İNSANLIK BİTMİYOR, SADECE BİZİM ÇAĞIMIZ GEÇİYOR
Bazen insan kendi çağını fazla ciddiye alıyor. Sanki kötülük ilk kez bizim zamanımızda ortaya çıkmış gibi… Sanki insanlar ilk kez birbirine yalan söylüyor, birbirini kullanıyor, birbirinin kalbini kırıyor, değerleri kendi çıkarlarına göre…
Bazen insan kendi çağını fazla ciddiye alıyor.
Sanki kötülük ilk kez bizim zamanımızda ortaya çıkmış gibi…
Sanki insanlar ilk kez birbirine yalan söylüyor, birbirini kullanıyor, birbirinin kalbini kırıyor, değerleri kendi çıkarlarına göre eğip büküyor gibi.
Oysa biraz geriye çekilip tarihe baktığında görüyorsun ki, insanın hikâyesi hiç de yeni değil.
Binlerce yıl önce de insanlar gençlerin saygısızlığından yakınıyordu.
Ahlakın bozulduğunu düşünüyorlardı.
“Eskiden böyle değildi” diyorlardı.
Birileri dünyanın sonunun geldiğine inanıyordu.
Sonra başka çağlar geldi.
Savaşlar oldu.
Salgınlar oldu.
İmparatorluklar yıkıldı.
Milyonlar öldü.
İnsanlık defalarca kendi sonuna geldiğini düşündü.
Ama dünya dönmeye devam etti.
İnsanlık bitmiyor, sadece bizim çağımız geçiyor.
Fakat burada çok önemli bir yanılgı var.
Dünyanın dönmeye devam edecek olması, bizim bu dünyadan nasıl geçtiğimizi önemsiz kılmaz.
“Nasıl olsa herkes ölüyor.”
“Bir kere geliyoruz dünyaya.”
“Canım ne istiyorsa onu yaşarım.”
“Kimseye hesap vermem.”
Bunlar özgürlük cümlesi gibi söyleniyor bazen.
Oysa her özgürlük, sorumluluktan arındırıldığında özgürlük olmaktan çıkıp savrukluğa dönüşüyor.
İnsanın içinden gelen her şeyi yapması, cesaret değildir.
Bazen sadece kendini denetlemeyi reddetmektir.
Aklına geleni yaşamakla hayatı dolu dolu yaşamak aynı şey değil.
Sınır tanımamakla özgür olmak aynı şey değil.
Her arzunun peşinden gitmekle hayatı kaçırmamak arasında dağlar kadar fark var.
Çünkü insanın asıl değeri, canının her istediğini yapabilmesinde değil; yapabileceği hâlde bazı şeyleri yapmamayı seçebilmesinde ortaya çıkıyor.
Ahlak biraz da budur zaten.
Kimsenin görmediği yerde bile kendine bir sınır koyabilmek.
Bir insanı kullanabilecekken kullanmamak.
Birinin güvenini eline geçirmişken onu istismar etmemek.
Söyleyebileceğin bir yalan işine yarayacakken susmayı tercih etmek.
Bir başkasının hayatını kendi arzularının dekoru hâline getirmemek.
Çünkü bu dünya bizim için sonsuza kadar kurulmuş değil diye, üzerinde yürüdüğümüz insanlara basıp geçme hakkımız da yok.
“Nasıl olsa geçiciyiz” düşüncesinin iki farklı sonucu olabilir.
Biri insanı olgunlaştırır:
“Madem geçiciyim, o hâlde kırmadan, incitmeden, mümkün olduğunca iyi bir iz bırakarak geçeyim.”
Diğeri ise insanı sorumsuzlaştırır:
“Madem geçiciyim, ne bulursam yaşayım; kimi kırarsam kırayım; nasıl hatırlanırsam hatırlanayım.”
İkincisi özgürlük değil.
Kendi geçiciliğini başkalarının hayatına mazeret yapmak.
Ve bence insanın kendine soracağı en zor soru da burada başlıyor:
Ben bu dünyadan gerçekten geçiyor muyum,
yoksa geçtiğim her yerde bir şeyleri kırıp dökerek mi gidiyorum?
Çünkü insan öldüğünde sadece bedeni gitmiyor.
Ardında bıraktığı insanların hafızasında bir hâl bırakıyor.
Kiminin içinde bir güven duygusu bırakıyorsun.
Kiminin içinde bir yara.
Kiminin hayatına cesaret katıyorsun.
Kiminin kendine olan inancını eksiltiyorsun.
Ve belki de insanın dünyadaki gerçek izi, kendi hakkında anlattığı hikâye değil; başkalarının hayatında bıraktığı etkidir.
Dünya elbette bizden sonra da dönecek.
Bizim aşklarımızı, ihtiraslarımızı, kıskançlıklarımızı, zaferlerimizi, yenilgilerimizi taşıyıp sonsuza kadar yas tutmayacak.
Bir gün hiç yaşamamışız gibi görünen bir sessizliğe karışacağız.
Ama bu, yaşarken yaptıklarımızın değersiz olduğu anlamına gelmiyor.
Tam tersine…
Geçici olduğumuz için yaptıklarımız daha da önemli.
Çünkü sonsuza kadar yaşamayacağız.
O yüzden mesele dünyada ne kadar kaldığımız değil.
Dünyadan geçerken neye dönüştüğümüz.
Bir insan mı olduk,
yoksa sadece arzularının peşinden sürüklenen bir canlı mı?
Bir iz mi bıraktık,
yoksa geçtiğimiz yerde birkaç kırık kalp ve birkaç unutulmuş hikâyeden başka bir şey mi bırakamadık?
Bence insanın kendine verebileceği en ağır hesap bu.
Çünkü dünya bizim yüzümüzden durmayacak.
Ama bir insanın hayatı, bizim yüzümüzden değişebilir.
Ve belki de ahlak dediğimiz şey tam olarak burada başlıyor:
Dünyanın bizim için durmayacağını bilip,
yine de başkasının dünyasını darmadağın etmemeyi seçmek.
Çünkü evet…
İnsanlık bitmiyor.
Sadece bizim çağımız geçiyor.
Dünya dönmeye devam ediyor.
Ama biz geçip giderken,
dünyanın içinden mi geçiyoruz,
yoksa birbirimizden nefret edecek kadar yoldan çıkmışlıkla birbirimizin içinden mi?
N.B.

