar sonra neden istediğimizi bile hatırlamadığımız bir şeye dönüşebilir.

 

Bir zamanlar kayıp sandığımız bir şey, bugün bize büyük bir alan açmış olabilir.

 

Bir zamanlar gecikme dediğimiz şey, belki de hayatın bizi yanlış zamandan koruma biçimidir.

 

Bunu her zaman bilemeyiz.

 

Zaten hayatın bütün sırrı da burada değil mi?

 

Her şeyi önceden bilseydik, yaşamanın ne anlamı kalırdı ki?

 

İşte burada bize düşen, zamanı zorlamak yerine onunla uyumlanmayı öğrenmektir aslında.

 

Ama bu, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.

 

Vaktini bekleyen insan ile hayatını erteleyen insan arasında ince bir fark vardır.

 

Biri zamanı dinler.

 

Diğeri korkusunun arkasına saklanır.

 

Biri hazırlanır.

 

Diğeri “zamanı değil” diyerek kendini durdurur.

 

Biri bugün yapabileceğini yapar ve yarının kapısını zorlamaz.

 

Diğeri yarını beklerken bugünü kaçırır.

 

Kimbilir belki denge tam da buradadır…

Bugünün hakkını verip yarının vaktine güvenebilmek.

 

Belki bugün hayatında geciken bir şey vardır.

 

Olmasını beklediğin, bir türlü gerçekleşmeyen, artık olmayacağını düşündüğün bir şey…

 

Ama hemen “bitti” deme.

 

Geciktiğini düşündüğün her şeyi kayıp sanma.

 

Bazı şeyler gözümüzün önünde değil, içimizde gerçekleşir.

 

Biz fark etmeden bir düşünce olgunlaşır, bir duygu yerini bulur, bir yara iyileşir, bir insan değişir.

 

Hayatın en güzel başlangıçları, dışarıdan bakıldığında henüz hiçbir şey başlamamış gibi görünen zamanlarda olur.

 

Belki sen beklerken hayat da seni beklediğin şeye hazırlıyordur.

 

Biraz daha büyümeni…

Biraz daha güçlenmeni…

Biraz daha anlamanı…

 

Yaşayacağımız güzellikler, hayatımıza geldikleri anda kıymetlerini anlayabilmemiz için önce bizi onlara hazırlayan bir yolculuktan geçirir.

 

Bu yüzden acele etmek de, vazgeçmek de gerekmiyor.

 

İşte sende;

Acele etme. Ama durma da.

 

Bugün yapabileceğini bugün yap.

 

Yoluna devam et.

 

Hayatın senden istediği kadarını değil, senin elinden geleni yapman… Kıymetli olan bu. Sonra da her şeyi kendi vaktine bırak.

 

Hayatın her şeyi aynı anda vermemesi, hiçbir şey vermediği anlamına gelmez.

 

Bazı şeyler hazırlanıyordur.

 

Bazıları dönüşüyordur.

 

Sen, farkında olmadan kendi vaktine doğru ilerliyorsundur.

 

O vakit geldiğinde önemli olan yalnızca o şeyin gelmiş olması değil, senin de ona hazır olman.

 

Kendi hayatında.

Kendi kalbinle.

Kendi seçiminle.

Ve kendin olarak…

 

Sevgiyle 🌸

Pınar Karakoç

Yorum yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir