
Bir annenin kalbinden, bir kız çocuğunun ışığına…
Hayat bazen tek bir cümleyle ikiye ayrılır; öncesi ve sonrası diye.
Benim hayatım da 10 yıl önce, bir doktor odasında duyduğum birkaç kelimeyle bambaşka bir yöne savruldu. O an korkularım, hayallerim ve geleceğe dair bütün bildiklerim birbirine karıştı.
Ama bugün geriye dönüp baktığımda şunu biliyorum: O gün bana bir kayıp değil, sevginin en saf hâlini öğretecek eşsiz bir yolculuğun kapısı aralanmıştı.
Bazı çocuklar dünyaya sessiz bir mesajla gelir.
Onların mesajı kelimelerden oluşmaz.
Diplomalardan, unvanlardan ya da başarı belgelerinden de…
Onların mesajı sevgidir.
Saf, hesapsız, koşulsuz sevgi…
Ben bu gerçeği 10 yıl önce öğrendim.
Bir doktor odasında…
Henüz iki aylık hamileyken…
Hayatımın yönünü değiştirecek o cümleyi duyduğum gün.
“Bebeğiniz Down sendromlu olabilir.”
O an zaman durmuştu sanki.
Doktor konuşuyordu, ben dinliyordum ama duyduklarım kalbimde yankılanan tek bir soruya dönüşüyordu:
“Şimdi ne olacak?”
İnsan bazen geleceğin bütün yükünü birkaç saniyenin içine sığdırabiliyor.
O gün ben de öyle yaptım.
Yürüyecek mi?
Konuşacak mı?
Okula gidecek mi?
Hayata tutunabilecek mi?
Ben ona yetebilecek miyim?
Sorular büyüdü.
Gözyaşlarım büyüdü.
Kaygılarım büyüdü.
Ama fark etmediğim bir şey vardı.
Karnımda büyüyen yalnızca bir bebek değildi.
Benim yeniden doğuşum da büyüyordu.
Aylar geçti.
Kızım dünyaya geldi.
Adını Gül Meryem koyduk.
Gül…
Çünkü hayatı boyunca gülsün istedim.
Meryem…
Çünkü özel ve kıymetliydi.
Onu ilk kucağıma aldığım günü hâlâ dün gibi hatırlıyorum.
Doktorların anlattığı hiçbir şey aklımda değildi artık.
Kucağımda küçücük bir kalp vardı.
Sıcacıktı.
Masumdu.
Bana bakıyordu.
Ve sanki sessizce şöyle diyordu:
“Korkma anne…”
O gün anladım.
Ben bir tanıyla anne olmamıştım.
Bir çocuğa anne olmuştum.
Yıllar geçtikçe Gül Meryem büyüdü.
Onunla birlikte ben de büyüdüm.
Ben ona yürümeyi öğretmeye çalışırken o bana sabretmeyi öğretti.
Ben ona konuşmayı öğretmeye çalışırken o bana dinlemeyi öğretti.
Ben ona hayatı öğretmeye çalışırken o bana yaşamayı öğretti.
Çünkü bazı çocuklar öğretmen olarak gelir.
Onların sınıfı hayatın kendisidir.
Ve verdikleri derslerin sınavı yoktur.
Ama etkisi ömür boyu sürer.
Toplum özel çocukları çoğu zaman eksikleriyle tanımaya çalışıyor.
Ne yapamadıklarına bakıyor.
Ne söyleyemediklerine…
Ne öğrenemediklerine…
Ne başaramadıklarına…
Oysa ben her gün başka bir şey görüyorum.
Sevgi görüyorum.
Samimiyet görüyorum.
Şefkat görüyorum.
Merhamet görüyorum.
Anı yaşama becerisi görüyorum.
Biz büyükler yıllarca kişisel gelişim kitapları okuyoruz.
Seminerlere gidiyoruz.
Mutluluğun sırrını arıyoruz.
İç huzuru bulmaya çalışıyoruz.
Sonra bir özel çocuk çıkıyor karşımıza…
Bir gülüşüyle bütün öğrendiklerimizi özetliyor.
Çünkü onlar anı yaşıyor.
Çünkü onlar sevgiyi hesaplamıyor.
Çünkü onlar kalplerini saklamıyor.
En zor mücadelemiz Down sendromu olmadı.
Önyargılar oldu.
Bazen insanların bakışları…
Bazen duyduğumuz cümleler…
Bazen kapanan kapılar…
Bazen de hiç söylenmeyen ama hissedilen düşünceler…
Canımızı acıttı.
“Bu çocuk yapamaz.”
“Bu çocuk öğrenemez.”
“Bu çocuk uyum sağlayamaz.”
Oysa her çocuk öğrenir.
Bazen aynı anda…
Bazen farklı zamanda…
Bazen aynı yolla…
Bazen farklı yolla…
Ama öğrenir.
Yeter ki inanılsın.
