
Bazı şeyler anlatılmaz, yaşanır derler. Ama ben bazı şeyleri hiç yaşayamadan anlatmaya çalışıyorum.
Çünkü ben doğuştan koku alamıyorum.
Ne parfüm, ne kahve, ne yağmur sonrası toprak…
Benim için bu dünyada hiç koku olmadı.
Kulağa basit bir detay gibi geliyor olabilir.
Ama bazen bir eksiklik, en çok onun hiç var olmadığını fark ettiğinde acıtır.
Ben, yıllarca bunun farkında bile değildim.
Çocukken diğerleri “bu şey çok kötü kokuyor” deyince ben de suratımı buruştururdum.
Gerçekten kötü müydü, yoksa yüzlerini mükemmel taklit ettiğim için mi o tepkiyi veriyordum hatırlamıyorum. Biraz daha ergenleştiğimde “Bu koku nasıl?”diye sorsalar ne cevap vereceğimi bilemez, hep “idare eder” cevabımla geçiştiriyordum. Garipçe ,sesssizce bir görmezden gelişle susuyordum.
Ve evet ağır bir kabulleniş olsada gerçeğe zamanla alıştım. Koku diye bir şey olmadığını kabul ettim.
Çünkü bilmediğin bir şeyi özleyemezsin, değil mi?
Pandemi döneminde, bu yanımı bilmeyen biri yanımda “Covid olunca 10 gün koku alamadım, Allahım! Sanki yaşamıyor gibiydim, koku her şeymiş” dedi. O an! O an beni yıkmıştı… Koku ne demekti öyle? Ben yaşamıyor muyum aslında?.
Ama insan bazen bilmediği şeyi de özlermiş.
Ben en çok anne olduktan sonra özledim.
ÇOCUĞUMUN KOKUSUNU DUYAMAMAK..!
Duyduğumda içime işleyen bir cümle vardı:
“Bir annenin çocuğunu koklaması, hayattaki en doğal bağı oluşturur.”
Ben bu bağı sadece gözlerimle ve tenimle kurdum.
Onu kokladım evet, ama hissedemedim.
Yeni yıkanmış saçlarını, sıcak tenini, bana sarılışını…
Sadece ellerimle, kalbimle, gözlerimle kokladım.
Kokusunu hayal etmeye çalıştım. Ama bilmediğin bir şeyi hayal etmek…
O da çok zor.
Bazen gece, başını göğsüme koyduğunda
“Keşke şu an kokusunu duyabilsem,” diyorum içimden.
Sadece bir kez… Sadece bir an..! Bu yaranın acısını bir nebze olsun hafifletecekti belki.
HAYATIN GÖRÜNMEZ TARAFINDA YAŞAMAK
Kokusuz bir hayat; eksik ama sessiz bir hayattır.
Kimse fark etmez.
Bir uzvun eksik olsa görürler, ama burnun çalışmıyor diye kimse tutup sarılmaz sana.
Ama yine de…
Zamanla öğreniyorsun başka duyularla yaşamayı.
Ben kokusuz sevdim, kokusuz üzülüp kokusuz umutlandım.
Koklayarak değil ama hissederek yaşadım.
Kokusuz bir hayata doğdum belki ama,
bir çocuğun sıcaklığını, bir annenin kalp atışını, bir hayatın hikâyesini
derinlemesine duydum.
Ve belki de bu yüzden daha çok gözlemlemeye odaklandım, daha çok anladım ve her şeyi daha derin sevdim…
Bir sonraki yazımda yine bir farkındalık yaratabileceğim, önemsediğim başka bir konuda görüşmek dileğiyle hoşça kalın…
Velhasılıkelam Evrensel bakış