Gözlerin Diliyle Konuşulan O Eski Sevdalar
Bir siyah beyaz film karesi düşüyor aklıma… Yağmurlu bir İstanbul sokağında, tren garında ya da bir ahşap konağın pencere kenarında sadece gözleriyle konuşan iki insan. Bir bakışın ardında saklanan koskoca bir mahremiyet,…
Bir siyah beyaz film karesi düşüyor aklıma… Yağmurlu bir İstanbul sokağında, tren garında ya da bir ahşap konağın pencere kenarında sadece gözleriyle konuşan iki insan. Bir bakışın ardında saklanan koskoca bir mahremiyet, bir mendilin kenarına işlenmiş sessiz bir sadakat ve kelimelerin dahi kirletmekten çekindiği o tereddütsüz hürmet.
Şimdi dönüp etrafımıza bakıyoruz da, nerede o siyah beyaz filmlerdeki aşklar?
Günümüzde her şeyin hırsla tüketildiği, duyguların ekrandaki tek bir kaydırma hareketiyle harcandığı fırtınalı bir çağdayız. Hızın ve yüzeyselliğin revaçta olduğu bu zamanda, adına “aşk” denen hevesler ne yazık ki çabuk tutuşup çabuk sönüyor. Oysa eski Türk filmlerindeki sevdalar; sabrın, zarafetin ve edebin aynasıydı. El ele tutuşmaktan bile utanan, sevdiğinin gölgesine dahi saygı duyan o yürekler; aşkı bir tüketim nesnesi değil, ömürlük bir emanet olarak görürdü. Dokunmadan sevmenin, sadece varlığına şükretmenin zenginliği vardı o siyah beyaz karelerde.
Aşk, ne anlık bir arzu ne de çabuk geçen bir heves. Aşk; içinde hem derin bir sızıyı hem de sonsuz bir neşeyle harmanlanan o tarif edilemez dermanı barındıran mübarek bir dert. İlacı arandıkça güzelleşen, acısıyla pişiren, tatlılığıyla ruhu besleyen emsalsiz bir hal…
Peki ya o sessizce, kimselere duyurulmadan yaşanan platonik sevdalar? Belki de aşkın en katıksız, en lekesiz durağı orasıdır. Karşı taraftan hiçbir beklentiye girmeden, muhatabı dahi bilmeden bir kalbin kuytusunda büyütülen o masum duygu; zamana da kırgınlıklara da yenilmeyen en saf hazinedir. Kirlenmez, eksilmez ve bir ömür boyu ilk günkü tazeliğiyle insanın içini aydınlatmaya devam eder.
Siyah beyaz filmler geride kalmış olabilir; renkli camların arkasında sığlaşan duygular çağı kuşatmış da olabilir. Fakat biliyoruz ki kalbin gerçeği, edeple ve sabırla sevebilmekte saklıdır. Gözlerin diliyle konuşmayı unutmadığımız, sevdalarımıza hürmeti ve zarafeti yeniden katabildiğimiz gün; o eski filmlerin sıcaklığı yine içimizi ısıtmaya devam edecek.