Yeter ki fırsat verilsin.
Yeter ki yanında yürüyen insanlar olsun.
Gül Meryem bugün okuyabiliyor.
Yazabiliyor.
Düşüncelerini ifade edebiliyor.
Her öğrendiği yeni şeyde gözlerindeki ışığı görüyorum.
Ve kendi kendime soruyorum:
Eğer o gün korkularıma teslim olsaydım bu mucizelerin hangisine şahit olabilecektim?
Hiçbirine…
Özel çocuk sahibi olmak bana hayatın başka bir yüzünü gösterdi.
Bazı insanlar başarıyı notlarla ölçüyor.
Bazıları makamlarla.
Bazıları parayla.
Ben artık başka türlü bakıyorum.
Bir çocuğun ilk kez “anne” demesi başarıdır.
İlk kez arkadaş edinmesi başarıdır.
İlk kez kendi başına bir kitap okuması başarıdır.
İlk kez kendine inanması başarıdır.
Ve inanın…
Bu başarıların değeri hiçbir rakamla ölçülemez.
Bir doğa kampında özel annelerle oturup hayat hikâyelerini dinlediğimde bunu daha iyi anladım.
Her annenin gözlerinde farklı bir mücadele vardı.
Ama hepsinin kalbinde aynı sevgi vardı.
Biz birbirimizi anlatmadan anlıyorduk.
Çünkü aynı yolun yolcusuyduk.
Aynı duayı ediyorduk.
Aynı umudu taşıyorduk.
Çocuklarımızın kabul gördüğü bir dünya…
İşte bütün isteğimiz buydu.
Bugün dönüp hayatıma baktığımda şunu görüyorum:
Benim kızımın fazladan bir kromozomu olabilir.
Ama eksik olan o değil.
Eksik olan bazen insanların sevgisi…
Bazen anlayışı…
Bazen de empatisi…
Çünkü gerçek engel bedenlerde değil.
Gerçek engel kalplerde başlıyor.
Biz farklı değiliz.
Sadece hayata başka bir yerden bakıyoruz.
Biz eksik değiliz.
Sadece başka bir renkle boyanmışız.
Biz yük değiliz.
Biz hayatın unuttuğu güzellikleri hatırlatanlarız.
Ve bizler bu dünyadan geçerken geriye bir iz bırakıyoruz.
Bir sevgi izi…
Bir umut izi…
Bir farkındalık izi…
Bir insanlık izi…
Belki de bu yüzden diyorum ki:
Biz farklı değiliz.
Biz +1’iz.
Ve bu dünyaya +1 iz bırakıyoruz.
Günün birinde insanlar özel çocukların gözlerindeki ışığı gerçekten görebildiğinde anlayacaklar.
Onlar dünyayı değiştirmek için gelmediler.
Onlar bize insan olmayı hatırlatmak için geldiler.
Ve benim Gül Meryem’im…
Hayatıma bırakılmış en güzel izlerden biri oldu.
Belki de Rabbim bana onu gönderirken şöyle demişti:
“Sevginin en saf halini öğrenmeye hazır mısın?”
İyi ki hazırmışım.
İyi ki gelmiş.
İyi ki benim kızım olmuş.
Çünkü bazı çocuklar dünyaya yaşamayı öğretmek için gelir.
Ve onların bıraktığı iz, ömür boyu silinmez…
Gül Meryem’in Annesi Özlem
Yazardan Not:
Bu yazı, proje ve kitap yazarı İsmail Balat’ın hazırladığı “Birileri Yazdı” adlı eserde yer alan yaşam hikâyelerinden biridir.
Bu hikâyeyi paylaşmaktaki amacım yalnızca kendi yolculuğumu anlatmak değil; özel gereksinimli bireylerin ve ailelerinin yaşadığı duyguları, mücadeleleri ve umutları görünür kılmaktır.
Bugün aynı amaçla Velhasıl Kelam’daki köşe yazılarımda farkındalık oluşturmaya, özel çocuklarımızın toplumdaki yerinin önemini anlatmaya devam ediyorum.
Ayrıca “+1 Sevgi ile Özel Kalpler” YouTube kanalımızda uzman konuklarla gerçekleştirdiğimiz Engelsiz Yaşam Sohbetleri, aile deneyimleri, eğitim içerikleri ve farkındalık çalışmalarıyla daha fazla insana ulaşmayı hedefliyoruz.
Çünkü inanıyoruz ki;
Her çocuk değerlidir.
Her birey fırsat verildiğinde gelişir.
Ve sevgi, bütün farklılıkların ortak dilidir.
Biz farklı değiliz.
Biz +1’iz.
Ve birlikte bu dünyaya +1 iz bırakıyoruz.
Özlem Türüdü Velhasıl Kelam Köşe Yazarı +1 Sevgi ile Özel Kalpler YouTube Kanalı Kurucusu Gül Meryem’in Annesi
Velhasılıkelam Evrensel bakış