YAŞAMAK MI, ALIŞMAK MI…?
Bazen kendime şu soruyu soruyorum: Biz gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa yalnızca alıştığımız şeyleri mi tekrar ediyoruz? Sabah oluyor, uyanıyoruz. Aynı telaşlar, aynı yollar, aynı insanlar, aynı cümleler… Günler birbirini kovalıyor. Takvim değişiyor,…
Bazen kendime şu soruyu soruyorum:
Biz gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa yalnızca alıştığımız şeyleri mi tekrar ediyoruz?
Sabah oluyor, uyanıyoruz.
Aynı telaşlar, aynı yollar, aynı insanlar, aynı cümleler…
Günler birbirini kovalıyor.
Takvim değişiyor, mevsimler geçiyor, saçlarımıza birkaç beyaz daha düşüyor.
Ve biz bütün bunlara “hayat” diyoruz.
Oysa hayat yalnızca nefes almak, çalışmak, kazanmak, kaybetmek, yetişmek ve beklemekten mi ibaret?
Belki de insanın en büyük yanılgısı, alışmayı yaşamak sanmasıdır.
Bir şeye uzun süre katlanınca onun doğru olduğunu düşünüyoruz.
Bir yerde uzun süre kalınca oraya ait olduğumuzu…
Bir insanla yıllar geçirince onu sevdiğimizi…
Bir hayatı sürdürünce o hayatı seçtiğimizi…
Oysa alışmak, her zaman sevmek değildir.
Bazen insan yalnızca değiştirmeye cesaret edemediği şeyin içinde yaşamayı öğrenir.
Sonra bir gün, hiç beklemediği bir anda kendine sorar:
“Ben ne zamandır böyleyim?”
İşte asıl kırılma noktası belki de budur.
Çünkü insanın kendisine sorduğu en zor soru, “Nereye gidiyorum?” değildir.
“Ben gerçekten buraya gelmek istemiş miydim?” sorusudur.
Belki yıllarca başkalarının doğrularını kendi doğrularımız sandık.
“Böyle olması gerekiyor” dediler, öyle yaşadık.
“Artık çok geç” dediler, sustuk.
“İnsan değişmez” dediler, kendimizi değiştirmeye korktuk.
Oysa hayatın en büyük özgürlüğü, başkalarının bizim için yazdığı cümlelerin arasından çıkıp kendi cümlemizi kurabilmektir.
Çünkü insan yalnızca dışarıdaki duvarlarla hapsolmaz.
Bazen korkularımızla, alışkanlıklarımızla, geçmişimizle ve “el âlem ne der” düşüncesiyle kendimize görünmez duvarlar öreriz.
Sonra o duvarların içinde yıllarca yaşar ve adına kader deriz.
Belki kader dediğimiz şeylerin bir kısmı, hiç sorgulamadığımız seçimlerimizdir.
Belki özgürlük; istediğimiz her şeyi yapabilmek değil, neyi neden yaptığımızı bilecek kadar kendimizin farkında olmaktır.
Ve belki gerçek yaşam, insanın ilk kez kendisine dürüst olduğu yerde başlar.
Çünkü hayatın bir noktasında herkes durup kendi kalbine bakmalı.
“Ben mutlu muyum?” diye değil yalnızca…
“Ben kendim miyim?” diye sormalı.
Çünkü insan bazen mutsuz olduğu için değil, kendisi olmaktan uzaklaştığı için yorulur.
Yaşamak, sadece günlerin geçmesi değildir.
Yaşamak; bir sabah uyandığında içinde hâlâ merak edecek, sevecek, değiştirecek ve yeniden başlayacak bir şeylerin olduğunu hissetmektir.
Belki de yaşın hiçbir önemi yoktur.
Çünkü bazı insanlar yirmi yaşında tükenir, bazıları yetmişinde yeniden başlar.
Hayatın bize verdiği en büyük şans, geçmişi değiştirebilmek değil;
bundan sonrasına başka türlü bakabilmektir.
Ve belki bugün kendimize küçük bir iyilik yapıp şu soruyu sormalıyız:
Ben hayatımı mı yaşıyorum, yoksa hayatıma mı alıştım?
Cevabımız ne olursa olsun…
Henüz nefes alıyorsak, hikâyenin son cümlesi yazılmış değildir.
Çünkü bazen yeniden başlamak için başka bir hayata ihtiyacımız yoktur.
Kendimize yeniden dönmemiz yeterlidir.
— Yağmur’un Kaleminden 🌿


