Kendi Hayatında Misafir Olmak: Bastırılmış İstekler ve Sessiz Yaralar
Bazı insanlar hayatlarının uzun bir bölümünü kendi isteklerini fark etmeden geçirir. Ne sevdiklerini, ne istediklerini, hangi kararın gerçekten kendilerine ait olduğunu ayırt etmekte zorlanırlar. Çünkü çocuklukta öğrenilen bazı kalıplar, insanın yıllar sonra…
Bazı insanlar hayatlarının uzun bir bölümünü kendi isteklerini fark etmeden geçirir. Ne sevdiklerini, ne istediklerini, hangi kararın gerçekten kendilerine ait olduğunu ayırt etmekte zorlanırlar. Çünkü çocuklukta öğrenilen bazı kalıplar, insanın yıllar sonra bile kendi sesini duymasını zorlaştırabilir.
Sürekli yönlendirilen, seçim hakkı kısıtlanan ya da “büyükler ne derse o olur” anlayışıyla büyüyen bir çocuk, zamanla kendi isteklerini geri plana atmayı öğrenebilir. Hangi yemeği sevdiğinden nasıl bir hayat istediğine kadar birçok konuda başkalarının onayına ihtiyaç duyabilir.
Bastırılan yalnızca istekler değildir. Öfke, kırgınlık, üzüntü ve hayal kırıklıkları da yıllarca dile getirilemediğinde insanın içinde birikir. Çocukluk ve ergenlik döneminde yaşanan aşağılanma, şiddet, değersiz hissettirilme veya duyguların önemsenmemesi, kişinin zamanla sessizleşmesine neden olabilir.
Bir süre sonra insan kendisini “kinci”, “zor” ya da “kötü” biri olarak tanımlamaya başlayabilir. Oysa bazen kin olarak adlandırılan şey, yıllarca söylenememiş sözlerin ve ifade edilememiş öfkenin geride bıraktığı kırgınlıktır.
Geçmişin izleri anne ya da baba olduğumuzda daha da görünür hale gelebilir. İnsan, kendi yaşadıklarının çocuklarına yansıdığını düşündüğünde ağır bir suçluluk hissedebilir. “İyi bir anne olamadım”, “Keşke farklı davranabilseydim” gibi düşünceler geçmişi değiştirmediği gibi kişinin bugününü de yorabilir.
Oysa geçmişe bakmanın amacı kendimizi yargılamak değil, bugün neden böyle hissettiğimizi anlayabilmektir.
Belki de sorulması gereken en önemli soru şudur:
“Ben hayatım boyunca başkalarının sesini dinlerken, kendi sesimi nerede bıraktım?”
Kendini yeniden bulmak her zaman büyük kararlarla başlamaz. Bazen neyi sevdiğini fark etmekle, istemediğine “hayır” diyebilmekle, kendi fikrini söylemekle ve yıllarca bastırdığı duygularına yer açmakla başlar.
Çünkü insan bazen geçmişte yaşananlara değil, o günlerde yalnız bırakılmış haline üzülür.
Ve değişim, insanın yıllar sonra kendi sesini yeniden duymaya başlamasıyla mümkün olur.


