MİLLİYETÇİLİK SÖZLE DEĞİL , DURUŞLA ÖLÇÜLÜR
“Ben Türk milliyetçisiyim.” Bu cümleyi söylemek kolay. Asıl mesele, bu cümlenin sorumluluğunu taşıyabilmek. Bir bayrak görünce duygulanmak, bir marş okununca ayağa kalkmak, bozkurt işareti yapmak elbette değerlidir. Ama milliyetçilik bunlardan ibaret değildir.…
“Ben Türk milliyetçisiyim.”
Bu cümleyi söylemek kolay.
Asıl mesele, bu cümlenin sorumluluğunu taşıyabilmek.
Bir bayrak görünce duygulanmak, bir marş okununca ayağa kalkmak, bozkurt işareti yapmak elbette değerlidir. Ama milliyetçilik bunlardan ibaret değildir.
Milliyetçilik, Türk milletinin bugününü ve yarınını dert edinmektir.
Çocuğun nitelikli eğitim alamıyorsa,
genç ülkeden umudunu kesiyorsa,
liyakatın yerini torpil alıyorsa,
hukuka güven azalıyorsa,
üreten insan emeğinin karşılığını alamıyorsa,
kadın kendini güvende hissetmiyorsa,
ormanlarımız, tarım alanlarımız ve doğal kaynaklarımız hoyratça tüketiliyorsa…
Bütün bunlara bakıp yalnızca “Vatan sağ olsun” demek yetmez.
Vatanı sevmek, vatanın sorunlarına gözünü kapatmak değildir.
Tam tersine; sevdiğin ülkenin yanlışlarını söyleyebilmektir.
Çünkü gerçek sadakat, yanlış karşısında susmak değil; doğruyu savunmaktır.
Bugün en çok ihtiyacımız olan şey de budur:
Sorgulayan bir milliyetçilik.
Düşünen bir milliyetçilik.
Üreten bir milliyetçilik.
Kişilere değil ilkelere bağlı olmak…
Partilere değil milletin geleceğine bakmak…
“Bizden mi?” diye sormadan önce “Doğru mu?” diye sormak…
İşte asıl mesele burada.
Bir insan kendi tarafının yanlışına yanlış diyemiyorsa, savunduğu şey fikir değil, aidiyettir.
Bir lideri eleştirmeyi ihanet sayıyorsa, orada fikir değil biat vardır.
Bir siyasi yapının her kararını sorgulamadan savunuyorsa, orada milliyetçilikten önce taraftarlık vardır.
Türk milliyetçiliği kimsenin taraftarlık forması değildir.
Atatürk’ün bize bıraktığı en büyük miraslardan biri de aklı ve bilimi rehber almaktır.
O hâlde bugün Türk milliyetçisi olduğunu söyleyen insanın elinde sadece geçmişin sloganları değil; geleceğin bilgisi de olmalıdır.
Yapay zekâyı bilmeli.
Bilimi takip etmeli.
Ekonomiyi anlamalı.
Teknolojiyi konuşmalı.
Dünyayı okumalı.
Hukuku savunmalı.
Sanata değer vermeli.
Eğitimin önemini bilmeli.
Çünkü güçlü Türkiye yalnızca güçlü orduyla kurulmaz.
Güçlü Türkiye; güçlü eğitimle, güçlü ekonomiyle, güçlü hukukla, güçlü bilimle ve özgür düşünebilen insanlarla kurulur.
Ve belki de en önemlisi:
Milliyetçilik, başkasının yanlışını bağırmak kadar kendi yanlışımızı görebilme cesaretidir.
Kendi mahallene dokununca susuyorsan,
kendi liderine dokununca öfkeleniyorsan,
kendi arkadaşının yanlışını savunuyorsan,
ama başka taraftaki yanlışa dünyayı ayağa kaldırıyorsan…
Bir yerde kendimize dürüst olmamız gerekir.
Çünkü yanlış, kim yaparsa yapsın yanlıştır.
Devlet yaparsa yanlıştır.
Parti yaparsa yanlıştır.
Lider yaparsa yanlıştır.
Ülküdaşın yaparsa yanlıştır.
Sen yaparsan da yanlıştır.
Milliyetçiliğin ölçüsü, kime yakın olduğun değil; ne kadar doğru olduğundur.
Artık birbirimize “Sen hangi taraftasın?” diye sormak yerine,
“Sen ne üretiyorsun?”
demeliyiz.
“Sen kimin adamısın?” yerine,
“Sen hangi fikrin yanındasın?”
demeliyiz.
Çünkü Türkiye’nin geleceği slogan ezberleyenlerle değil, düşünen, çalışan, üreten ve sorumluluk alan insanlarla kurulacak.
Ben Türk milliyetçiliğini geçmişe sığınan değil, geleceğe yürüyen bir anlayış olarak görmek istiyorum.
Özgür düşünceden korkmayan…
Eleştiriyi düşmanlık saymayan…
Bilimi rehber alan…
Kadını, genci, çocuğu ve emekçiyi önceleyen…
Devleti güçlü, yurttaşı özgür…
Bayrağına saygılı, insanına değer veren…
Ve en önemlisi, kendi kendine hesap sorabilen bir milliyetçilik.
Çünkü millet sevgisi, sadece güzel sözlerle ölçülmez.
Millet için ne yaptığınla ölçülür.
Bugün kendimize sormamız gereken soru çok basit:
Ben gerçekten Türk milletinin geleceği için mi mücadele ediyorum?
Yoksa sadece kendime yakın olanları mı savunuyorum?
İşte cevap burada.
Çünkü milliyetçilik bir rozet değildir.
Bir slogan değildir.
Bir işaret değildir.
Bir parti üyeliği hiç değildir.
Milliyetçilik bir sorumluluktur.
Ve o sorumluluğun ilk şartı da şudur:
Kendimize karşı dürüst olmak.
Ben susmak yerine sorgulamayı,
itaat yerine aklı,
korku yerine cesareti,
kişiler yerine ilkeleri,
geçmişe övgü yerine geleceğe hazırlığı seçiyorum.
Çünkü benim için mesele,
“Türk milliyetçisi olduğunu söylemek” değil; Türk milletine layık bir gelecek kuracak kadar milliyetçi olabilmektir.
Yağmur’un kaleminden


