EVLİLİKTE GORÜNMEYEN ADALETSİZLİK
Bu yazı, hayatı eşiyle omuz omuza paylaşan, ev işini ve çocuk bakımını ortak sorumluluk olarak gören erkeklere değil; hâlâ bütün yükü kadının omuzlarına bırakan anlayışadır. Çünkü gerçek eş olmak, “yardım etmek” değil, sorumluluğu paylaşmaktır.
Sabah alarm çaldığında evde ilk mesai çoktan başlamıştır.
Çocukları uyandıran, kahvaltıyı hazırlayan, beslenme çantalarını kontrol eden, okul telaşını yöneten çoğu zaman annedir. Sonra kendi hazırlanır ve işine gider.
Aslında kadın, daha iş yerine varmadan ilk mesaisini tamamlamıştır.
İş yerinde herkes gibi çalışır, yorulur. Akşam olduğunda ise çoğu kadın için ikinci mesai başlar.
Yemek hazırlanır. Sofra kurulur. Çocuklarla ilgilenilir. Ödevler kontrol edilir. Çamaşırlar yıkanır, ev toparlanır, ertesi gün planlanır.
Çocuklar uyuduktan sonra bile annenin zihni çalışmaya devam eder.
İşte bu da görünmeyen üçüncü mesaidir.
Peki neden?
Neden aynı saatlerde çalışan iki insandan biri işten çıkınca gününü tamamlamış sayılırken, diğeri eve geldiğinde yeni bir mesaiye başlıyor?
Neden çocuklarıyla ilgilenen baba övgü alırken, aynı sorumluluğu her gün yerine getiren anne bunu yapmak zorundaymış gibi görülüyor?
Oysa o ev de, o çocuk da iki kişinindir.
Evlilik; aynı çatı altında yaşamak değil, hayatı ve sorumluluğu paylaşmaktır.
Çünkü ev işi yardım istemez; sorumluluk ister.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız:
Neden çalışan bir erkeğin tek mesaisi yeterli görülürken, çalışan bir kadının iki, hatta üç mesai yapması hâlâ normal karşılanıyor?
Kadınlar güçlü oldukları için değil, yükü tek başlarına taşımaya mecbur bırakıldıkları için bu kadar yoruluyor.